logo tobb logo tobbetu

Yönetişim Sempozyumunda Bölgesel Kalkınmanın Geleceği Konuşuldu 9. Bölgesel Kalkınma ve Yönetişim Sempozyumu dünya örnekleriyle bölgesel kalkınmamın geleceğini tartıştı.
Haber resmi
17/12/2014 - Okunma sayısı: 1836

ANKARA – TEPAV’ın gelenekselleşen Bölgesel Kalkınma ve Yönetişim Sempozyumlarının dokuzuncusu 17 Aralık 2014 Cuma günü yapıldı. TEPAV İcra Direktörü Yardımcısı Emin Dedeoğlu’nun açılış konuşmasıyla başlayan sempozyumda ülke örnekleriyle birlikte dünyada ve Türkiye’de bölgesel kalkınmanın geleceği masaya yatırıldı.

Sempozyumun birinci oturumunda konuşan London School of Economics’ten Andres Rodriguez Pose  “Kurumlar ve Kalkınma Politikalarının Sonuçları: AB Bölgesel Kalkınma Politikalarından Bulgular” başlıklı bir sunum yaptı. Pose sunumunda ekonomik kalkınmada kurumların oynadıkları kilit rolden bahsederek kurumlar ve stratejiler arasındaki dengenin önemine dikkat çekti. Stratejilerin başarıya ulaşması için kurumların belirli niteliklere sahip olması gerektiğini ifade eden Pose, bölgesel kalkınma için yerel kurumların genelde daha katı olan merkezi kurumlar kadar önemli olduğunu vurguladı. Pose, “’Bir çözüm herkes için geçerlidir’” anlayışına son verilmelidir. Bunun yerine her bölgenin ihtiyaçlarına yönelik stratejiler üretilmeli, bu stratejiler esnek olmalı ve yerel düzeyle uyumlaştırılmalıdır.” şeklinde konuştu. Yatırımların bölgesel kalkınmadaki rolüne de değinen Pose, “Yatırımlar önemli. Ancak yatırımların yanı sıra yerel yönetimlerin kalitesini artırmak için daha fazla çaba harcamak gerekiyor.” dedi. Türkiye’de bölgesel gelişmişlik farklarının çok ciddi boyutlarda olduğunu anımsatan Pose, İstanbul ve Ankara gibi büyük kentlerde elde edilen ilerlemenin ülkenin geri kalanına yayılma garantisi olmadığını, bu nedenle geride kalmış bölgelerin kendi potansiyelleri değerlendirilerek buralarda büyümenin teşvik edilmesi gerektiğini belirtti.

Birinci bölümün ikinci konuşmasını ODTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü’nden Ayda Eraydın yaptı. Eraydın, “Yeni Bölgesel Politikalar Üzerine Düşünmek: Türkiyedeki Bölgelerin Başarımları ve Yetenekleri” başlıklı sunumunda 1980-2008 dönemi arasındaki iç dinamikler ve potansiyele dayalı büyüme dönemini özetleyerek rekabet gücü odaklı bölgesel kalkınma yaklaşımını değerlendirdi. 2000’lerde ortaya çıkan gayrimenkul ve inşaat odaklı büyüme modelinin sürdürülebilirliğini gündeme getiren Eraydın, ileri sanayi payının büyümede belirleyici bir nitelik olduğunu, yenilikçiliğin henüz bölgelerin büyümesinde öne çıkamadığını, dış dünya ile eklemlenme konusunun ve girişimciliğin büyümede önemli olduğunu ortaya koydu. Eraydın ayrıca yeni rekabetçi uzmanlaşma alanlarının üretilmesi gerektiğinin ve böylece sürdürülebilir rekabet gücünün oluşturulabileceğinin altını çizdi.

Polonya ve Brezilya’nın Bölgesel Kalkınma Deneyimi

Ülke örnekleriyle birlikte Türkiye’de bölgesel kalkınma gündeminin tartışıldığı ikinci oturumda ilk konuşmayı Dünya Bankası’ndan Jose Guilherme Reis yaptı. Brezilya’nın bölgesel kalkınma öyküsünü incelediği “Bölgesel Eşitsizlikler ve Bölgesel Siyaset” başlıklı sunumunda Reis Brezilya’da 1872-2000 yılları arasındaki mekânsal eşitsizlikleri çeşitli verilerle ortaya koyarak, bu eşitsizlikleri gidermeye yönelik üretilen strateji ve politikalar hakkında bilgi verdi. Reis, üretim sektörlerini finanse etmek amacıyla oluşturulan üç farklı bölgesel gelişme fonunun bölgesel eşitsizlikleri azaltmada oynadığı önemli rolünün altını çizdi. Brezilya’da bölgesel politikaya çok fazla kaynak ayrıldığını belirten Reis, ülkedeki federal yapının belediyelere geniş bir hareket alanı vermesinin rolüne dikkat çekti.

Toplantıda Polonya’nın bölgesel kalkınma deneyimini Polonya Kalkınma ve Altyapı Bakanlığı’ndan Piotr Zuber aktardı. Zuber, hızla büyüyen ve Türkiye’dekine benzer bir kurumsal yapıya sahip olan Polonya’nın uzun vadeli (2030) ve orta vadeli (2020) Ulusal Kalkınma Stratejilerinden ve bu iki stratejinin birbirleriyle bağlantılarından bahsetti. Zuber, stratejilerin ana hedefleri olan “modernizasyon alanı, difüzyon alanı ve verimlilik alanı” kavramları hakkında da bilgi verdi. Zuber, bölgesel kalkınma ve uyum politikasının Polonya’nın planlama kapasitesini iyileştirmeye yönelik daha kapsamlı bir sistemin bir parçası olduğuna dikkat çekerek, bu stratejide merkezi yönetimin diğer aktörlere göre daha az pay sahibi olduğunu belirtti. Zuber, stratejilerin başarıya ulaşması için gerekli faktörleri kalkınma meselesine daha geniş çerçeveden bakmak, karmaşık ve sofistike bir program hazırlamak, ulusal, bölgesel ve yerel koordinasyonu sağlayarak sistemi güçlendirmek, siyasi seviyede anlaşılır bir strateji oluşturmak ve paydaşların bir araya geldiği ve istişarede bulunduğu bir alan yaratmak şeklinde özetledi.

Bingöl: “İzmir Vatandaş Toplantısı Gerçekleşmiş Bir Hayal”

Oturumun son konuşmacısı Kalkınma Bakanlığı Bölgesel Gelişme ve Yapısal Uyum Genel Müdürü Nahit Bingöl ise Türkiye’nin son dönemdeki bölgesel gelişme politikalarını ve gelecek gündemini değerlendirdi. Bölgesel gelişme politikalarının stratejik, kurumsal ve operasyonel unsurlarından bahseden Bingöl, söz konusu politikaların hedeflerini rekabet gücünün artırılması, bölgesel eşitsizliklerin azaltılması ve kurumsallaşma olarak özetledi. Bingöl, 2004-2011 döneminde Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde kişi başına katma değerde kaydedilen iyileşmeye dikkat çekti.

Bölgesel kalkınmada bireyleri etkin kılarak güçlendirmeyi amaçlayan aşağıdan yukarıya örgütlenmenin önemine işaret eden Bingöl, bu bağlamda TEPAV ve İZKA tarafından 12 Mayıs 2013’te gerçekleştirilen “2014-2023 İzmir Bölge Planı için Vatandaş Toplantısı”nı bölgesel kalkınmada örnek bir yaklaşım olarak değerlendirdi. Bingöl, “Paydaşlara bölgesel kalkınmadan ne anlıyorsunuz sorusunu sordurmamız gerekiyor. İzmir toplantısı gerçekleşmiş bir hayaldi.” şeklinde konuştu.

Tekeli: “Yeni Bir Paradigmaya İhtiyaç Var”

Toplantının son oturumunda İlhan Tekeli genel bir değerlendirme yaptı. 60 yıldır bölgesel gelişmenin ekonomi paradigması içinde tartışıldığını, 26 bölge planının da aynılığının bundan kaynaklandığını, alternatif paradigmaların düşünülmesi gerektiğini belirten Tekeli, “’insan odaklı siyaset’ ve ‘tarihsel coğrafya’ yaklaşımlarından farklı bir paradigma ortaya çıkabilir mi?” sorusunu ortaya attı. Türkiye’nin bölgesel kalkınma alanında kendi kavramlarını üretmesinin gerektiğini ifade eden Tekeli, “Bölgenin özgüllüklerini yeniden üretecek bir paradigmaya ihtiyaç var. Bu soruyu yanıtladığınızda Kürt sorununa da, ekonomiye de, insana da cevap verebilirsiniz.” dedi. Tekeli, paradigma üretme sürecinde politik alanın endojen bir faktör olarak dikkate alınabileceğine dikkat çekti. Türkiye’nin orta gelir tuzağında olduğunu sözlerine ekleyen Tekeli, orta gelir tuzağını aşmak için kalkınma stratejisi ile mekânsal stratejinin ortak biçimde nasıl çalışacağının düşünülmesi gerektiğini vurguladı.

Yazdır

« Tüm Haberler