Arşiv

  • Nisan 2017 (18)
  • Mart 2017 (21)
  • Şubat 2017 (16)
  • Ocak 2017 (20)
  • Aralık 2016 (19)
  • Kasım 2016 (22)
  • Ekim 2016 (18)
  • Eylül 2016 (17)
  • Ağustos 2016 (20)
  • Temmuz 2016 (19)
  • Haziran 2016 (20)
  • Mayıs 2016 (22)

    Etiketler

    El atılması gereken sorunlar

    Fatih Özatay, Dr.19 Nisan 2017 - Okunma Sayısı: 633

    Gelin bugün önümüzdeki dönemde el atılması gereken mevcut sorunlarımıza bakalım. Önce yapısal ve daha uzun vadede çözülebilecek sorunları ele alayım. Ancak hemen belirtmem gerekir ki bazı sorunların vade ayrımı çok net değil; hem kısa vadeye hem de uzun vadeye yayılıyorlar.

    1. Kişi başına gelir düzeyimizi zengin ülkelerin kişi başına gelir düzeyi ile karşılaştırdığımızda oldukça geride kaldığını görüyoruz (mesela ABD’nin kişi başına gelir düzeyine kıyasla bizim gelir düzeyimiz yeni milli gelir hesaplamasından sonra en fazla yüzde 35 düzeyinde). Üstelik bu oran son 50 ya da 60 yıl el alındığında yükselme eğilimi göstermiyor.

    2. Görünürdeki bu temel yapısal sorunların nedenlerine inildiğinde şu önemli olgular dikkat çekiyor: Birincisi, eğitim düzeyimiz hem nicelik hem de nitelik açısından iyi durumda değil. İkincisi, yüksek teknolojili ürün üretimimiz çok az. Dolayısıyla, bu ürünlerin ihracatımız içindeki payı da çok düşük bir düzeyde. Geçtik yüksek teknolojili üretimi, imalat sanayinde yaratılan katma değer milli gelirimizin yüzde 17’ye ulaşmıyor. Gelişmekte olan çoğu ülkede bu problem var ama bu bir avuntu değil. Üçüncüsü, makine ve teçhizat yatırımlarımız yetersiz düzeyde. Dördüncüsü, teknolojiye (araştırmaya ve geliştirmeye) dişe dokunur bir kaynak ayırmıyoruz. Ayırmıyoruz, bari ithal etsek; onda da sorunlarımız var (bakınız sanayimizin yapısı).

    3. Bu sorunların da arkasına inmek gerekiyor: Birincisi, hukuk sistemimiz arızalı. İkincisi, oyunun kurallarını sık sık değiştiriyoruz; mevcut kuralın aniden yürürlükten kalkıp kalkmayacağına kimse emin olamıyor. Bu iki sorun hem yatırım yapma ortamını bozuyor hem de yatırımların kompozisyonunu, zengin ülkelerle aramızdaki gelir farklılığının azalmasını sağlayacak alanlara yatırım yapılmasını engelleyecek şekilde oluşturuyor. Rant gelirleri çok yüksek; araştırmaya ve geliştirmeye kaynak ayırmak yerine rant peşinde koşmak (mesela imar planlarını değiştirtmeye çalışmak) daha az zahmetli. Eğitim ideolojiye kurban edilebiliyor. Kayıt dışı ekonomi önemli; düşük verimle çalışan işletmelerin diğerleri aleyhine ayakta kalmalarını sağlıyor. Kayıt dışının önemi azaltmak siyaseten zor.

    4. Unutmayalım; tek başına kişi başına gelir düzeyine bakmak gelir dağılımını göz ardı etmek anlamına geliyor. Gelir dağılımının tatmin edici bir düzeyde olduğunu söylemek çok zor. “Sosyal devlet”ten uzağız. Sendikalaşma düşük düzeyde. Olanları da güçsüz.

    Kısa vadeli sorunlar (bir kısmı uzun vade ile de ilgili) ise şöyle sıralanabilir:

    1. İstihdam oranı Avrupa’nın aşırı problemli ülkelerinden bile düşük düzeyde (yüzde 46’nın biraz üzerinde). Özellikle genç nüfusta işsizlik oranı çok yüksek (yüzde 23’ün biraz altında).

    2. Enflasyon oranı yüksek; rekabet gücümüzü törpülüyor. Bu durum nerdeyse on yıldır hüküm sürüyor. Mücadele etmek yerine statüko kabul ediliyor izlenimi var.

    3. Tasarruf oranımız yetersiz. Bu nedenle daha yüksek bir büyüme oranı tutturabilmek için yabancıların tasarrufuna başvurmak (borçlanmak) zorunda kalıyoruz. Geldiğimiz noktada şirketler kesiminin döviz cinsinden borçları döviz cinsinden alacaklarına kıyasla çok yüksek düzeyde.

    4. Düşük tasarruf oranı ve ülkemizi gelişmiş ülkelerin, özellikle de ABD’nin faiz kararlarına ve yabancı yatırımcıların risk alma iştahlarındaki dalgalanmalara karşı hassaslaştırıyor. Çözümü kolay değil (çözüm açısından uzun vadeli bir sorun ama yarattığı kırılganlıklar açısından kısa vadeli bir sorun).

    Liste uzatılabilir. Ama en önemli gördüklerimi belirmekle yetindim.

    Bu köşe yazısı 19.04.2017 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.