Arşiv

  • Aralık 2019 (6)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)
  • Ağustos 2019 (12)
  • Temmuz 2019 (11)
  • Haziran 2019 (12)
  • Mayıs 2019 (14)
  • Nisan 2019 (13)
  • Mart 2019 (14)
  • Şubat 2019 (13)
  • Ocak 2019 (17)

    Etiketler

    ‘Başsız bırakma’ stratejisi ve çatışan tezler

    Nihat Ali Özcan, Dr.31 Temmuz 2019 - Okunma Sayısı: 426

    Türkiye’nin PKK ile mücadelesi farklı zeminlerde ve artan yoğunlukta hız kesmeden sürüyor. Siyasi ve diplomatik sahadaki mücadelenin sonuçları fazlaca hissedilmese de kolluk/askeri mücadelenin temposunda dikkat çekici bir artış var. Artışın esasını da tam zamanlı istihbarat imkânları ile desteklenmiş operasyonlar oluşturuyor.

    Bu kanaat, sadece güvenlik birimlerinin açıklamalarına dayanmıyor. Aynı zamanda PKK terör örgütünün verdiği tepki, taktiksel değişim ve liderlerinin ifadeleri ile de kendisini belli ediyor. Örgüt çok sayıda orta ve üst düzey yöneticisini kaybetmenin sarsıntısını telafi etme çabasında.  Bir yandan da Türkiye içinde izlediği taktiklerini gözden geçirmeye ve değiştirmeye zorlanıyor.

    Örgütün kimyasını olumsuz etkileyen değişimin nedeni, Türkiye’nin de sıklıkla başvurduğu, “liderlerin” elimine edilmesini merkeze alan “taktilerin” yoğun kullanılması. İlginç olan ise söz konusu yöntemin etkisi ve sonuçları konusunda terörizm ve ayaklanma üzerine çalışan araştırmacıların, ortak bir görüşe sahip olmamaları.

    Bazı uzmanlar, orta ve üst düzey liderleri hedef alan “başsız bırakma” stratejisinin terörle mücadelede de istenen faydayı sağlamayacağı, tam tersine ters tepeceği görüşündeler. Aynı uzmanlar özellikle üç konuya dikkat çekiyorlar. Bunların ilki, örgütün dayanıklılığının bu taktiğin etkisin azaltacağı ileri sürülmektedir. Çünkü örgütün dayanıklılığı sadece silahlı militanlardan değil, ona destek veren sempatizan ve yeraltı teşkilatında çalışan üyelerden oluşmaktadır. İkincisi, liderlerin etkisiz hale getirilmesinin örgüt içinde “ölü kahramanlar” yaratılarak, “menkıbeler üretilmesine” ve diğer üyelerin intikam arzusunun artmasına neden olacağı ileri sürülmektedir. Bu görüşün göz ardı ettiği husus, terör örgütlerinin “rasyonel” olmadığıdır. Oysa terör örgütleri, “zayıflıkları” nedeniyle daha fazla fayda maliyet hesabı yapmak zorundadırlar. Bunu göz ardı ettiklerinde “zarara” uğrayacaklarını bilirler. Son iddia, lidersiz kalan ya da merkezi denetimden uzaklaşan örgüt üyelerinin “merkezi yapının zayıflamasıyla küçük parçalara ayrılarak karar alacakları, bu nedenle terör öğürlerinin davranışlarının izlenmesi ve ön görülmesinin daha da zor olabileceği yönündedir.

    Öte yandan “başsız bırakma” taktiğinin işe yarayacağını iddia eden araştırmalarda söz konusudur. Buna göre, “başsız bırakma” stratejisi örgüt açısından mücadelenin hız kesmesine yol açacaktır. Haliyle devletin etkinlik ve terör sürecini sonlandırma şansı artabilir. Liderlere yönelik “operasyonlarda” artış örgütü terör saldırılarındaki şiddet yoğunluğunu ve sıklığı azaltacağını göstermektedir. Sonuçta her iki görüşün iddialarının doğruluğu diğer gelişmelerle de yakından ilişkilidir.

    Söz konusu tezlerin hangisinin daha geçerli olduğunu önümüzdeki günlerde görme şansımız olacak. Nitekim PKK, Türkiye’nin “başsız bırakma” taktiğinden o kadar bunalmış olmalı ki, Erbil’de Türk Konsolosluk çalışanına yönelik bir terör saldırısı gerçekleştirdi. Ancak bu eylemin, PKK açısından sonuçlarının öngörülenlerden daha büyük olması muhtemel. Bir yandan, Irak Kürdistan Bölge yönetiminin Türkiye ile yaptığı istihbarat işbirliği PKK’yı Kuzey Irak’ta zora sokarken, öte yandan Türkiye, ABD ve SDG/PYD’nin Suriye’de yeni bir siyasi/askeri zemin arayışlarını da baltalamış oldu.

     

    Bu köşe yazısı 30.07.2019 tarihinde Milliyet Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler: