Arşiv

  • Ocak 2020 (22)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)
  • Ağustos 2019 (12)
  • Temmuz 2019 (11)
  • Haziran 2019 (12)
  • Mayıs 2019 (14)
  • Nisan 2019 (13)
  • Mart 2019 (14)
  • Şubat 2019 (13)

    Etiketler

    NATO, Çin ve değişim

    Nihat Ali Özcan, Dr.07 Aralık 2019 - Okunma Sayısı: 375

    Üye ülke liderleri NATO’nun kuruluşunun 70’inci yılını Londra’da kutladılar. Soğuk savaşın bitiminde örgütün ne olacağı çokça tartışılmıştı.

    Ancak değişen/değişmekte olan risk ve tehditlere rağmen örgüt otuz yıldır ayakta. Üye ülkelerin çabaları sayesinde bu güne kadar gelebildi. Dahası, bu süreçte NATO’ya yeni üyeler katıldığı gibi, hâlâ kapıda bekleyenler var. Ancak tüm bu olumlu gelişmeler örgüt içi krizlerin, gerilimlerin yaşanmadığı anlamına gelmiyor.

    Son toplantı öncesi de benzeri bir tablo ortaya çıktı. Trump’ın umursamaz ve tehdide varan açıklamaları, Macron’un “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti” ifadesi bunun birer örneğiydi. Ancak kriz atlatıldı. İtirazlar aşıldı, savunma harcamalarının artırılacağı sözleri verilirken, tehdit ve risk değerlendirmesi genişledi ve bu gün örgüt yoluna devam ediyor. NATO üyesi ülkelerin liderleri bir dahaki toplantıya kadar diplomatlara ve askerlere bir dizi ev ödevi vererek dağıldılar. Bu anlamda, kapanış bildirgesi önemli ipucu veriyor.

    NATO’nun Rusya, terörizm gibi geleneksel tehditlere yenilerini eklediğini görebiliyoruz. Nitekim bu bağlamda, üyelerin önümüzdeki yıllardaki meşguliyetlerinden biri de Çin olacak. Her ne kadar ilk defa kapanış bildirgesinde yer almış olsa da Çin neredeyse soğuk savaşın bitiminden beri ABD’nin radarındaki öncelikli tehdit.

    Dev ölçekteki ekonomisi, her geçen gün büyüyen askeri gücü, hatırı sayılır istihbarat kapasitesi ile başta yapay zekâ ve 5G olmak üzere hırslı teknoloji geliştirme çabaları ABD’yi endişelendiriyor. ABD, bu endişelerini karşı hamlelerle kontrol altında tutmaya çalışıyor. Bir yandan ticaret savaşları sürüyor. Yine ABD Çin’e karşı, Uzakdoğu’da müttefiklerinin sayısını artırmaya çabalıyor. Uzaya hâkim olmayı, Çin’in istihbarat faaliyetlerini sınırlamayı, teknolojik ilerlemesini yavaşlatmaya çalışırken Çin’in insan hakları ihlallerini ve otoriter siyasi yapısını gündeme taşıyor.

    ABD Başkanı Trump NATO’yu güçlendirmek için Avrupalı liderlere savunma harcamalarını artırmaları yönünde baskı yaparken, Çin’i de NATO’nun gündemine sokmuş görünüyor. Her ne kadar Çin Avrupa’dan binlerce km uzakta olsa da her şeyin birbiriyle bağlantılı olduğu günümüz dünyasında bu mesafelerin pek anlamının olmadığı biliniyor. Mesafe kavramını ortadan kaldıran internet/siber dünya kadar, Çin’in yol ve kuşak projesi. Afrika, Ortadoğu ve Avrupa’ya uzanan, pazarlara ulaşmayı hedefleyen bu hırslı projenin siyasi ve güvenlik yan çıktıları tedirginlik yaratıyor. Neredeyse bir trilyon dolara mal olacak projelerin başarısı yol ve kuşak boyunca politik istikrara, güvenliğin kesintisiz olmasına bağlı. Bu bağlamda, Çin’in ekonomik, politik, kültürel ve askeri nüfuzunun yayılması bir zorunluluk olarak karşımıza çıkacaktır. Nitekim bugün Çin’in doğu Türkistan’da Uygur Türklerine sahnelediği insanlık dışı uygulamalara tepkisizlik bu nüfuzun ölçüsünü ve geleceğini anlamakta iyi bir örnek olabilir.

    NATO zirvesi birçok yönüyle ele alınabilir. Zirvenin geride bırakacağı en önemli iz, Çin’in belgelerde ve NATO’nun radarında yerini almış olmasıdır. Trump’ın Çin kaygısı, NATO’yu daha önemli hale getiriyor. Çin’i radarlarına alan NATO’nun yeni bir dinamizm kazanacağını, bu bağlamda önemli değişim ve adaptasyon yaşayacağını söylemek iddialı olmaz.

     

    Bu köşe yazısı 06.12.2019 tarihinde Milliyet Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler: