Arşiv

  • Ağustos 2017 (12)
  • Temmuz 2017 (21)
  • Haziran 2017 (23)
  • Mayıs 2017 (20)
  • Nisan 2017 (19)
  • Mart 2017 (21)
  • Şubat 2017 (16)
  • Ocak 2017 (20)
  • Aralık 2016 (19)
  • Kasım 2016 (22)
  • Ekim 2016 (18)
  • Eylül 2016 (17)

    Etiketler

    İnovasyon konuşmuyoruz, inovasyon yapıyoruz

    Selin Arslanhan Memiş20 Mart 2017 - Okunma Sayısı: 1707

    17 Mart Cuma günü, Düzce Üniversitesi Hastanesi’nde Türkiye’de ilk defa uygulanan bir program başladı: Health Sprint Düzce. Viveka’nın yürütücülüğünü üstlendiği programa yerel paydaşların yanı sıra, farklı şehirlerden farklı uzmanlık alanlarına sahip mentorlar da destek veriyor. Peki nedir bu “Sprint”? Sprint, belirli sorunlara yönelik çözüm üretirken, yeni fikirlerin geliştirilmesinden son kullanıcılarda test edilmesine kadar olan aşamaları 5 güne sığdırmayı amaçlayan yenilikçi bir hızlandırma programı, aynı zamanda bir açık inovasyon platformu. Sprint, Google Ventures (GV) tarafından inovasyon çözümlerine yönelik geliştirilmiş ve farklı birçok alanda uygulanan bir program.[1]

    5 günlük Sprint sürecinin öncesinde, Sprint’e konu olacak sorun/sorunlar belirleniyor. Bu sorunlar için tüm ilgili disiplinlerden 4-8 kişilik takımlar oluşturuluyor. Bu 5 günlük süreçte, önce sorunlar farklı uzmanların farklı bakış açıları ile iyi tanımlanıyor. Odak sorun alanı etrafında Sprint sonunda ulaşılmak istenen hedefler belirleniyor. Bu hedeflere yönelik riskleri de içeren alternatif yol haritaları ve çözüm taslakları bireysel ve grup olarak oluşturuluyor. Tüm bunlar grup içinde farklı uzmanlık alanlarından mentorların da desteği ile değerlendiriliyor, tartışılıyor, oylanıyor. Daha sonra, karar verilen çözüm ve taslak üzerinden prototip tasarlanıyor ve üç boyutlu yazıcı gibi araçlar kullanılarak üretiliyor. Ve son olarak, ortaya konan prototip bir grup son kullanıcıda test ediliyor.

    Bu 5 günlük hızlandırılmış süreç sonucunda test sonuçları ve geri bildirimlere göre hangi çözümle nasıl devam edileceğine karar verilebiliyor. Yani ne sağlıyor? Sorunların tespiti, çözüm alternatifleri üretme, tartışma, planlama, tasarım, prototip üretme, pilot üretim, test etme, son kullanıcılara ulaştırma gibi uzun zaman alan süreçler hızlandırılmış ve yenilikçi çözümler geliştirmeye daha elverişli bir yöntemle kolaylaştırılmış oluyor.

    Biz TEPAV’da girişimcilik ekosistemi aktivitelerimize Türkiye’ye genel içerikli Start-up Weekend’leri getirerek başlamıştık. Sonra bunları teknolojilere odaklayıp tematik hızlandırıcı start-up programlarına dönüştürmeye başladık. Geçtiğimiz yıl ilk kez, MSD’nin desteği ile BIO Start-up Programı’ndan seçtiğimiz biyogirişimcileri San Francisco’ya götürdük.[2] BIO Convention 2016 ve BIO Entrepreneurship Boot Camp’e katıldılar. 65 farklı ülkeden şirket ve yatırımcı ile buluşma fırsatı buldular. Birlikte inkübasyon merkezlerini ziyaret ettik. Hatta biyogirişimcilerden bir ekip, ziyaret ettiğimiz, dünyanın en önemli biyoteknoloji inkübasyon merkezlerinden olan IndieBio’dan yatırım alma sürecinde son aşamaya geldi, yakında sonuçlanacak. Tematik ve sınır ötesi hızlandırıcı programlara devam ederken, şimdi aynı zamanda sırada her alanda daha çok Sprint var.

    Türkiye’de ilk kez Düzce’de yapılan Sprint, sağlık alanına odaklandı. Sprint öncesinde, Düzce Üniversite Hastanesi’nde bir saha çalışması yapılarak hastanenin öncelikli sorun alanları tespit edildi. Tespit edilen temel sorunlardan biri, mesela, hastanede kullanılan aletlerin sterilizasyonun uzun zaman alması ve yoğun iş gücü gerektirmesiydi. 17 Mart’ta başlayan Sprint’le belirlenen sorun alanlarına yönelik çözümler geliştirilmeye başlandı. Örneğin, aletlerin sterilizasyonu sırasında zaman ve iş gücünden tasarruf sağlanabilmesi için bazı aşamaların birleştirilerek insansız yapılabilir hale geldiği sistemler çözüm alanlarından biri. Prototiplerin üretilmesi aşamasında ise, hem üniversitenin araştırma altyapısından hem de çevredeki sanayicilerin altyapılarından yararlanılacak. Program sonunda ise, ortaya konan prototipler yine Düzce Üniversite Hastanesi’nde son kullanıcılarla test edilecek, işleyip işlemediğine bakılacak.

    Sprint, şirket içinde sorunlara çözüm üretmek ve yeni girişim kararları için kullanılan bir yöntem olduğu gibi farklı açık platformlarda yeni fikirleri ve girişimleri hareketlendirmek ve hızla test edip uygulamaya aktarmak için de kullanılabiliyor. Farklı disiplinlerden insanlarla her sektörde her teknoloji için uygulamak mümkün.

    Sanıyorum 2015 yılının ilk aylarında TEPAV’da “Son 10 yıldır inovasyon konuşuyoruz, artık yapsak” diye anlatmaya başlamıştık. Sprint, inovasyon yapmaya başlamanın en hızlı yöntemlerinden biri. Yeni fikirleri, girişimcileri, start-upları hareketlendiren ve onlara fırsat sunan her program aslında inovasyon yapmaya başlamak demek. Hep söylüyoruz, dünya teknolojik bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Tarımdan enerjiye, sanayiden hizmetlere tüm süreçler yeni teknolojilerin etkisiyle yeniden şekilleniyor. Bu dönüşüm sürecinde de inovasyonu asıl yapanlar start-uplar. Farklı birçok bilim dalının etkileşiminden doğan biyoteknoloji, nanoteknoloji gibi bu daha karmaşık yeni teknolojileri odak alanlar belirleyen start-uplar geliştiriyor, büyük şirketler de ya bu yeni girişimlerin/şirketlerin kendilerini ya da geliştirdikleri teknolojinin kullanım hakkını satın alıyor. Büyük şirketlerin uzayan Ar-Ge süreçlerini şirket içinde yapmaları, odak alan belirlemeleri giderek daha zor ve maliyetli oluyor. Bunun yerini, yeni teknolojilere odaklı start-upların inovasyonları alıyor. Tam da bu nedenle inovasyon konuşmaktan inovasyon yapmaya geçmenin yolu, girişimcilik ekosistemini hareketlendirmekten, yeni fikirlere ve start-uplara fırsat sunmaktan geçiyor.

    En az 10 yıldır, son yıllarda sıklığı artan şekilde inovasyon konuşuyoruz. Karar alıcılar, politika yapıcılar, şirketler... Türkiye’de herkes inovasyonun mühim bir şey olduğunun farkına vardı sanıyorum. İnovasyon yapmak söz konusu olduğunda ise, etrafta sadece kısıtlı kaynaklarla büyük bir heves ve heyecanla bir avuç insan tarafından sürdürülmeye çalışılan çok önemli çabalar var. Health Sprint Düzce, bunlardan sadece bir tanesi. Daha saymak mümkün, İstanbul’da, Ankara’da, son yıllarda sayıları hızla artan girişimcilik aktiviteleri son derece kıymetli. Bunlardan bir bölümü olan girişimcilik programları ve start-up hızlandırıcı programları, biz TEPAV’da uygulamaya, hatta son dönemde dünyada olup bitenler gibi teknoloji odaklı hale getirmeye çalışıyoruz. Ama hala en önemli eksiklerden biri, girişimcilere ve start-uplara teknoloji altyapısından muhasebe hizmetlerine ve yatırım fırsatlarına kadar ihtiyaçları olan her şeyi sunabileceğimiz inkübasyon merkezlerine sahip olmamamız. Türkiye’nin neredeyse her tarafında kurduğumuz halde, hala aynı kısıtlı görüş ile kaynak ayırmaya devam ettiğimiz araştırma altyapılarını, üniversitelerde kişilerin laboratuvarları olarak kilitli tutmak yerine, gerçek kullanıma yöneltmekle başlayabiliriz örneğin. En azından yeni araştırma altyapılarını desteklerken artık yeni bir vizyona sahip olabiliriz. Amerika’nın Avrupa’nın ardından, son dönemde Çin’de de bu inkübasyon işinin nasıl yeni teknolojilere odaklı hale geldiğini, nasıl etkin bir biçimde yürüdüğünü başka bir yazıda anlatmıştım.[3]

    Türkiye’de hala bunlara değil de, sadece inovasyon konuşmaya devam edeceğimiz aktivitelere yoğun bir ilgi ve kaynak aktarımı var. Yeni olan hep bir zor ve korkutucudur ya, kolay olanla devam ediliyor hep. Sadece karar alıcılar değil, etrafta dolaşan saygıyla andığımız çok kişi de maalesef bildiklerini anlatmaya devam edebilecekleri ortamlar dışında pek bir şey aramıyor, yeni bir şey öğrenmek ve yapmakla da ilgilenmiyorlar. 1980’de 1500 dolar olan kişi başına milli geliri 10 bin dolara ulaştırmak için yapılması gerekenlerle, 10 bin dolardan 25 bin dolara ulaştırmak için yapılması gerekenler aynı değil demiştik. Şimdiye kadar yaptıklarımızı yapmaya devam ederek olamayacağı açıkça ortada. Hala sevinç çığlıkları ile karşıladığımız, sadece yapılması gerekenleri konuşup ayrıldığımız inovasyon toplantılarına, Endüstri 4.0 ve girişimcilik kongrelerine ayırdığımız kaynağın yarısını bile daha çok teknoloji bazlı hızlandırıcı programa, her alanda daha çok Sprint’e, inkübasyon merkezi altyapılarına ayırsak, Türkiye’de son birkaç yılın en iyi işini yapmış oluruz.

    Yeni teknolojilere odaklı yeni fikirlere yeni girişimlere kaynak ayırmak ve en önemli fırsatları onlara sunmak beraberinde ekosistemi de iyileştirir, yabancı yatırımı da çeker, istihdamı da artırır. Türkiye ekonomisinin hala bir yerlerde hızlı bir sıçrama fırsatı varsa, onun yolu inovasyon konuşmayı bırakıp inovasyon yapmaya başlamaktan, yeni teknolojilere odaklı start-uplardan geçiyor. Türkiye’ye her alanda daha çok Sprint, daha çok yeni teknolojilere odaklı hızlandırıcı program ve inkübasyon merkezi gerekiyor.

     


    [1] Knapp Jake, Zeratsky John, and Kowitz Braden. “Sprint: How to Solve Big Problems and Test New Ideas in Just Five Days”, 2016.

    [2] http://www.tepav.org.tr/tr/haberler/s/4055

    [3] http://www.tepav.org.tr/tr/blog/s/5450