Arşiv

  • Kasım 2018 (7)
  • Ekim 2018 (17)
  • Eylül 2018 (13)
  • Ağustos 2018 (19)
  • Temmuz 2018 (21)
  • Haziran 2018 (24)
  • Mayıs 2018 (22)
  • Nisan 2018 (22)
  • Mart 2018 (21)
  • Şubat 2018 (25)
  • Ocak 2018 (27)
  • Aralık 2017 (24)

    Etiketler

    ABD, güven duygusu ve PKK

    Nihat Ali Özcan, Dr.10 Kasım 2018 - Okunma Sayısı: 170


    Türkiye uzun süreden beri, ABD’nin PKK ile ilişkilerinin kabul edilmez olduğunu her ortamda dile getiriyor. ABD ise, PKK ile arasındaki ilişkiyi, yapay bir tanımlama ve coğrafya ile (Suriye) sınırlandırarak, sürdürmekte ısrar ediyor.

    Yine itirazların arttığı, neredeyse Fırat’ın doğusunda çatışmaların yaygınlaşmasına ramak kaldığı bir aşamada, yeni ve ilginç bir gelişme yaşandı. ABD Adalet Bakanlığı, PKK’nın üst düzey üç yöneticisinin, yerini bildirenler için hatırı sayılır miktarda ödül vereceğini açıkladı.

    Bu açıklamadan kısa süre sonra ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi, aynı zamanda ABD’nin eski Türkiye Büyükelçisi James Jeffri, PKK’nın terör örgütü olduğunu ancak, Suriye’de faaliyet gösteren PKK’lıların oluşturduğu PYD’yi terör örgütü olarak görmediklerini ifade etti. İçinde çelişkiler barındıran bu açıklamalar farklı mahfillerde, farklı tepkiler aldı/almaya devam ediyor. Daha uzun süre de alacak gibi görünüyor.

    Yaşananları anlamlandırmak, olası gelişmeleri farklı yönleriyle öngörebilmek için atılması gereken adımlar uzunca bir liste oluşturuyor. Özellikle de PKK gibi bir sorunun karakterini merkeze koyan, olayın taraflarını, hedef, strateji ve taktiklerini bütüncül olarak ele alan bir yaklaşımdan söz ediyoruz. Anlık iyi, kötü ayrımından değil. Örneğin, Türkiye kendi açısından tepki verirken, açıklamaların PKK üzerinde ne gibi etkileri olacağına da kafa yormak gerekiyor.

    Kitap, zayıflığı bünyesinde taşıyan, meşruiyet kaygısıyla baş etmeye çalışan ve kendisini sürekli tehlike altında gören terör örgütlerinin en büyük sorununun “güven” olduğunu yazar. Bu hadisede “güven” sadece bir duygu meselesi değil, aynı zamanda bir akıl meselesidir. Özellikle de silahlı çatışma ortamlarında.

    ABD’nin PKK liderlerini “ödül vaat edilen suçlu” mertebesine indirmesinin terörizm kitabında elbette bir karşılığı var. Bu hamle onları, teröristlerin dünyasını oluşturan “politik” hedeflerin “büyük kahramanın”dan, başına ödül konulan sıradan “suçluya” dönüştürmektedir.

    Bu yaklaşım iki alanda itimatsızlık dalgası yaratacaktır. Bir yanda ABD ile PKK yönetimi arasında. Örgütün kuruluşundan 1999’a kadar ABD, Marksist ideoloji bağlamında, “kapitalist/emperyalist sömürgeci” bir güçtür. Ardından da ABD, Öcalan’ın yakalanmasındaki rolüyle PKK’ya büyük bir travma yaşatmıştı. Haliyle o bir zamanlar nefret edilen güçtü. Irak’ın işgali, iki tarafa güven inşasına yeni bir fırsat vermiş, bunun meyvelerini de Suriye’de toplamışlardı. PKK’nın açıklamalarına bakacak olursak, işler ve duygular değişiyor gibi. Bunun için Fırat’ın doğusunu, PKK’nın Rusya, Esad ve İran’la ilişkilerini yakından izlemekte fayda var.

    Öte yandan, örgüt içinde de çalkalanmalar kaçınılmazdır. Suriye’ye ataması yapılan PKK’lı militanların seçiminde “güvensizlik” büyük rol oynayacaktır. PKK gibi merkeziyetçi, Stalinist bir örgüt, PYD adıyla Suriye’de görev yapan, ABD ile iyi ilişki kurmuş militanlarına “olağan şüpheli” olarak bakacaktır. Nitekim örgüt tarihi, kültürü, “kolayca düşman ağına düşebilecek hain örnekleri” ile doludur. ABD’nin açıklaması sonrasında manzara, örgüt içi krizin kaçınılmaz olduğunu söylüyor.

    ABD, kendi çıkarları için bölgede olayları, ilişkileri yeniden tasarlamayı sürdürüyor. Hareketsiz kalmak yerine, fırsat alanlarına odaklanmak doğru bir yaklaşım olabilir.

     

    Bu köşe yazısı 09.11.2018 tarihinde Milliyet Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler: