Arşiv

  • Mayıs 2019 (9)
  • Nisan 2019 (13)
  • Mart 2019 (14)
  • Şubat 2019 (13)
  • Ocak 2019 (17)
  • Aralık 2018 (14)
  • Kasım 2018 (14)
  • Ekim 2018 (17)
  • Eylül 2018 (13)
  • Ağustos 2018 (19)
  • Temmuz 2018 (21)
  • Haziran 2018 (24)

    Etiketler

    PKK’nın terör saldırıları tesadüf mü?

    Nihat Ali Özcan, Dr.08 Mayıs 2019 - Okunma Sayısı: 305

    PKK terör örgütü yeniden hareketlenmeye başladı. Bu yazın sıcak geçeğine dair ciddi emareler var. Gerek içeride gerekse dışarıdan önemli ve toplumun tamamını etkileyen hadiselerin yaşanması PKK gibi örgütler tarafından fırsat olarak görülür.

    Ekonomik gelişmeler, sığınmacı sorunu, yılan hikâyesine dönen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi ve yerel seçimler üzerinden yürüyen propaganda savaşı gibi. Yine bürokraside taşların henüz yerine oturamamış olması da işin cabası.

    Dışarıda da benzer tablo söz konusu. Türkiye açısından Suriye’de işler her gün daha da karmaşık hale geliyor. Mevsim koşulları değiştikçe İdlib’de, Rusya ve rejimin saldırıları artıyor. Siviller Türkiye sınırına yığılmaya başlamış durumda. Güvenlik ortamının bozulduğu bölgede Türk askeri de risk altında. Rusya’nın bir gözü de S-400 konusunda.

    ABD ile aramızda cevabı aranan uzun bir sorun listesi var. Fırat’ın doğusunda  “güvenli bölge” müzakerelerinden Halkbank’a, FETÖ’den Venezuela’ya bakışa, Rusya ile ilişkilerden İran ambargosuna, doğu Akdeniz’den Müslüman Kardeşler’e kadar. Öne çıkan sorun ise S-400 hava savunma sistemi ve ABD’nin buna karşılık F-35’lerin tesliminin mümkün olmadığını ilan etmesi. Rekabet sadece diplomatik alanla sınırlı değil. Rusya, Batı ve Arap dünyası Türk kamuoyunu etkilemek için amansız bir “bilgi/propaganda savaşına da” girişmiş görünüyorlar.

    Tablo böylesine karmaşık olunca, fırsatı kaçırmak istemeyen PKK’nın hareketlenmesi sürpriz değil. Gerek dışarıdan almayı umduğu destek, gerekse içeride artan gerilimli havanın sağlayacağı avantajlar örgütü heyecanlandırmış görünüyor. Bir yandan seçim sonuçları üzerinden propaganda yürütürken, bir yandan da açlık grevleriyle içeride ve dışarıda kamuoyu yaratmaya, “hendek” operasyonunda yitirdiği “sosyal kontrolü” yeniden kazanmaya çalışıyor.

    O halde son günlerde artan çatışma ve şehit haberlerini tüm bu gelişmelerden bağımsız ele almak mümkün değil. Müzakerenin konusu olan Fırat’ın doğusunda sessizliğini koruyan PKK terör örgütü, geri kalan tüm bölgelerde hareketlenmiş durumda. Mevsim koşullarının açık arazide harekete ve barınmaya imkân vereceği önümüzdeki aylarda eylemlerin artacağı açık. Böylece, bir yandan bölgedeki sivil halk üzerinde sosyal kontrolü güçlendirirken, Batı’da hükümeti baskılayacak kamuoyu oluşturmayı hedeflenmiş görünüyor. Bunun için, Suriye’de elde ettiği teknik kapasiteye ve tecrübenin yanı sıra Suriye’deki kaotik ortama güvenmektedir.

    Siyasi otorite bu tabloyu bütüncül olarak ele almak zorunda. Nitekim Türkiye’nin, genelde terörizm, özelde ise PKK ile ilgili yeterince tecrübesi var. Ancak PKK sorununa idari, küresel ve bölgesel bütünlükle bakmak, öncelikleri doğru belirlemek, iyi koordine olmak şart. Üstelik sorunun karakterinin değiştiğini de unutmamak gerek.

    Ne var ki bazen işlerin böyle yürümediğine dair emareler de yok değil. Örneğin, Irak ve Suriye’de harekâttan, İran, Suriye ve Irak’ta sınır güvenliğinden ülke içinde terörle mücadelenin kritik noktalarından sorumlu 2’nci Ordu Komutanlığı’nın neden altı aydır vekâletle yönetildiğini anlamak zor. Üstelik MSB’nin, TSK’nın yeniden yapılanma sancıları yaşadığı, FETÖ’den kaynaklı personel sorunlarının arttığı bir dönemde. Vekâlet müessesi sivil idarede rutin iş olarak görülebilir. Ancak rütbenin çok önemli olduğu askeri organizasyon kültüründe, askeri ve siyasi bedelin ağır olduğu terörle mücadelenin yürütüldüğü bir ortamda bu tür uygulamalar sorun yaratabilir.

     

    Bu köşe yazısı 07.05.2019 tarihinde Milliyet Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler: