Arşiv

  • Ekim 2022 (2)
  • Eylül 2022 (11)
  • Ağustos 2022 (11)
  • Temmuz 2022 (9)
  • Haziran 2022 (10)
  • Mayıs 2022 (10)
  • Nisan 2022 (12)
  • Mart 2022 (13)
  • Şubat 2022 (9)
  • Ocak 2022 (9)
  • Aralık 2021 (13)
  • Kasım 2021 (11)

    Yoksullukla mücadele için mali alan gerekiyor

    Fatih Özatay, Dr.02 Eylül 2022 - Okunma Sayısı: 286

    İkinci çeyrek büyüme oranı beklendiği gibi yüksek gerçekleşti. Bir yıl öncesine kıyasla yüzde 7,6 oranında arttı GSYH. Bir yıl öncesinin aynı döneminin GSYH’si yerine bir çeyrek öncesinin GSYH’sine göre de yüksek bir artış var: Yüzde 2,1. Dikkat çekici iki unsur şöyle: Özel tüketim harcamaları bir çeyrek öncesine kıyasla yüzde 3,9 oranında yükselirken, yatırım harcamaları yüzde 1,3 oranında düşmüş. Bir ölçüm hatası yoksa “fiyatları daha fazla artmadan bir an önce alayım” davranışı, enflasyonun harcama gücünü azaltıcı etkisine üstün gelmiş. Öte yandan artan risk ve krediye erişimde güçlükler yatırımları olumsuz etkilemiş.

    Büyüme açısından çok sevimsiz olgu şu: Büyüme kapsayıcı değil. Sokaktaki vatandaş büyümeden yeteri kadar pay alamıyor. Bunun en belirgin yansıması işgücünün GSYH’den aldığı payda son üç yılda gerçekleşen sürekli azalma. Az buz değil; 2020’nin ikinci çeyreğine kıyasla 11,4 puan düşüş var bu payda. Şu anda işgücünün GSYH’den aldığı pay yüzde 25,4’e inmiş durumda. Bunun ayna yansıması elbette sermayenin aldığı paydaki yükseliş.

    Mevcut program bir yandan enflasyonu ve riski yükseltiyor diğer yandan yoksulluğu artırıyor. Durumun sürdürülemez olduğu açık. Er ya da geç yeni bir ekonomi programı uygulanacak. Yeni programın mutlaka çözmesi gereken sorun yoksulluk ve onun ana nedenlerinden biri olan yüksek enflasyon.

    Yoksullukla mücadele açısından kamu maliyesinin durumu çok önemli. Ne yazık ki maliye politikasında manevra alanı giderek daralıyor. İlk nedeni elbette kur korumalı mevduat için Hazine’nin mevduat sahiplerine yaptığı ödeme; önemli bir tutara erişti. İkincisi, ‘kamu özel işbirliği (KÖİ)’ yatırımları için bütçeden verilen gelir garantileri. Bunların çoğu döviz cinsinden. Üçüncüsü, kamu borcunun milli gelire oranı artma eğiliminde. Geldiği düzey çok yüksek olmasa da hem bu artış eğilimi hem de borcun önemli bir kısmının döviz cinsinden olması sorun.

    Yeni ekonomi programının bu yükleri mümkün olduğunca azaltmaya çalışması gerekiyor. Özellikle döviz cinsi borç ve değişken faizli borç için bunu yapmak daha kolay. Riski çarpıcı biçimde düşürecek program, lirayı değerlendirir (kuru düşürür) ve faizleri azaltır. Bu süreçte döviz cinsinden yerleşiklerden borçlanmayı da giderek azaltmak gerekir. Döviz kurunun düşmesi ile zaten kur korumalı mevduatın Hazine’ye yükü kalmaz. Yine de buna güvenmemek ve sistemi tümüyle ortadan kaldırmak gerekir. En zor olanı KÖİ projeleri. Zorluk teknik değil; sonuçta ciddi yapılabilirlik raporları ile bu yatırımlarla verilen hizmetlerin makul bir kâr sağlayacak şekilde fiyatlarının ne olmasını hesaplamak mümkün. Zor kısım işin hukuki kısmı.

     

     

    Etiketler:
    Yazdır