Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV), Türkiye’nin doğal gaz politikasını kapsamlı biçimde değerlendiren “Türkiye’nin Doğal Gaz Merkezi Vizyonu: Piyasa Yapısı, Stratejik Sınırlılıklar ve Küresel Riskler” başlıklı raporunun ikinci bölümünü kamuoyuyla paylaştı.
TEPAV Enerji ve İklim Çalışmaları Merkezi tarafından hazırlanan raporun bu bölümünde, gaz merkezi olma iddiasının Türkiye’nin iç piyasa gerçekliğiyle ne ölçüde örtüştüğü analiz edilirken BOTAŞ’ın ithalat, iletim, depolama ve fiyatlandırma üzerindeki belirleyici rolü, EPİAŞ bünyesindeki spot doğal gaz piyasasının performansı, LNG ve boru hattı gazının arz sepetindeki payları ile swap mekanizmaları ve ihracatın genişleyen kapsamı birlikte değerlendiriliyor.
Ayrıca 2020’de Karadeniz’de keşfedilen Sakarya Gaz Sahası ile yerli üretimde ilk kez ölçekli bir ivme yakalandığı, ancak bu üretimin hâlen toplam tüketimin sınırlı bir bölümünü karşıladığı vurgulanıyor.
Serinin ikinci bölümünde öne çıkan başlıklar şöyle…
Piyasa yapısında kamu ağırlığı sürüyor
Rapora göre Türkiye’nin doğal gaz piyasası hukuken serbestleşmiş görünse de fiiliyatta yüksek düzeyde kamusal kontrol altında işlemeye devam ediyor. BOTAŞ’ın uzun dönemli kontratlar, iletim ve depolama altyapısı ile fiyatlama üzerindeki baskın konumu, rekabetçi ve şeffaf bir piyasa yapısının gelişimini sınırlandırıyor.
EPİAŞ spot piyasası derinlik sorunu yaşıyor
Çalışmada EPİAŞ bünyesindeki spot doğal gaz piyasasına ilişkin 2024 verileri de inceleniyor. Bulgular, işlem hacmi ve likiditenin düşük seyrettiğini; piyasanın güçlü ve güvenilir bir fiyat referansı üretme kapasitesine henüz ulaşamadığını ortaya koyuyor.
LNG ve ihracat esneklik sağlıyor, riskler sürüyor
Raporda LNG altyapısının genişlemesi, FSRU yatırımları, daha esnek sözleşme yapıları ve ihracat anlaşmalarının Türkiye’nin arz güvenliğini güçlendirdiği belirtiliyor. Buna karşın sözleşme koşullarına ilişkin şeffaflık eksikliği ile maliyet yapısına dair belirsizlikler, gaz merkezi vizyonunun önündeki temel risk alanları arasında sıralanıyor.
İkinci bölüm, Türkiye’nin altyapı ve tedarik esnekliği açısından bir enerji koridoru kimliğini güçlendirdiğini, ancak rekabetçi ve derinlikli bir doğal gaz piyasasının henüz inşa edilemediğini ortaya koyuyor. Serinin üçüncü bölümünde ise iklim hedefleri ile küresel dinamik ve risklerin bu vizyon üzerindeki etkileri ele alınacak; Türkiye’nin bu koşullar altında hangi politika tercihleriyle ilerleyebileceği tartışılacak.
Rapora buradan ulaşabilirsiniz.





