Arşiv

  • Aralık 2018 (5)
  • Kasım 2018 (14)
  • Ekim 2018 (17)
  • Eylül 2018 (13)
  • Ağustos 2018 (19)
  • Temmuz 2018 (21)
  • Haziran 2018 (24)
  • Mayıs 2018 (22)
  • Nisan 2018 (22)
  • Mart 2018 (21)
  • Şubat 2018 (25)
  • Ocak 2018 (27)

    Etiketler

    İdlib ve emeğe saygı

    Nihat Ali Özcan, Dr.13 Ekim 2018 - Okunma Sayısı: 123

    Suriye sorununda ilerleme sağlanabilmesi, tarafların pozisyonunun açıklığa kavuşması, niyetlerin anlaşılması bakımından İdlib kritik öneme sahip. Bu nedenle, tüm dünya Soçi mutabakatının kaderini, İdlib’de olabilecekleri büyük bir merakla takip etti.

    Türkiye, kısa bir süre önce İdlib mutabakatının ilk aşama yükümlülüğünü yerine getirdiğini Milli Savunma Bakanlığı aracılığıyla açıkladı. Buna göre, “Sahanın coğrafi yapısı ile yerleşim alanlarının özellikleri de dikkate alınarak İGAB (İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi) sınırları boyunca 15-20 km derinliğinde Silahtan Arındırılmış Bölge (SAB) oluşturulmuştur” denildi.

    Elbette bu ilerleme tek başına ne Suriye sorununu ne de İdlib sorununu bütünüyle çözmeyecektir. Bu ve benzeri taktik başarıların stratejik nitelik kazanması, daha fazla emek ve dikkat gerektiriyor. Yine de açıklama dikkate değer taktik bir başarıya işaret ediyor. Ardında kimlerin, nasıl bir emeğin ve hikâyenin olduğunu bilmiyoruz. Mutfakta çalışan ehil birileri çıkıp anlatıncaya kadar da bilemeyeceğiz.

    Elbette bu hikâye bir takım çalışmasının ürünü ve emek harcayan bir dizi görevli var. Siyasetten diplomasiye, Silahlı Kuvvetler’den mülki idareye, sivil toplum örgütlerinden bireylere kadar. Ancak mesleklerinin niteliği yüzünden hikâyenin geri planında kalan/kalması gereken sahadaki istihbarat unsurlarının büyük emekleri olduğu da açık.  

    Soğuk Savaş sonrası dönemde asimetrik çatışmaların, iç savaşların, ayaklanmaların hem sayısı arttı hem de karakteri değişti. Haliyle, devlet dışı aktörlerin önemi de arttı. Hukuki olmasa da fili olarak var sayıldılar. Devletler bazen gönüllü, bazen bir zorunluluk sonucu bu aktörlerle çeşitli ilişkiler geliştirdiler.

    Özellikle çöken devletlerin geride bıraktığı kaotik çatışma ortamlarının yeni aktörleriyle artan ilişkiler, kendine özgü kuralları, vaatleri, teşvik ve zorlama yöntemleri olan farklı bir anlayışın gelişmesine de neden oldu. Bu “silahlı grup diplomasisi”nin başarısı, kendisine özgü kuralların içselleştirilmesinin yanı sıra, yetenekli ve yetişmiş insan gücüne bağlı.  

    Kitap, böyle bir kapasiteniz yok ve iyi koordine olamıyorsanız müzakerelerde mesafe almanız zor der. Eğer bu kapasitenizi/yeteneğinizi İdlib gibi sona yaklaşmış bir iç savaş ortamında test ederek sonuç almışsanız, işinizi iyi yapmış ve zor sınamalardan geçmişsiniz demektir.

    İdlib’de “silahlı grup diplomasisi” en zorlu ortamda yürütüldü. Her yönüyle farklı, birbiriyle çelişen, çatışan grupların aynı anda tek bir çizgide buluşmaları sağlandı.

    Farklı ideolojilerin peşinden giden, yerel, küresel ilişkilere sahip, egosu yüksek yerel liderlerin yönettiği, değişik ekonomik, sosyal ağlara sahip, savaş ağasının tepe yaptığı, kuralları oturmamış, aynı zamanda derinleşmiş düşmanlıkların yaşandığı, provokasyona açık bir ortamda yer alan silahlı grupları ikna etmekten söz ediyoruz. Tüm bu zorlukları düşününce güç olanı başaran, zor koşullarda çalışan “bir avuç isimsiz” gerçekten saygıyı hak ediyor.

    Bu köşe yazısı 12.10.2018 tarihinde Milliyet Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler: