Arşiv

  • Ağustos 2017 (12)
  • Temmuz 2017 (21)
  • Haziran 2017 (23)
  • Mayıs 2017 (20)
  • Nisan 2017 (19)
  • Mart 2017 (21)
  • Şubat 2017 (16)
  • Ocak 2017 (20)
  • Aralık 2016 (19)
  • Kasım 2016 (22)
  • Ekim 2016 (18)
  • Eylül 2016 (17)

    Etiketler

    Amazon'da Piketty stokları tükendi

    Güven Sak, Dr.06 Mayıs 2014 - Okunma Sayısı: 1541

    Pikketty unuttuğumuz kadim kavramları hatırlatıyor. Marksist kavramlarla konuştuğu için değil, planlama kavramları ile konuştuğu için.

    Thomas Piketty bir kitap yazdı. Kitap bu yıl Mart ayında İngilizce olarak yayımlandı. Marx’ın “Kapital”i 1867 yılında yayımlanmıştı. İngiliz The Economist dergisi ilk kez 1907 yılında, yayımlanışından tam 40 yıl sonra, Marx’ın “Kapital”inden bahsetmişti. Pikketty’nin “21’inci Yüzyılda Kapital” kitabı ise evvelki hafta The Economist’teydi. Dün baktığımda dünyanın en büyük sanal kitapçısı Amazon “21’inci Yüzyılda Kapital” için “stoklarımız geçici olarak tükenmiştir” diyordu. Elektronik okuma aracı Kindle’ınız varsa, kitabı Amazon’dan hemen edinmek mümkün ama elinizde tutup, kokusunu alıp, altını çizmek istiyorsanız artık eskisinden biraz daha fazla beklemeniz gerekecek. Neden? Neden derken yalnızca bu konu neden ilgi çekiyor diye sormuyorum, aynı zamanda neden özellikle Piketty kitabının ilgi uyandırdığını da merak ediyorum doğrusu. Daha bundan iki yıl kadar önce Nobel ödüllü iktisatçı Joseph Stiglitz tam da aynı konuda bir kitap yazmıştı. Ama bakın “Eşitsizliğin Bedeli”benzer bir çılgınlığa neden olmadı. Neden? OECD bir kaç gün önce yepyeni bir çalışma yayımladı. Çalışmanın adı “OECD Ülkelerinde Gelirler ve Vergileme: Bu Kriz İşin Rengini Değiştirebilir mi?” İşin rengindeki değişim ifadesini çalışmanın adındaki “game changer” kelimesini karşılamak için kullanıyorum. Ne diyor? Tam da herkesin dediğini diyor. Stiglitz’in iki yıl önce dediğini, Piketty’nin bu kitabıyla söylediğini tekrarlıyor. OECD ülkelerinde 1981 yılından 2012 yılına en üst yüzde 1’lik gelir grubunun toplam gelirden aldığı payın, en sosyal demokrat Avrupa ülkelerinde bile yüzde 70 civarında arttığını söylüyor. Amerika’da en yüksek yüzde 1’lik gelir grubunun gelirden aldığı pay son otuz küsur yılda ikiye katlıyor; yüzde 10’un altındayken, %20’ye ulaşıyor. Ne oluyor? Yüzde 1 en baştan gelirin %20’sini alıyor. Danimarka’da ise bu yüzde 1’in gelirden aldığı pay %5’lerden yüzde 7’ye yükseliyor. Ayrıca 1975 yılından 2007 yılına gelirdeki kümülatif artışın paylaşımı bazı ülkelerde ciddi olarak bozuluyor. Amerika’da gelirdeki otuz iki yıllık artışın %47’si en tepedeki yüzde 1’e gidiyor. Aynı oran, İngiltere’de yüzde 20 oluyor. Ne oluyor? Gelir dağılımında en üst gelir diliminde yer alanlar, özellikle bazı ülkelerde gelirin artan bir bölümüne el koyuyorlar. Ne oluyor? Yüzde 1’dek yerlerini sağlamlaştırıyorlar. Özellikle bazı ülkelerde toplumsal hareketlilik imkânı azalıyor. Hangilerinde? Bana sorarsanız, yeniliklerin, fikri mülkiyet haklarının giderek daha önem kazandığı ülkelerde. Piketty kitabının anlattığı da bu, Stiglitz’in anlattığı da tam bu. Peki, rakamlarla gösterilen bu eşitsizlik durumu geleceğin eşitsizliğini yeniden üretiyor mu? Evet. Kötü bölüşüm, yarın için daha kötü bölüşümün kapısını açıyor. Toplumsal hareketliliği zorlaştırıyor. Stanford Üniversitesi’nden Sean Reardon zengin ve yoksul aile çocuklarının test skorları arasındaki farkın son 25 yılda yüzde 40 genişlediğini gösteriyor. Ne oluyor? Zengin çocukları 25 yıl önceye göre artık yoksul çocuklara test sonuçlarında yüzde 40 daha fazla fark atıyorlar. Eşitsizlik, eşitsizliği besliyor. 

    Toplumun giderek daha geniş bir kesiminin sistemimizde bir işlevi kalmıyor. İyi ya da kötü değil. Böyle. Vakıa ile kavga edilmez. Olsa olsa ne yapılacağı tartışılır. Stiglitz ve Piketty’nin yaptıkları tam da bu. Öncelikle vakıayı anlatıyorlar. “Dil ağrıyan dişe gider” misali bu tür kitaplar bu ara iyi satıyor. Bu ilk nokta. Peki, Piketty’nin kitabı rekorlar kırarken tamamiyle aynı konudan bahseden Stiglitz’in kitabı neden bu kadar ilgi uyandırmıyor? Ben bu ara biraz da buna takmış durumdayım. İlk izlenimimi paylaşmak isterim, müsaadenizle. Ben Piketty’nin kitabının Marx’ın Kapital’ine benzediği için ilgi çektiğini düşünüyorum. Bunu üç noktada açıklamak isterim. Birincisi, Piketty elbette Marx değil ama kitabın havası aynı Kapital havası gibi. Nasıl? Eşitsizliği genel bir sistem sorunu olarak tartışıyor. Yapısal bir mesele olarak ele alıyor. İkincisi, Piketty, Marx’la alakası olmayan sermaye hasıla katsayısı gibi plancılara özgü eski kavramları başarılı bir biçimde arka arkaya ekleyerek yeni ve farklı bir hava estiriyor. Üçüncüsü, aynı Marx’ta olduğu gibi kendi içine kapalı bir üslupla, o planlamacı kavramsal çerçeve içinden konuyu anlatıyor. Marx yıllar önce kendine özgü bir kavram kutusu getirmişti bize. Piketty de öyle yapıyor bana kalırsa. Meseleyi yapısal bir sorun olarak alan bu anlatım biçiminin yanında, Stiglitz’in anlattıkları daha çok geçici bir anı, sistemin özüne ait olmayan geçici bir düzensizliği anlatıyor gibi duruyor. Piketty tüm bunların bir nevi kapitalizmin özü ile alakalı olduğunu ima eden bir söylemle anlatıyor, aynı Karl amca gibi. Bildiğimiz iktisada yabancı, ama planlama deneyiminden gelenlere son derece tanıdık bir tını bırakıyor okuyanın aklında. O nedenle, Pikketty bize unuttuğumuz kadim kavramları hatırlatıyor. Marksist kavramlarla konuştuğu için değil, o eski planlama kavramları ile konuştuğu için. Bölüm bölüm zevkle okuyorum.

    untitled.600px

    Bu köşe yazısı 06.05.2014 tarihinde Radikal Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler: