ProjelerAraştırmacılarTartışma TebliğleriÜye Ol
EN
Podcast & Medya
Haber

TEPAV’dan fon krizi gölgesinde faiz uyarısı

TEPAV Para Politikası Çalışma Grubu’nun Ekim 2026 Para Politikası Değerlendirme Notu’nda, fon krizi yaşanmasaydı politika faizinin 200 baz puan indirilerek yüzde 35’e düşürülebileceği ancak fon krizinin yarattığı belirsizliklerin temkinli olmayı gerektirdiği belirtildi. Bu çerçevede, politika faizinin yüzde 37’de sabit tutulmasının yerinde olacağı ifade edildi. Notta ayrıca, geri dönmeyen kredilerde yaşanabilecek artış, şirketlerdeki likidite yetersizliği ve olası bilanço zafiyetlerine ilişkin ihtiyati önlemlerin ele alınmasının önemi vurgulandı.

TEPAV Para Politikası Çalışma Grubu’nun Ekim 2026 tarihli 31’inci Para Politikası Değerlendirme Notu yayımlandı. Notta, son Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısının ardından yaşanan fon krizinin ekonomiye duyulan güveni olumsuz etkilediği belirtildi. Enflasyon hedefinin yükseltilmesi ve eylül ayı enflasyon gerçekleşmesinin faiz indirimi için alan oluşturduğu, ancak fon krizinin yarattığı belirsizliklerin para politikasında temkinli olmayı gerektirdiği vurgulandı.

200 baz puanlık indirim yerine temkinli duruş

Değerlendirme notunda, kasım ve aralık aylarında baz etkisi nedeniyle yıllık enflasyonda gözlenen iyileşmenin durması ihtimali bulunsa da fon krizi yaşanmasaydı politika faizinin 200 baz puan indirilerek yüzde 35’e düşürülebileceği belirtildi. Ancak fon krizinin yarattığı belirsizlikler nedeniyle politika faizinin yüzde 37’de sabit tutulmasının yerinde olacağı ifade edildi.

Geri dönmeyen krediler ve bilanço riskleri

Fon krizi nedeniyle gelecekte daha da artma ihtimali bulunan geri dönmeyen krediler, şirketlerdeki likidite yetersizliği ve benzeri bilanço zafiyetlerine yol açabilecek sorunlar da değerlendirme notunda yer aldı. Çalışma Grubu, bu sorunların hafifletilmesi için gerekli ihtiyati önlemlerin Merkez Bankası tarafından Finansal İstikrar Komitesi’nde gündeme getirilmesi gerektiğini belirtti.

Fon krizi ve MSCI kararının yarattığı riskler

Notta, finans piyasalarında bu tür krizleri önlemekten sorumlu kurumların gerekli yasal yetkilere sahip olmalarına rağmen fon krizinin yaşanmış olmasının üzerinde dikkatle durulması gerektiği vurgulandı.

Küresel portföy yatırımcılarının referans aldığı endeks sağlayıcısı MSCI’ın 15 Ekim 2026’da Türkiye endekslerindeki belirli değişiklikleri dondurma kararı aldığı hatırlatıldı. Fon krizine ilişkin belirsizliklerin sürmesi ve MSCI’ın aldığı kararın Türkiye ekonomisi açısından yeni ve önemli bir risk kaynağı haline geldiği ifade edildi.

Çalışma Grubu, ekonomi programının eksikliklerinin enflasyonla mücadeleyi zorlaştırmasının yanı sıra fon krizinin finansal sistemin sağlıklı işleyişine ilişkin önemli sorunlar yaşanabileceğini gösterdiğini belirtti. Merkez Bankası’nın, piyasalarda güveni sağlayacak tedbirler alınana kadar bu gelişmeyi de dikkate alması gerektiği vurgulandı.

Enflasyon yüksek ve dar bir aralıkta seyrediyor

Eylül 2026’da yıllık tüketici enflasyonu yüzde 29,73 ile G20 ülkeleri arasındaki en yüksek oranlardan biri oldu. Aylık enflasyon yüzde 1,84, mevsim hareketlerinden arındırılmış aylık enflasyon ise yüzde 1,61 olarak gerçekleşti. Yıllık enflasyon, Temmuz 2025-Eylül 2026 döneminde yüzde 29,7 ile yüzde 33,5 arasında seyretti.

Enflasyon beklentilerinin çıpalanamamasının fiyatlama davranışlarındaki ataleti sürdürdüğü belirtilen notta, 2026 yıl sonu enflasyonunun güncellenen hedefi aşmasının beklendiği, ekonomi programının eksiklikleri ve yaklaşan seçimler nedeniyle 2027 için belirlenen yüzde 21’lik hedefe ulaşılmasının da zor göründüğü ifade edildi.

Enflasyon hedeflerindeki uyumsuzluk güveni azaltıyor

2027-2029 dönemi Orta Vadeli Programı’nda (OVP) 2027 yıl sonu enflasyon hedefinin yüzde 21 olarak belirlenmesine karşılık, TCMB’nin 13 Ağustos 2026’da yayımladığı Enflasyon Raporu’nda yüzde 15 hedefini koruduğu hatırlatıldı. Bu uyumsuzluk, para politikasına güveni azaltıcı bir gelişme olarak değerlendirildi.

Notta, ekonomi programının enflasyonu kalıcı biçimde düşürecek politika adımlarını kapsamaktan uzak olmasının hedeflerin sık sık yukarı yönlü güncellenmesine, bunun da beklentilerin hedeflerden yüksek düzeylerde kalmasına yol açtığı belirtildi.

Kurumsal bağımsızlık ve yapısal reform ihtiyacı

Değerlendirmede, küresel piyasalardaki risk algısında bozulma işaretleri bulunduğu; küresel enflasyondaki artış, merkez bankalarının faiz artış döngüsüne girmesi, gelişmiş ülke tahvil faizlerindeki yükseliş ve teknoloji ile yapay zekâ sektörleri kaynaklı hisse senedi dalgalanmalarının bu gelişmede etkili olduğu ifade edildi.

Yurt içinde ise hukukun üstünlüğünün sağlanması, adil ve hızlı çalışan bir yargı sisteminin oluşturulması ve yeni bir kalkınma stratejisinin geliştirilmesi gerektiği vurgulandı. Maliye politikasının enflasyonla mücadeleyi desteklemesi için kapsamlı vergi reformu, kayıt dışılıkla mücadele, kamu harcamalarının etkin biçimde yeniden yapılandırılması ve koşullu gelir garantilerinin gözden geçirilmesi öne çıkan öneriler arasında yer aldı.

BDDK, SPK, TCMB ve TÜİK gibi kurumların politik baskıya karşı bağımsızlığını güçlendirecek yasal düzenlemelerin önemine işaret edilirken, finansal sistemden sorumlu kurumların görevlerini yerine getirmesini engelleyen unsurların belirlenmesi gerektiği belirtildi. Merkez Bankası rezervlerinin yakından izlenmesi; verimlilik, yeşil dönüşüm, eğitim ve gelir eşitsizliği alanlarındaki yapısal reformların sürdürülmesi de önerildi.

Çalışma Grubu ayrıca, Merkez Bankası Kanunu’nun 42’nci maddesi uyarınca, enflasyon hedeflerine ilan edilen sürelerde ulaşılamama olasılığı ortaya çıktığında nedenlerin ve alınması gereken önlemlerin kamuoyuna açıklanmasına ilişkin hükmün gereğinin yerine getirilmesi gerektiğini yineledi.




TEPAV Para Politikası Değerlendirme Notu'na buradan ulaşabilirsiniz.

Paylaş