Arşiv

  • Eylül 2018 (10)
  • Ağustos 2018 (19)
  • Temmuz 2018 (21)
  • Haziran 2018 (24)
  • Mayıs 2018 (22)
  • Nisan 2018 (22)
  • Mart 2018 (21)
  • Şubat 2018 (25)
  • Ocak 2018 (27)
  • Aralık 2017 (24)
  • Kasım 2017 (20)
  • Ekim 2017 (23)

    Etiketler

    Merkez bankası bağımsızlığı kavramı

    Fatih Özatay, Dr.11 Temmuz 2018 - Okunma Sayısı: 260

    Bugün yatırımların kalitesi hakkında yazmak istiyordum. Ancak Merkez Bankası yasasında yapılan son değişiklikler hiç hesapta olmayan bir konuda “merkez bankası bağımsızlığı” hakkında yazmama yol açtı. Bu yazı için özel bir çaba harcamama gerek de yok; bu açıdan şanslı” sayılırım. “Parasal İktisat: Kuram ve Politika” adlı kitabımın dördüncü baskısının on birinci bölümünden kısa alıntılar yapacağım.

    “Merkez bankası bağımsızlığı kavramını çeşitli düzlemlerde ele alabiliriz. Bir tanesi şu: ‘Araç bağımsızlığı’ ve ‘amaç bağımsızlığı’ ayrımı. Bir diğerinde ‘yasal bağımsızlık’ ile ‘gerçek hayattaki (fiiliyattaki)’ bağımsızlık ayrımına dikkat çekiliyor. ‘Ekonomik bağımsızlık’ tanımı var. ‘Politik bağımsızlık’ tanımı da yapılıyor.

    Araç bağımsızlığı merkez bankalarının amaçlarına ulaşmak için ne tür para ve döviz kuru politikası aracı kullanmak istiyorlarsa onları istedikleri gibi kullanmakta özgür olmaları anlamına geliyor. Merkez bankalarının en önemli araçlarından biri çok kısa vadeli faizler. Politika faizi olarak da adlandırılıyor bu kısa vadeli faiz. Araç bağımsızlığına sahip bir merkez bankasının politika faizi hakkında karar alırken hükümete danışması söz konusu değil.
    Merkez bankası amacını kendisi belirliyorsa amaç bağımsızlığına sahip oluyor. Amaç hükümet tarafından belirleniyorsa, o merkez bankasının amaç bağımsızlığı olmuyor. Öte yandan amaç bağımsızlığının demokratik açıdan uygun olmadığı ileri sürülüyor. Bir merkez bankası amaç bağımsızlığına sahip olmayabilir ama araç bağımsızlığı kazanmış olabilir. Bu bir çelişki değil. Aksine demokratik açıdan bunun daha istenilir bir özellik olduğu ileri sürülüyor.

    Bir merkez bankasının kamu kesimine kredi açması yasal olarak yasaksa o merkez bankasının ekonomik açıdan bağımsız olduğu belirtiliyor. Bu da önemli bir kavram. Ekonomik bağımsızlığa sahip bir merkez bankası, dolayısıyla bütçe açıklarının finansmanında kullanılamaz. Bu nedenle, yüksek enflasyona ve hiperenflasyonlara giden yolu tıkıyor ekonomik bağımsızlık.
    Ekonomik bağımsızlığın istikrarı bozucu uygulamaları engellemek açısından yeterli olmadığını da belirtmek gerekiyor. Bir merkez bankasının burada tanımlandığı biçimiyle ekonomik bağımsızlığı olsa bile faiz politikasına karışabilir hükümet. Sözgelimi para otoritesine faizleri düşür ‘emri’ gelebilir, ekonomik bağımsızlığı olsa da. Bu açıdan ekonomik bağımsızlık ancak araç bağımsızlığı ile birlikte bir anlam kazanabilir.

    Politik bağımsızlık merkez bankası başkanının atanma ve görevden alınma biçimi, başkanın görev süresi, merkez bankası yetkilileri ile hükümet temsilcilerinin yasal görüşme sıklıkları, merkez bankasının üst organlarında (banka meclisi, yönetim komitesi gibi) hükümet temsilcilerinin ne ölçüde bulundukları gibi unsurlara bağlı. Mesela hükümet her istediğinde merkez bankası başkanını değiştirebiliyorsa, merkez bankasının politik bağımsızlığından söz etmek mümkün değil. Ya da merkez bankası başkanının görev süresi çok kısaysa, merkez bankası başkanının yeniden atanma baskısı hissedeceği ve kararlarını ona göre alabileceği düşünülüyor. Keza, merkez bankasının üst organlarına hükümet istediği gibi atama yapıp, o atadıklarından memnun olmadığında hemen görevden alabiliyorsa yine merkez bankası bağımsızlığından söz etmek mümkün değil.

    Açık ki ‘kâğıt üzerinde’ bağımsız olan bir merkez bankası uygulamada bağımsız olmayabilir. Çarpıcı bir örnek: Arjantin’de 1950-1989 döneminde merkez bankası başkanının yasal görev süresi dört yılmış. Ancak o dönemde merkez bankası başkanlarının ortalama görev süreleri yaklaşık bir yıl olmuş! Bunun önemli bir nedeni olarak her hükümet değişikliğinde, hatta her maliye bakanı değişikliğinde merkez bankası başkanının da istifa etmesi geleneğini gösteriyorlar.

    Yasal bağımsızlık olmadan uygulamadaki bağımsızlığın çok da önemi yok. Öyle ya, sonuçta yasa yeterince açık kapı bırakmıyorsa, önemli ölçüde belirleyecek uygulamayı da. Ancak, yasada yazılanların siyasiler tarafından özümsenmesi de gerekiyor. Yoksa, yasa merkez bankası ile işbaşındaki hükümet arasında sürekli gerginlik kaynağı olabilir. Bunun da ekonomik istikrar açısından olumlu olmayacağı sanırım açık. Öte yandan, yazılı olmayan kurallar da önemli. Yasa da yer almıyorsa bile hükümetler merkez bankalarının bağımsız bir şekilde para politikasını yürütmelerini isteyebilirler. Burada sorun, her hükümetin böyle davranıp davranmayacağı; yani bu uygulamanın ne kadar sürekli olacağı.”

    Bu köşe yazısı 11.07.2018 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler: