ProjelerAraştırmacılarTartışma Tebliğleri
Türkiye’nin PISA’daki yükselişinin arkasında ne var?

TEPAV’ın “Türkiye’nin PISA’daki Yükselişi Nasıl Okunmalı?” başlıklı raporu, Türkiye’nin PISA 2025’teki ilerlemesinin kaynaklarını ve öğrenci gruplarına nasıl yansıdığını inceledi. Fen ve okumadaki puan artışının örneklem değişiklikleriyle açıklanamadığı, Maarif Modeli’nden önce başlayan ölçme ve değerlendirme dönüşümüyle daha uyumlu olduğu belirtildi. En başarılı öğrenciler belirgin kazanımlar elde ederken matematikte öğrencilerin üçte birinden fazlası temel düzeyin altında kaldı.

Türkiye’nin PISA’daki yükselişinin arkasında ne var?
Yayın Tarihi:03/10/2026

Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV), “Türkiye’nin PISA’daki Yükselişi Nasıl Okunmalı?” başlıklı raporunu yayımladı. Eğitim Politikaları Program Danışmanı Dr. Ömer Açıkgöz ile Kalkınma Programı Direktörü H. Ekrem Cunedioğlu’nun hazırladığı rapor, Türkiye’nin yükselişinin ne kadar gerçek olduğunu, ne zaman başladığını, hangi gelişmelerle açıklanabileceğini ve kazanımlardan hangi öğrencilerin pay aldığını araştırdı.

OECD’nin 8 Eylül 2026’da açıkladığı PISA 2025 sonuçlarına göre Türkiye, fende 494 ve okumada 472 puanla ilk kez OECD ortalamasının üzerine çıktı. Matematikte ise 462 puanla OECD ortalamasıyla aynı düzeye geldi. Araştırmada, OECD’nin 2012–2025 dönemine ait yayımlanmış tabloları ile 2015, 2018, 2022 ve 2025 uygulamalarının öğrenci düzeyindeki verileri kullanılarak bu sonuçların arkasındaki değişim incelendi.

Fen ve okumadaki puan artışı örneklem değişikliklerine rağmen korundu

Araştırmanın bulgularına göre fen ve okumadaki yükseliş gerçek bir puan artışına dayandı. PISA’nın kapsamı dışında kalan öğrenci payındaki değişimin sonuçlara olası etkisi, kapsam dışına çıkan öğrencilerin tamamının en düşük başarı düzeyindeki öğrenciler olduğu varsayımıyla sınandı. Bu en olumsuz varsayımda bile fendeki 18,3 puanlık artışın 14,3 puanı korundu; okumadaki artış da belirgin kaldı. Matematikte ise artış hata payı içine indi.

Öğrencilerin okul türleri arasındaki dağılımının değişmesi de yükselişi açıklamadı. Artışın, okul türlerinin kendi içindeki iyileşmeden kaynaklandığı görüldü. Öğrencilerin okul türlerine dağılımı 2022’deki gibi kalsaydı fen ortalaması 18,3 yerine 24 puan artmış olacaktı.

Sıralamadaki yükseliş ile puan artışı ayrıştırıldı

Türkiye’nin OECD üyeleri arasındaki sırası 2022’den 2025’e fende 29’unculuktan 14’üncülüğe, okumada 30’unculuktan 13’üncülüğe, matematikte ise 32’ncilikten 23’üncülüğe yükseldi.

TEPAV’ın hesaplamalarına göre fendeki sıralama yükselişinin yüzde 90’ı Türkiye’nin kendi puan artışından geldi. Okumadaki yükselişin yüzde 62’si, matematiktekinin ise yüzde 56’sı diğer ülkelerin gerilemesinden kaynaklandı. Raporda, okuma ve matematikte sıralamanın puan artışının tek başına sağlayabileceğinden daha büyük bir ilerleme izlenimi verdiği, bu nedenle değerlendirmede asıl ölçütün puan değişimi olması gerektiği vurgulandı.

Puan artışı eğitim politikalarının uygulama takvimiyle birlikte incelendi

Türkiye’nin fen puanı 2012’den 2025’e 30,9 puan arttı. Bu artışın yüzde 59’u 2022–2025 döneminde gerçekleşti. Araştırmada, 2015’teki olağan dışı düşük ölçüm düzeltildiğinde 2015–2018 artışının küçük kaldığı, 2018–2022 artışının ise okul türlerinin kendi içindeki iyileşmeden çok mesleki ve teknik liselerin örneklemdeki payının düşmesinden geldiği görüldü. Okullardaki öğrenmeye yansıyan fen artışının büyük bölümünün 2022 sonrasına ait olduğu belirtildi.

Türkiye’nin 2022–2025 dönemindeki fen artışı, bir önceki dönemde benzer değişim gösteren ülkelerin ortalamasından yaklaşık 22 puan daha yüksek oldu. Bu farkın, artışı pandemi sonrasında kendiliğinden gelen bir toparlanmayla açıklamayı güçleştirdiği değerlendirildi. Okumadaki artışın yaklaşık yüzde 60’ı ise pandemi döneminde yaşanan puan kaybının telafisinden geldi.

Raporda, yükselişin Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ile ilişkilendirilmesi de uygulama takvimi üzerinden incelendi. Modelin öğretim programları liselerde 2024–2025 öğretim yılında yalnızca hazırlık ve 9. sınıflarda uygulanmaya başladı. PISA 2025’e katılan öğrencilerin yüzde 79,9’u ise 10. ve 11. sınıftaydı ve yeni programla hiç karşılaşmamıştı.

Bu öğrencilerin okul hayatı, Haziran 2018’de ilk kez uygulanan LGS’nin ve Ekim 2019’da 5., 6. ve 7. sınıflar için yayımlanan beceri temelli soruların yaygınlaştığı döneme denk geldi. Araştırmada, artışın bu daha eski ölçme ve değerlendirme dönüşümüyle daha uyumlu olduğu belirtildi.

Merkezî sınavlarda yaygınlaşan PISA benzeri sorulara alışmanın sonuçları açıklayıp açıklamadığı da incelendi. Çoktan seçmeli ve açık uçlu sorulardaki göreli başarı farkının 2022–2025 döneminde belirgin biçimde değişmemesi, çoktan seçmeli sorulara özgü büyük bir alışma etkisini dışladı. Bununla birlikte, örneklem okullarına yönelik hazırlıkların açık uçlu sorular üzerinde küçük bir etkisi olabileceği belirtildi.

Kazanımlar en başarılı öğrencilerde yoğunlaştı

Üç alanda birden üst başarı düzeyine ulaşan öğrencilerin payı 2022’de yüzde 0,8 iken 2025’te yüzde 2,5’e çıktı. Türkiye, karşılaştırılan 58 ülke içinde bu payı en çok artıran ülke oldu. Fen liselerinde matematikte üst düzeye ulaşan öğrencilerin payı yüzde 44,7’den yüzde 60,7’ye yükseldi. Mesleki ve teknik liselerde ise her 100 öğrenciden yalnızca biri bu düzeye ulaşabildi.

Matematikteki kazanımlar öğrencilere ve okullara eşit dağılmadı. Öğrencilerin üçte birinden fazlası 2025’te de temel düzeyin altında kaldı; başarı sıralamasının alt ucunda hata payını aşan bir ilerleme görülmedi. Öğrenciler arasındaki matematik puanı farklarının okullar arasındaki farklardan kaynaklanan payı da belirgin biçimde artarak yüzde 64’e çıktı.

Sosyoekonomik statüsü en düşük dörtte birlik gruptaki öğrencilerden, matematikte ülkenin en başarılı dörtte birlik grubuna girebilenlerin payı 2018’de yüzde 14,4 iken 2025’te yüzde 10,9’a geriledi. Raporda, bu öğrencilerin başarısının sabit bir ölçüte göre düşmediği, ancak ülke içindeki göreli konumlarının zayıfladığı vurgulandı.

Okula aidiyet güçlenirken devamsızlık arttı

Kendini okula ait hissettiğini söyleyen öğrencilerin payı 2015’ten 2025’e yüzde 61’den yüzde 80’e yükselerek OECD ortalamasının üzerine çıktı. Okulda kendini yalnız hissedenlerin payı ise yüzde 35’ten yüzde 17’ye geriledi.

Aynı dönemde, son iki hafta içinde en az bir tam gün okula gelmediğini söyleyen öğrencilerin payı yüzde 47’den yüzde 52,6’ya yükseldi. OECD ortalamasının yüzde 22,4 olduğu bu göstergede Türkiye, verisi bulunan 90 ülke arasında devamsızlığın en yaygın olduğu 11’inci ülke oldu.

Araştırmada, devamsızlığın düşük başarıyla birlikte görülmemesinin bu sorunu önemsiz kılmadığı belirtildi. Yalnızca devamsızlık günlerini azaltmaya odaklanmak yerine, okula geç kalmanın, derslerin kesintiye uğramasının ve devamsızlık nedenlerinin de izlenmesi gerektiği vurgulandı.

Akademik başarı dijital problem çözmeye aynı ölçüde yansımadı

PISA 2025’in yenilikçi alanı olan hesaplamalı problem çözmede Türkiye 472,9 puan alırken OECD ortalaması 500 oldu. Türkiye’deki öğrenciler, fen başarısı kendilerine benzeyen öğrencilerin ortalama 29,2 puan gerisinde kaldı. Türkiye, OECD üyeleri arasında bu açığın en büyük olduğu ülke oldu.

Derste programlama yapıldığını söyleyen öğrencilerin fen puanı da sosyoekonomik statüsü ve okul türü aynı olan akranlarından 25,2 puan düşük çıktı. Raporda, bu ilişkinin programlama etkinliklerinin hangi öğrencilerle ve hangi öğretim yaklaşımıyla yürütüldüğünün incelenmesini gerektirdiği belirtildi.

Dijital cihazı yanında olmadığında kaygı hissettiğini söyleyen öğrencilerin payı da 2022’den 2025’e yüzde 29,6’dan yüzde 33,5’e yükseldi. OECD ortalamasının neredeyse iki katına ulaşan bu oranla Türkiye, 89 ülke içinde dijital kaygının en yaygın olduğu üçüncü ülke oldu.

Ölçme ve izleme sistemlerinin güçlendirilmesi önerildi

Araştırma raporunda, bulgulardan hareketle dört politika önerisi sunuldu. Matematikte temel düzeyin altında kalan öğrencilerin hangi konularda geride kaldığının ulusal verilerle belirlenmesi; öğretim programı, öğretim yöntemleri ve ölçme yaklaşımının bu öğrencilerin ihtiyaçları doğrultusunda gözden geçirilmesi önerildi. Hedefli destek programlarının yaygınlaştırılmadan önce sınırlı sayıda okulda denenmesi istendi.

Okul gününün niteliği, devamsızlık nedenleri ve öğrencilerin iyi oluşuna ilişkin göstergelerin, Akademik Becerilerin İzlenmesi ve Değerlendirilmesi (ABİDE) araştırmasına eklenmesi önerildi. Hesaplamalı problem çözmedeki açığın ayrıca ölçülmesi, programlama etkinliklerinin ve dijital kaygının da bu araştırma kapsamında düzenli izlenmesi gerektiği belirtildi.

Ölçme, Değerlendirme ve Sınav Hizmetleri Genel Müdürlüğü'nün (ÖDSGM), örneklem okullarına yönelik hazırlıkların kapsamını ve içeriğini okul kimliklerini açıklamadan kamuya raporlaması istendi. Açık uçlu soruların nasıl puanlandığına ve kodlayıcılar arasındaki tutarlılığın nasıl denetlendiğine de bu raporlamada yer verilmesi önerildi.

Türkiye’nin bir sonraki PISA uygulamasında öğretmen anketine katılması ve bölgesel raporlama seçeneğini kullanması gerektiği vurgulandı. Maarif Modeli’nin etkisini ölçebilecek ilk uygulamanın PISA 2029 olacağı belirtildi.

Raporda, PISA’nın Türkiye için asıl değerinin eğitim sisteminin güçlü ve zayıf yönlerini, geride kalan öğrenci gruplarını ve politikaların sonuçlarını göstermesi olduğu hatırlatıldı. Ölçmenin kendisinin hedef haline gelmesinin bu değeri azaltacağı belirtilerek “PISA’ya hazırlanarak elde edilen bir puan, ülkenin kendi eğitim sisteminin zayıf çalışan yönleri hakkında öğrenebileceklerini sınırlar” uyarısına yer verildi.





Rapora buradan ulaşabilirsiniz.

Paylaş:
tepav

TEPAV web sitesinde yer alan yazılar ve görüşler tamamen yazarlarına aittir. TEPAV'ın resmi görüşü değildir.

© TEPAV, aksi belirtilmedikçe her hakkı saklıdır.

Söğütözü Cad. No:43 TOBB-ETÜ Yerleşkesi 2. Kısım 06560 Söğütözü-Ankara

Telefon: +90 312 292 5500

Fax: +90 312 292 5555

tepav@tepav.org.tr / tepav.org.tr

TEPAV veriye dayalı analiz yaparak politika tasarım sürecine katkı sağlayan, akademik etik ve kaliteden ödün vermeyen, kar amacı gütmeyen, partizan olmayan bir araştırma kuruluşudur.