Arşiv

  • Aralık 2018 (6)
  • Kasım 2018 (14)
  • Ekim 2018 (17)
  • Eylül 2018 (13)
  • Ağustos 2018 (19)
  • Temmuz 2018 (21)
  • Haziran 2018 (24)
  • Mayıs 2018 (22)
  • Nisan 2018 (22)
  • Mart 2018 (21)
  • Şubat 2018 (25)
  • Ocak 2018 (27)

    Etiketler

    Suriye sınırını Türkiye nasıl okumalı?

    Nihat Ali Özcan, Dr.05 Aralık 2018 - Okunma Sayısı: 195

    Bugün Türkiye, siyaseten Suriye sınırını tek parça gibi görmeye devam ediyor. Aslında tablo, hiç de göründüğü gibi değil. Nitekim Türkiye, Suriye’den kaynaklanan, etkileri kendi sınırlarını aşarak ülke içine uzanan beş benzemez duruma cevap vermeye çalışıyor.

    Önümüzdeki aylarda/yıllarda Suriye, yeni Anayasa’nın önce usul, ardından metin ve nihayetinde uygulamasıyla gündeme gelecek. Her ne kadar genel gidişat bu yönde olsa da henüz cevabı verilmemiş bir dizi sorun var. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın G-20 zirvesinde Putin ve Trump ile yaptığı görüşmelerde Suriye bu yüzden önemli bir yer tuttu. Şunu ifade etmeyiz ki Suriye sorunu en fazla Türkiye’yi meşgul ediyor ve oldukça da karmaşık. Öyle ki Esad’ın zihnindeki soruların bile daha sade olma ihtimali var.

    Arap Baharı’nın tetiklediği çatışmalardan, ilişkilerden yeni ve ilginç şeyler öğrenmeye, olanları yeni baştan anlamlandırmaya devam ediyoruz. Çatışma ve ilişkilerin karakteri, araçları, ittifakları, siyasi, askeri yönü, hukuki ve ahlaki gri alanları bildiklerimizden, öğrendiklerimizden farklı.

    Nitekim bu çerçevede güney komşumuz Suriye’nin 911 km sınırı oldukça geçirgen ve kompartımanlara ayrılmış durumda. Üstelik bir o kadar da dinamik ve karmaşık. Bu karmaşıklığa verilecek en doğru cevap, işin doğasını anlamakla başlıyor. Ancak bunun ardından uygun hedefler belirlenip, davranış ve örgütlenme modeliyle bir yere varılabilir.

    Sınırın Akdeniz’le buluşan kesiminde, arkasına Rusya ve İran’ı almış bir Esad rejimi var. Sınırın bu bölümü şimdilik en sakin yerlerden. Sınırın ikinci bölümünde İdlib yer alıyor. Cebin içinde hibrit savaş kavramının tüm bileşenleri varlık gösteriyor.  Çeperin etrafında TSK, içeride “yabancı terörist savaşçılar”, destek gören “silahlı iyi çocuklar”, kaybedenler kulübünden “silahlı radikaller”, hırsızlar, eşkıyalar, kaderini bekleyen masum siviller, fırsatçı tüccarlar, istihbaratçılar, düzenli orduların askerleri ve sivil toplum örgütleri.

    Doğuya doğru ilerleyince, Afrin’in farklılıklarını görebilirsiniz. Türkiye’nin denetiminde, sivil yapının kök salması için ihtiyaç duyulan güvenliğin tesis edilmeye çalışıldığı bir bölgeden söz ediyoruz. Yeniden yerleşmeye gelenler, silahlı muhalifliğin eşkıyalığa kayabildiği ya da militan kontrolünün hızla kaybedilebildiği, kılıç artığı PKK’lıların aktif olduğu bir bölge.

    Diğer farklı bölge ve sorun ise Azez-Cerablus hattı. Türkiye’nin sivil yönetim/kapasiteyi derinleştirme faaliyetlerinin devam ettiği, sorumluluğun sivillerde olduğu, polis ve jandarmanın görev yaptığı dar bir bölge. Haliyle farklı sorunların yaşandığı, farklı organizasyon, araçlar ve yaklaşımların gerektiği bir alan.

    Beşinci bölgeyi, etkin aktörleriyle Fırat’ın doğusu oluşturuyor. “Müttefik” ABD’nin desteklediği, sponsorların çeşitlenme temayülü gösterdiği “hibrit düşman” PKK/PYD kontrolünde farklı bir bölge. Müvekkil ABD, vekili PKK/PYD’ye askeri, politik, diplomatik ve bilgi desteği sunmayı devam ettiriyor. Devlet aşısı yaptığı örgütten, kendisi için de savaşmasını talep ediyor. Bu yaklaşım dolaylı olarak sadece Fırat’ın doğusunu değil Irak ve Türkiye içinde PKK faaliyetlerini de etkiliyor.

    Sonuç olarak, siyasi düzeyde Suriye sorunundan söz ediyor olsak da operatif ve taktik düzeyde işler karmaşık. Birbirinden farklı sorunlarımızın olduğu açık. Her biri ayrı yol haritası, organizasyon modeli, lider, sorumluluk, kurallar manzumesi ve bütüncül yaklaşımlar gerektiriyor.

     

    Bu köşe yazısı 04.12.2018 tarihinde Milliyet Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler: