Arşiv

  • Temmuz 2020 (3)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)
  • Ağustos 2019 (12)

    Etiketler

    Daralmaya karşı maliye politikası ve kamu borcu
    Fatih Özatay, Dr. 07 Şubat 2020
    Ekonomileri küçülürken sıkı maliye politikası uygulamak zorunda kalan ülkelerin -bazı koşullar dışında- ekonomilerini daha da küçülten bu davranışı neden sergiledikleri önemli bir araştırma konusu. Son yazımda, çok sayıda ülkeyi kapsayan çok sayıdaki araştırmanın ulaştığı sonuçları özetlemiştim: Bu ülkelerin ortak özelliklerinden biri kamu borcunun milli gelire ya da vergi gelirlerine oranının yüksek olması. [Devamı]
    Ekonomi küçülürken sıkı maliye politikası kader mi?
    Fatih Özatay, Dr. 05 Şubat 2020
    Ekonomileri küçülürken sıkı maliye politikası uygulamak zorunda kalmaları, sorunlu ülkelerin ortak özelliklerinden bir tanesi. Farklı bir ifadeyle, sorunlu ülkeler, ekonomilerindeki küçülmeyi azaltmak ve bir an önce tekrar büyüme patikasına sokmak için kamu harcamalarını artıramıyorlar ve vergi oranlarını düşüremiyorlar. Aksine tam tersini yapmak zorunda kalıyorlar. Bu tür politikaya, ‘döngüye paralel’ politikalar deniliyor. Oysa ‘normal’ ülkeler, ekonomileri küçülürken kamu harcamalarını artırıp vergileri düşürebiliyorlar (karşı-döngüsel politikalar). [Devamı]
    Amazon hem cennetimiz, hem de cehennemimizdir
    Güven Sak, Dr. 04 Şubat 2020
    Bugün aklımda, birbirine bağlı olduğunu düşündüğüm iki ayrı hadise var. Birisi iktisadi, öteki siyasi. Birisi geçen hafta oldu, ikincisi bu haftanın konusu olacak. İktisadi olan haberle başlayayım: Amerikan e-ticaret devi Amazon, Ocak 2020 sonu itibariyle, Trilyonerler Kulübü’ne girdi ve çıktı geçtiğimiz Cuma günü. Böylece Apple, Microsoft, Alphabet ile birlikte Amazon da ilk kez piyasa değeri 1 trilyon dolar olan şirketler arasına katılmış oldu. [Devamı]
    Ekonomi programını gözden geçirmek gereği
    Fatih Özatay, Dr. 31 Ocak 2020
    Son yazımda ekonomi programının temel açmazını tartışmıştım: Tasarruf düzeyi yetersiz olan bir ülkede reel faizin çok düşük bir düzeyde olması –hatta eksi bölgede kalması- isteniliyor. Başka açmazlar da var. İçinde bulunduğumuz düşük büyüme ve yüksek işsizlik oranı ortamından bir an önce çıkmak için uygulanmak istenilen politika, programın Türkiye’yi dış borçlanmaya bağımlı yapıdan kurtarmak nihai hedefi ile de çelişiyor. Şöyle: [Devamı]
    Mevcut ekonomik program ve hedeflenen ekonomik yapı
    Fatih Özatay, Dr. 24 Ocak 2020
    Amaçlananı şöyle belirtebiliriz: Üretimimizin yapısı değişsin: İhracata dayalı bir ekonomi oluşturalım ve dış borçlanmaya bağımlılığı azaltalım. Bu amaca ulaşabilmek için uygulanmak istenilen ekonomi politikasını şöyle özetlemek mümkün sanırım: [Devamı]
    Miyopik bir tercih: Döviz cinsinden borçlanma
    Fatih Özatay, Dr. 22 Ocak 2020
    2001 krizinden sonra uygulamaya koyduğumuz ekonomi programının başarılı sonuçlarından biri de Hazine’nin döviz cinsinden borcunun toplam borcu içindeki payının önemli ölçüde düşmesiydi. 2003 başında bu oran %58 düzeyindeydi. Uygulanan programın istikrarı ve dolayısıyla ekonomiye ve milli paramıza duyulan güveni artırmaya başlamasıyla birlikte, bu pay sürekli düştü. Birkaç istisna ay dışarıda bırakılırsa düşme eğilimi kesintisiz oldu. 2010 sonlarına gelindiğinde döviz borcunun payı %26’ya inmişti. [Devamı]
    Nasıl bir ekonomik program?
    Fatih Özatay, Dr. 17 Ocak 2020
    Dört ayaklı bir programa ihtiyaç var. Birinci ayak kredi arzına ilişkin: Bankaların sorunlu kredi miktarı fazlaysa, bankaların kredi arzı azalıyor ya da az artıyor.  Elbette önce bu sorunun düzeyini bilmek şart. Daha sonra da bu sorunu nasıl çözeceğimize kafa yormamız gerekiyor. Bu çerçevede, TEPAV’ın “Ekonominin Seyir Defteri” dizisinin ikincisi ışık tutuyor. Ayrıntıya girmiyorum; arzu edenler TEPAV web sayfasına bakabilirler. [Devamı]
    Kırılgansa kırılabilir
    Fatih Özatay, Dr. 15 Ocak 2020
    Türkiye ekonomisinin kırılganlık düzeyinin önemli bir göstergesi olan tahvil sigortalama primi (CDS primi, kaza sigortası primi de diyebiliriz) ile faiz arasındaki ilişkiye son yazımda değindim. Kıssadan hisse şuydu: Faizi kalıcı olarak düşürmek istiyorsak CDS primini şu andaki düzeyinin (280 civarı) çok daha altına (mesela 50 civarına) düşürmemiz gerekiyor. Farklı bir ifadeyle kırılganlıklarımızı mümkün olduğu kadar azaltmalıyız. [Devamı]
    2020 bize yine yeniden 500 liralık banknotu geri getirir mi?
    Güven Sak, Dr. 14 Ocak 2020
    Bu hafta kütüphanenin bir yerlerine sıkışmış bir 500 Türk liralık banknot buldum. Paranın üzerinde Sayın Yavuz Canevi’nin imzası vardı, mavi renkliydi, arkasında İzmir Saat Kulesi’nin resmi vardı. Yavuz Bey, Allah selamet versin, 1984-1986 yılları arasında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası guvernörü olduğuna göre, demek ki banknot o yıllardan kalma. Bu vesileyle, bir süredir aklımda olanı anlatayım: Sizce 2020 yılı bize yine yeniden 500 Türk liralık banknotu geri getirir mi? Nereden aklıma geldiğini anlatmak isterim. Hem bu buradan yola çıkarak, hepimizin duayeni, rahmetli Güngör Uras’ı da anmış olayım. O olsa şimdi böyle anlatırdı. [Devamı]
    Düzgün ekonomi politikası eşittir düşük risk primi
    Fatih Özatay, Dr. 10 Ocak 2020
    Son yazıda makul bir faiz oranının ne düzeyde olabileceğini tartıştım. O yazıdan çıkan önemli bir sonuç, makul faizin makul bir düzeyde olmasını istiyorsak ki istememiz gerekir -zira buradan ‘makulden’ kasıt normal bir ekonomide gözlenen düşüklükte faizdir- Türkiye’ye ilişkin risk algılamasını düşürmemiz gereğidir. [Devamı]