Arşiv

  • Aralık 2022 (1)
  • Kasım 2022 (10)
  • Ekim 2022 (9)
  • Eylül 2022 (11)
  • Ağustos 2022 (11)
  • Temmuz 2022 (9)
  • Haziran 2022 (10)
  • Mayıs 2022 (10)
  • Nisan 2022 (12)
  • Mart 2022 (13)
  • Şubat 2022 (9)
  • Ocak 2022 (9)

    Güncellemeden neden herkes başka bir şey anlıyor?

    Hilmi Demir, Dr.23 Mart 2018 - Okunma Sayısı: 1748

    Sayın Cumhurbaşkanımızın Dünya Kadınlar Günü Programı'nda dile getirdiği “İslam’ın güncellenmesi" meselesine bir sonraki konuşmasında açıklık getirdi. Kastının reform olmadığını, dinde değişmez ilkeler olduğunu dile getiren Sayın Cumhurbaşkanımız Müslümanların kendilerini yenilemesi gerektiğini dile getirdi. Güncellemeden amaç İslam’ın güncellenmesi değil anlayışların, zihinlerin güncellenmesidir...

    Bu sözler bana Osmanlı’dan Cumhuriyete intikal etmiş büyük âlim Elmalılı Hamdi Yazır (1878-1942)’ın “Bekâ içinde yenilenme, yenilenme içinde bekâ, işte nefsin aradığı budur” sözlerini hatırlattı. Kendisi Muhtemelen Atatürk’ün talimatıyla Eskişehir Mebusu Abdullah Azmi Efendi’nin Meclis'e verdiği 21.02.1341 tarihli takrir ile “Hak Dini Kur'ân Dili” adlı o muhteşem tefsirin yazarıdır.

    Devletin beka sorunu yaşadığı dönemleri görmüş, Osmanlı eğitim ve medrese geleneğini teneffüs etmiş bir Osmanlı âlimidir. Ama aynı zamanda Cumhuriyetin kuruluşuna da tanıklık etmiş ve katkı vermiş bir devlet adamıdır. Elmalılı Hamdi Yazır, soyu ve öğrenimi hakkında tefsirinin mukaddimesinde şunları söyler: “Ben halis Anadolu, öz Oğuz Yazır Türküyüm. On beş yaşında İstanbul’a geldim. Ne Arabistan’a gittim ne de Türkistan’a. Ne İran’ı gördüm ne de Avrupa’yı. Öğrendiğimi bu vatanda öğrendim. Yazır’ın Kayı, Kınık, Bayındır, Eymir, Avşar gibi büyük Oğuz kabilelerinden biri olduğumu da Arapçadan, Divanü Lügâti't Türk’ten öğrendim. İran’da çıkan yünden, Avrupa’da bükülen ipten, Türk tezgâhında dokuna halıyı Türk malı tanıdım…”

    Elmalılı Hamdi Yazır’ın bu ifadeleri onun aslında millî ve yerli bir din âlimi olduğunun da en büyük göstergesidir. Bedeni gibi ilmi, fikri ve irfanı da halis Anadolu’dur. Fakat Fransızcayı da Arapçayı da ana dili gibi iyi bilir. “El-metalip ve'l-mezahip” adında bir felsefe tarihi kitabını Fransızcadan çevirmiştir. Ayakları Anadolu topraklarına basar ama dimağı ve zihni dünyaya açıktır. Bu açıdan yenilenme, tecdid konusundaki fikirleri önemlidir.

    Yazır’a göre beka ile yenilenme arasında sıkı bir ilişki vardır. Muhtemelen devletin beka sorunu yaşadığı bir dönemim münevveri olmak onu böyle bir endişeye sevk etmiştir. Elmalılı Hamdi Yazır’a göre, yenilik değişimi, bekâ ise bu değişim içindeki sabit kalan ilkeleri temsil eder. Her yenilenme hayır ile sonuçlanmaz. Bazen yıkıma dönüşür. Hani şimdi çokça gördüğümüz yenilenmeden ayıklama anlayanlar gibi. Dinde bu yok, şu da yok, bu zaten batıl, bu hurafe… Ne yapacağız? Geleneği atacağız Kur’ân ve Sünnete döneceğiz ve kendi tarihimizi sil baştan yeniden yazacağız.

    Elbette Elmalılının kastettiği böyle bir yenilenme değildir. Elmalılı Hamdi Yazır Metalip’te şöyle der: “…Her yenilik-teceddüd, hayat olmayacağı, yeniliğin değeri ihtiva ettiği birbirine benzeyiş bakımından devamlılığı ve bekâyı sağlayabilmesinde ve değişikliğin ve muhafazanın büyüklük derecesinde gizli bulunduğu için, birbirine benzeyiş vasfından mahrum ve mutlak bir ayrılığa gidecek yenilikler, artık yenilik değil, devamlılığı yıkan değişikliklerden ibaret kalır. Bir aslın gelişme seyrini takip etmeyen ve ilk vukûa gelenin etrafında bir tekâmül silsilesi alamayan yenilikler, tam bir ölümdür.”

    Alman filozofu Heidegger her ne düşünürsek düşünelim ancak Gelenek çerçevesinde düşünebildiğimizi söylerken aynı şeyi dile getirir aslında. Düşüncemiz ancak Gelenek ile şekillenebilir ve kavramlar ancak Gelenek içinde tanımlanabilir. Varolan sabiteler bize başlangıç için dayanak noktası oluşturur. Boşlukta fiziksel eylem mümkün olmadığı gibi düşünce de mümkün değildir. Bu yüzden Newton "bana uzayda sabit bir nokta verin dünyayı yerinden oynatayım" demiştir. Gelenek bize düşünme imkânı veren bir çerçeve sunar.

    Günümüzde özellikle ülkemizde Gelenek kavramı birçok kişi için ürkütücü bir kavrama dönüştü. Özelikle muhafazakâr ve modernist Selefi akımların Geleneği aşağılayan düşünceleri maalesef başarılı oldu. Gelenek artık birçoğumuz için kalıplaşmış, değişmez, durağan olanı çağrıştırıyor. Öte yandan Geleneğin düşünce üretebilmenin, sürdürülebilir olmanın ve gelişebilmenin garantisi olduğunu da unutmayalım. Gelenek geçmişi, bugünü ve geleceği kapsayarak bir tür bellek işlevi görür. Gelenek sürdürülebilir olmanın ve gelişebilmenin garantisidir. Gelenek bitmiş, tükenmiş olan değildir, Gelenek statüko değildir; Gelenek devam eden, zamana direnen, şimdidir.

    Elmalılı Hamdi Yazır’ın ifade ettiği gibi düşüncede sürekliliği sağlayamayanlar bir yenilik de üretemezler. Batı düşüncesinin üstünlüğü Batılı zihin dünyasında her şeyin bir bütünlük içinde temsil edilebilir olmasıdır. Bu yüzden geçmişe yönelik referanslarla konuşmak bir bilgelik olarak kabul edilir. Whitehead “tüm Batı felsefesi tarihi Platon'a düşülmüş bir dipnottan ibarettir” dediği için kimse tarafından aşağılanmaz. Oysa yenilenmeyi Gelenekten kurtulmak, onu sırtından atmak olarak görenler, bu türden atıfları bir basitlik olarak görmeyi yeğlerler.

    Elmalılı için yenilik geçmiş ile mutlak bir ayrılığa sebebiyet verir ve süreklilik-bekâ fikrini yıkar ise ferdi ve toplumu buhrana götürür. Yazır bu tür yenilikleri tebeddül yani kötü bid’at olarak adlandırır. Böylece Selefilerce her türlü yeniliğin Bid’at kabul edilerek reddedildiği anlayıştan uzaklaşarak bit’ati iyi ve kötü olarak birbirinden ayırır.

    Elmalılı Hamdi Yazır’ın dikkat çektiği husus oldukça önemlidir. Toplumun değerleriyle, kültürüyle bütünleşmemiş bireyler kendilerini dışlanmış ve yabancı hissederler. Hızlı değişimler, kötü şehirleşme, Geleneğin kötü biçimde aktarılması ve yanlış ellerde temsili gençleri hızla uçlara savurur. Toplumdan dışlanmış olduğu algısı, radikalleşme de en çok karşılaştığımız nedenlerden biridir. Geleneğin yeni nesillere, doğru biçimde aktarılmaması, yanlış rol modellerle karikatürleştirilmesi ve aşağılanması, gençleri başka uçlara iter. Bu ise köksüzlük ve yalnızlık duygusuna kapılan gençleri kendilerine yeni modern, türedi cemaatler de sosyalleşme yolları aramaya sevk eder.

    Bugün karşılaştığımız sorun tam da budur aslında. Gelenek ile anlamlı bir duygusal ve entelektüel temas bizi  Elmalılı Hamdi Yazır gibi bu topraklara bağlar. Kökleriniz ne kadar derine inerse o kadar sert rüzgârlara karşı direnme gücünü kendinizde bulursunuz. Kökleriniz ne kadar sağlam olursa da kollarınız o kadar güçlü gökyüzüne doğru yükselir.

    Oysa bizim, Gelenekle ilgili iki tane temel sorunumuz var. Birincisi Gelenekle anlamlı bir bütünlük kuramamak, onun sabitelerini anlayamamak, Geleneği bugünkü gençlerimizin anlayacağı biçimde güncelleyememek. Geleneğe ilişkin konuşanların aşırı örnekler olması, Geleneği salt tekrar ve aktarma faaliyeti olarak görmeleri makuliyetin yitirilmesine yol açmaktadır. Bu da Gelenekle anlamlı bir bütünlük kurmamızı engelliyor maalesef.

    Diğeri ise, söze her başlayanın neden, nasıl ve kime dendiğine dikkat etmeden Gelenekte şu var bu var diye Geleneği irrite eden, aşağılayan put kırıcı zihniyet. Bu ise Geleneğe duygusal bir aidiyet duymayı imkânsız kılıyor.

    Böylece zihin dünyamızda Geleneğin paramparça olduğu, birbirinden kopuk anlamsız dünyalarda yaşıyoruz. Ortak bir dünyamız yok, birbirimizle konuşurken aynı tarihe, kültüre ve Geleneğe bakmıyoruz. Bu yüzden de ortak bir “biz”e sahip değiliz. Din eğitimi bize ortak bir akıl, vicdan ve dil imkânı vermiyor. Sırtımızı yasladığımız, aynı havayı soluduğumuz, ortak duygu ve inançlara, değer dünyasına ev sahipliği yapan bir Geleneğimiz olmadıkça elimizde yenileyecek bir geleceğimiz de olmayacak.

    Şahsen 24 yıllık İlahiyat hayatımda gördüğüm ve geldiğim nokta Geleneğin acilen gençlere doğru bir biçimde anlatılması için güncellenmesi gerektiğidir. Bu Geleneği biz inşa etmez isek, ya Selefi Vehhabilik boşluğu dolduracak ya da gençlerimiz kötü örneklerden dolayı Gelenekle arasına mesafe koyacaktır.

    Bu yüzden Ay Yayıncılık'tan Anadolu’yu yüzlerce yıldır aydınlatan Ehl-i sünnetin günümüz gençlerine anlatılması için bir seri kitap çıkarıyoruz. İslam Akidesi, İmam Matüridi Hazretleri, İmam Ebu Hanife Hazretleri, Fıkıh ve Sünnet anlayışımız ve Allah nasip ederse devam edecek olan İmam Eş’ari ve İmam Şafii Hazretleri gibi Ehl-i sünnetin kurucu asılları güncellenecek. İleriye sağlam ve emin adımlarla ilerleyebilmek için sırtımızı yasladığımız bir Geleneğimiz olsun istiyoruz. Unutmayalım yenilenme sorunu aslında bir  bekâ ve millîlik sorunudur.

    Bu köşe yazısı 23.03.2018 tarihinde Türkiye Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler:
    Yazdır