Arşiv

  • Mart 2021 (2)
  • Şubat 2021 (12)
  • Ocak 2021 (14)
  • Aralık 2020 (16)
  • Kasım 2020 (13)
  • Ekim 2020 (13)
  • Eylül 2020 (16)
  • Ağustos 2020 (13)
  • Temmuz 2020 (16)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)

    Brüksel bu yıl tatil yapmadı, ya biz?

    Güven Sak, Dr.05 Ocak 2021 - Okunma Sayısı: 745

    Avrupa Birliği (AB) fikrinin mimarlarından Jean Monnet, bundan yıllar önce, “Avrupa’nın krizlerle biçimleneceğini ve krizlere bulunan çarelerin bileşkesi olacağını” (Europe will be forged in crises and will be the sum of the solutions adopted for those crises) söylemişti. Bu, yalnızca, krizlerin fırsata çevrilebileceğini vurgulayan iyimser bir yaklaşım değil, bana sorarsanız. Aynı zamanda, her krizin ardından alınan kararların AB’yi yeniden biçimlendireceğini hatırlatan realist bir yaklaşım aslında. Her kriz bir arada yeniden dönüşmek anlamına geliyor sonuçta böyle bakarsanız.

    Belçika’nın başkenti Brüksel, aynı zamanda Avrupa Birliği’nin de başkenti konumunda. Avrupa Komisyonu Brüksel’de çalışıyor. Brüksel, doğrusu ya, bu yıl tatil yapmadı. Önüne kadar gelen tatil fırsatını bu kez kullanmadı. Aralık ayında, Noel’e rağmen çalışmaya devam etti ve iki konuda somut adımlar attı. Önce Britanya’nın AB üyeliğinden ayrılmasını düzenleyen, Brexit anlaşmasını çıkarttı. Sonra da Çin ve AB arasında yatırım işbirliği konusunu düzenleyen (EU-China Comprehensive Agreement on Investments-CAI) anlaşmayı tamamlayarak imzaladı. İlki 24 Aralık’ta tam Noel’de, ikincisi ise 30 Aralık’ta tamamlandı.

    AB, Çin ile CAI’yi yeni Amerikan yönetimini beklemeden imzaladı, Türkiye Mart’a kaldı

    Şimdi benim aklıma takılan konuya geleyim: Çin ile ilişkiler gibi, Amerika açısından, küresel ölçekte son derece önemli olduğu düşünülen bir konuda yeni Amerikan yönetiminin biçimlenmesini beklemeyen Brüksel, bölgesel ölçekte önem taşıyan Türkiye ile ilişkiler ve Doğu Akdeniz konusundaki kararlar için yeni Amerikan yönetiminin biçimlenmesini beklemeye karar verdi. Neden? Ortak anlaşma ihtimali olan konular karara bağlandı, içinden çıkılamayan konular ise zamana bırakıldı, demek mümkün AB’nin işleyişi açısından bakıldığında.

    Peki, buradan ne çıkartmak mümkün? Öncelikle CAI ile AB ve Çin ikili bir anlaşma imzaladı. Tüm AB liderleri küresel ölçekte meselelere çok taraflı yaklaşılmasının öneminin altını çizerken, Çin pazarının Avrupa firmalarına daha fazla açılmasına imkân verecek, ikili bir yatırım anlaşması imzalandı. Neden?

    Çin yeni Amerikan yönetimine karşı ittifaklarını genişletiyor

    Geçen hafta Beijing’te Çin’in 2021 iktisadi hedeflerini ele alan toplantıdan uzun uzun bahsetmiştim. Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi ve Çin Devlet Konseyi tarafından düzenlenen Merkezi Ekonomik Çalışma Konferansı’nda (Central Economic Work Conference-CEWC) dış talebin yanı sıra iç talebin öneminin altı çizilmişti. Bir diğer taraftan da iç talebin bu kez 2008’de olduğu gibi araçsal ve kısa vadeli bir biçimde değil ama sürdürülebilir bir biçimde güçlendirilmesi için orta sınıfın genişletilmesi konusu vurgulanmıştı.

    Çin açısından bakıldığında, 2021’de dış talebin güçsüzlüğüne katkı yapacak unsurlardan biri de Amerika-Çin arasındaki anlaşmazlıkların derinleşmesi olabilir.

    Öyle anlaşılıyor ki; Çin, yeni Amerikan yönetimi karşısına bir dizi bölgesel ikili anlaşma ile birlikte çıkmaya hazırlanıyor. Bir nevi, kendisine bir ortaklık ağı kuruyor. Bu ilk nokta.

    İkinci olarak ise, AB açısından baktığınızda, virüs sonrası toparlanma dönemi ve daha güçlü bir başlangıç yapabilmek için, Çin pazarından faydalanmak hiç de manasız görünmüyor. AB’nin de burada kendisine bir hareket alanı görmesini normal karşılamak gerekiyor.

    Herkes virüs sonrası döneme hazırlık yapıyor, Türkiye hariç

    Peki, buradan Türkiye’ye ne çıkar? Benim gördüğüm ilk nokta şu, herkes virüs sonrası büyüme dönemine yönelik bir hazırlık içinde görülüyor. Türkiye hariç. Herkes virüs sonrası büyüme döneminde dış talebi ya da iç talebi güçlendirecek, sosyal uyumu koruyacak ne tür tedbirler alabilirim diye bir arayış içinde. Türkiye de ise tık yok.

    İkincisi, AB’nin Türkiye konusunda bir ortak mutabakata varamadığı için, Mart ayında Amerikan yeni yönetiminin şekillenmesini beklemeye karar vermesi, Türkiye’nin işini kolaylaştırmıyor, zorlaştırıyor, bana sorarsanız. Özellikle Vaşington’da karar alma süreci yeniden profesyonelleşirken, daha büyük bir organizasyon kabiliyetine ve konuşmayı bırakıp adım atmaya ihtiyacımız var bugünden Nisan 2021’e doğru.

    Üçüncüsü, merkez bankasının bir merkez bankası gibi konuşmaya ve hareket etmeye başlaması ile birlikte geri kazanmaya başladığı kredibiliteyi artık bir an önce bir virüs sonrası ekonomik toparlanma programı ile tahkim etmek gerekiyor. Nedir? Öncelikle makro istikrar bahsinde biçimlenmeye başlayan para politikasını nasıl bir maliye politikası ile destekleyeceğimizi açıklamak gerekiyor doğrusu. Sonra da iş geliyor, “yapısal reformlar, yapısal reformlar, neymiş bu yapısal reformlar” bölümüne. Bakın onsuz olmuyor.

    Bu topraklarda doğan insanlar neden ancak buradan oraya gittiğinde ışıldıyor?

    Burada ufak bir parantez açayım müsaadenizle. Özlem Türeci ve Uğur Şahin’in şirketleri Biontech ile aşı işinde devrimci bir yeni yöntem kullanarak gerçekleştirdiği büyük başarı bize ne anlatıyor? Aziz Sancar’ın bir kaç yıl önceki Nobel başarısı ne söylüyor? Aynı şeyi Moderna’nın ortağı Nubar Afeyan için de aynen sorabilirim doğrusu. O da bizim buralardan. Doğrusu bana sorarsanız “Bu topraklarda doğan insanlarda belirgin bir gariplik bulunmuyor.”, ama her nedense bizim insanlarımız buradan batıya bir yerlere gittiklerinde etrafa ışık yaymaya başlıyorlar. Burada olmuyor. Neden?

    Bundan yıllar önce TIR şoförlerimizle ilgili bir soruyu hiç unutmuyorum. Bir dostum, “Neden Avrupa otoyollarında yolun sağında, tüm kurallara uyarak, TIR kullanan şoförlerimiz, Kapıkule’yi geçtikten sonra yolun en soluna yatıp, hiçbir kuralı takmıyorlar?”, demişti. TIR şoförlerimizde de belirgin bir gariplik bulunmuyor. Gariplik burada.

    Devleti şeffaflıkla terbiye edip, davranış bozukluklarını yine düzeltmemiz gereken bir dönemin başındayız

    Sorun nerede? Sorun buranın eko-sisteminde bana sorarsanız. İşte tam da bu nedenle, hala, her şeye rağmen, sağlam kalan Türk üniversitelerinde yetişen gençler, daha başarılı olmak için Almanya’da, Hollanda’da çalışmayı tercih ediyorlar. Bozukluk gitmek isteyenlerde değil, burada.

    İşte ben o yapısal reformlardan bu durumu değiştirmeyi anlıyorum. İş geliyor, dönüp dolaşıyor, devletin davranış biçimini değiştirmeye geliyor. Kamu idaresinin her parçasının insanlarına, şirketlerine ve yabancı yatırımcılara davranış biçimini değiştirmek gerekiyor. Bunun için devleti aynı 1980’lerde ve 2000’lerin başında olduğu gibi, şeffaflıkla yeniden terbiye etmek gerekiyor. Davranış bozukluklarını yine düzeltmek gerekiyor.

    Türkiye’ye yatırım yapmanın maliyetini azaltın

    Türkiye’nin “Türkiye’ye yatırım yapmanın maliyetini” azaltmaya bir an önce odaklanması gerekiyor. Yalnızca iş dünyası için değil, burada çalışma kararlılığındaki herkes bu ülkede kaldığında, geleceğini bu ülkede gördüğünde bu ülkeye yatırım yapmış oluyor. O anlamda, bu ülkeye yatırım yapmanın maliyetini azaltmak gerekiyor. Türkiye artık bir sanayi ülkesi. Buradan ileriye, daha fazla zenginleşmeye imkân verecek yatırımlar için, artık, emeği değil; adaleti, demokrasiyi, vergileri, eğitimi, sağlığı ucuzlatmak gerekiyor.

    İş çok, ama bakın hala tık yok. Brüksel geçen ay tatil yapmadı, ama Ankara?

     

    Bu köşe yazısı 04.01.2021 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler:
    Yazdır