Arşiv

  • Ocak 2018 (15)
  • Aralık 2017 (24)
  • Kasım 2017 (20)
  • Ekim 2017 (23)
  • Eylül 2017 (18)
  • Ağustos 2017 (19)
  • Temmuz 2017 (21)
  • Haziran 2017 (23)
  • Mayıs 2017 (20)
  • Nisan 2017 (19)
  • Mart 2017 (21)
  • Şubat 2017 (16)

    Etiketler

    Yeni Amerikan Milli Güvenlik Belgesi teknoloji transferini zorlaştırır

    Güven Sak, Dr.25 Aralık 2017 - Okunma Sayısı: 1451

    Amerikan Başkanı Donald Trump, 18 Aralık’ta yeni Milli Güvenlik Belgesi’ni açıkladı. En son Milli Güvenlik Belgesi Şubat 2015’te Başkan Obama tarafından yayımlanmıştı. Yeni Amerikan Milli Güvenlik Belgesi, 34 ay içinde Amerika’da ne kadar ciddi bir yaklaşım değişikliği olduğunu ayan beyan ortaya koyuyor. Bugün müsaadenizle size bir karşılaştırma yapayım. Obama’dan Trump’a Amerikan milli güvenlik yaklaşımında kapsamlı bir biçimde değişen nedir ve bu değişim Türkiye için ne anlama gelmektedir? Gelin anlatayım.

    Türkiye gibi ülkeler için ekonomik dönüşümde daha zor bir dönemin başında olduğumuz aşikar. Bu belge ile, son dönemde dünyayı değiştiren, teknolojik yeniliklerin kaynağı olan inovasyon süreci, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) için kıskançlıkla korunması gereken bir milli güvenlik meselesi olarak tanımlanıyor. Bu amaçla, milli güvenliğin inovasyon temeli diye bir kavram (National security innovation base--NSIB) ilk kez bu belge ile tanımlanıyor. Doğrusu ya, ben bizim gibi ülkeler için teknoloji transferini politize edecek, siyasi şartlara bağlayarak son derece zorlaştıracak yeni bir sürece girmekte olduğumuz kanaatindeyim.   Hazır 11.Plan çalışmaları daha devam ediyorken, değişmekte olanı hemen dikkate almakta ve uzak filan değil yakın gelecek için planları gözden geçirmekte fayda var. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak bana sorarsanız.

    Karamsar ve patavatsız bir belge bu

    Ama önce, ekonomiyi ve dünyayı değiştiren teknolojik yenilikleri merkeze yerleştiren bu yeni milli güvenlik belgesini kısaca tanımlayayım. Belgeyi bir bütün olarak tanımlayayım ki, milli güvenliğin inovasyon temeli kavramını daha iyi anlayın. Bana “Tek kelimeyle bu belgeye ne dersin?” diye soracak olsanız, “Karamsar.” diye cevap verirdim. Hakkım iki kelime olsa, “Karamsar ve patavatsız.” derdim. Burada patavatsızı İngilizcede karşılığı açık sözlü olan “blunt” kelimesi ile kullandığımı da söylemek isterim. Doğrusu ya, Başkan Trump’ın  bu yaklaşım değişikliğini ifade etmek için son derece doğru bir seçim.

    Önce rakamlar. Obama’nın 2015 belgesi 29 sayfa ve 13,600+ kelimeydi. Trump’ın 2017 belgesi 55 sayfa ve 20,300+ kelimeden oluşuyor. Obama’nın metninde kolektif kelimesi tam 12 kez geçiyordu.  Trump’ın metninde ise yalnızca 2 kere kullanılıyor. İlkinde dünyanın idaresinden bahsederken, ikincisinde ise esasen diplomasiyi tarif etmek için.

    Ama bana ilginç gelen doğrusu, ilk kez bu metinde 2 kez kullanılan “complacency” kelimesi oldu. Kelime, başarının getirdiği memnuniyet hissinden kaynaklanan atalet manasına geliyor. Ben metni okudukça, Trump kadar Bannon’ın da Amerikan seçimlerinin cilveleri gibi değerlendirilmemesi gerektiğine, derinlerde bir hali temsil ettiklerine kani oldum doğrusu.

    Yalnızca paranoyaklar ayakta kalır

    Yeni Amerikan Milli Güvenlik Belgesi bize çivisi çıkmış, nereye gittiği belli olmayan bir dünya tarif ediyor. Son derece açık sözlü. “Soğuk Savaş sonrası gelen başarının yarattığı derin memnuniyet hissi, atalete yol açarak, gardımızı düşürmemize neden oldu.” diyor açıklıkla. “Biz, elimizdekileri başkalarıyla cömertçe paylaşırsak, onların da bizim gibi normalleşeceğini, dışa açılacağını, bize benzeyeceğini düşündük.” diye devam ediyor. “Ama öyle olmadı. Onlar açık sistemin getirdiği imkanlardan faydalanarak, onun yetmediği yerde bizim elimizdeki teknolojik imkanları pervasızca ’çalarak’, hiç değişmeden, hızla bize yetişmeye başladılar. Şimdi öncelikle bu tehdidi bertaraf etmemiz ve arayı yeniden açmamız gerekiyor.” İşte mealen metin böyle diyor. İçinde “Çin” ve “çalmak” kelimeleri birlikte açık açık kullanılıyor.

    Doğrusu ya, okurken bana “Fukuyama’dan Grove’a  geldik” dedirtti. Hatırlarsınız Francis Fukuyama, Soğuk Savaş’ın bitişi ile birlikte tarihin artık sona erdiğini, liberal düzenin zafer kazandığını ve artık her yerin kapitalist sistemi benimseyeceğini, birbirine benzeyeceğini ilan etmişti. Ortada bir liberal iyimserlik vardı. Öyle olmadı. Ne oldu? Hadise, bir nevi, Intel’in eski CEO’su ve yönetim kurulu başkanı Andy Grove’un dediği gibi oldu. “Başarı atalet getirir. Ataletin sonu başarısızlıktır. Yalnızca paranoyaklar ayakta kalır.” (Success breeds complacency. Complacency breeds failure. Only the paranoids survive.) Benim ABD’nin yeni milli güvenlik belgesinden anladığım budur: Yalnızca paranoyaklar ayakta kalır.

    “Parası neyse verelim, biz de alıp yararlanalım” dönemi artık sona eriyor

    Bu çerçevede bakarsanız, ne yok 2017 metninde 2015 metni ile kıyaslandığında? Gayet basit. Kurallara dayalı dünya düzeni tasavvuru yok. Böyle bakarsanız, Birleşmiş Milletler zaten yok hükmünde. “Dünya 5’ten büyüktür.”ün de bir hükmü yok. Çünkü dünyada yalnızca ABD ve ötekiler var. Ötekiler de ikiye ayrılıyor. ABD ile ortak olanlar ve ABD ile hiç işi olmayanlar. “Ortağımızsan, yenilikçi sivil teknolojileri seninle paylaşırız (Diplomatik bir araç diyor metin). Ortağımızsan, silah sistemlerimizi seninle paylaşırız. Önümüze çıkarsan, ezer geçeriz”. Yoksa öyle “parası neyse verelim, alalım” dönemi artık sona eriyor.  Müsaadenizle bunu tanımlayayım.

    Eskiden inovasyon sürecinin yarattığı teknolojik yenilikler daha çok savunma sanayii odaklıydı. Sonra Soğuk Savaş bitti. Bundan 10 yıl kadar önce Amerikan Savunma Bakanlığı büyük bütçeli ARGE projelerini rafa kaldırdı.  Amerikan start-upları bu nedenle işsiz kaldı ve Amerikan inovasyon altyapısı odağını değiştirdi. Savunma odaklı olmaktan çıktı, bireysel tüketici odaklı oldu. Hayatımızı süratle değiştiren teknolojik yenilikler bundan sonra ortalığı sardı. Dijital dünya, fiziksel dünya ile gözle görünür biçimde, doğrudan iletişime geçmeye başladı. Mühendislerin enerjisi dün savunma alanına odaklanmışken, birden bireysel tüketiciye odaklandı. Neden? Savunma projeleri 10 yıllık uzun bir tatile çıktığı için.

    İşte o dönemde, bizim gibi ülkeler için, “parası neyse verelim, biz de alalım, biz de ölelim” dönemine girdi. Her şeyin ticaret olarak görüldüğü bir aralıktı. O dönem artık bitti. Yeni Amerikan Milli Güvenlik Belgesi, “Tatil artık bitti, lay lay lom dönemi sona erdi.” diyor. Bundan böyle yeni silah sistemleri ile ilgili satın alma kontratlarına geri dönüleceğini “müjdeliyor”. Müjde elbette “milli güvenliğin inovasyon temeli”ni oluşturan imkânlar setine, üniversite-laboratuvar-özel şirket üçlüsüne. “Milli güvenliğin inovasyon temeli sayesinde “Fikirler yeniliklere, buluşlar ticari ürüne dönüşüyor, bu Amerika’nın gücüdür ve bir tek bize özgüdür.” diyor belge. “Gelip, üniversitelerimizden laboratuvarlarımızdan yararlandılar, bize karşı güçlendiler, şimdi buradan kimin yararlanacağına daha ciddi bakacağız.” diye de ekliyor.

    Bu belge teknoloji transferini politize eder

    Peki, bu inovasyon temelinden Amerikalı olmayanların yararlanması? Belgede gördüğüm pervasızlıkla anlatayım ki, benim gördüğümü görün: Dünya ikiye ayrılır: Amerika ve ötekiler. Ötekiler de ikiye ayrılır: İnsanlar ve maymunlar. İnsanlarla ortaklık yapılabilir, belli amaçlar etrafında işbirliği içinde çalışılabilir. Maymunlarla hiç işimiz olmaz. İnsan kategorisinde olanlar, elbette milli güvenliğin inovasyon temelinden faydalanabilirler. İzin verdiğimiz ölçüde. Bu ne demektir? Bu, teknoloji transferi ve inovasyon sürecinin bir nevi politize edilmesi, siyasi şartlara bağlanmasıdır. Bundan böyle yalnızca silah sistemleri için değil, günlük sivil teknolojilere erişim için bile siyasi şartlar dinleme olasılığının artması demektir.

    “Bu belge karamsardır.” dediğimde aklımda olan buydu. Teknolojik değişimin getirdiği iyimserlikten, teknolojiyi paylaşmanın getirdiği karamsarlığa doğru geçiyoruz. Dünyanın lideri artık kendisini iyi hissetmiyor. Kendisine güvenmiyor. Kendine güvenmeyi atalet göstergesi sayıyor ve paranoyayı normalleştiriyor. Bu iyi midir? Değildir.

    Peki, böyle bir yaklaşımın operasyonel bir manası var mıdır? İnovasyon sürecinin ademi merkeziyetçileştiği bir dünyada buradan bir sonuç çıkar mı? Bu ayrı bir tartışma konusu.

    Neden Amerikalılar böyle diye merak ediyorsanız, rakamlara bakın. Amerikan milli geliri yaklaşık 19 trilyon dolar. Çin neredeyse 11 trilyon’a ulaştı. Halbuki Soğuk Savaş’ın bittiği 1989 yılında, Amerikan “ataleti”nin başlangıcında, Amerikan milli geliri 5,7 trilyonda, Çin ise 350 milyarda idi. Ne oldu? 28 yılda Çin milli geliri yaklaşık 32 kat arttı. Amerikan milli geliri ise yalnızca 3 kat arttı.

    Rusya? Soğuk savaş bittiğinde 500 milyardaydı. Şimdi 1,2 trilyon oldu. Aslında 2013’te 2,3 trilyon idi, şimdi  bir de neredeyse yarı yarıya ufaldı. Çin, Amerika’nın rakibi ise, Rusya arada bir ayağa dolanan sıkıntı kaynağı olur ancak.

    Bu duygu ve düşüncelerle, 2018 yılında, kemerleri sıkı sıkı bağlayın ve türbülansa hazırlanın diyorum. İşimiz var. Noel’e de böyle girilmez ama vaziyet böyleyken böyle.

    Bu köşe yazısı 25.12.2017 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.