Arşiv

  • Haziran 2017 (20)
  • Mayıs 2017 (20)
  • Nisan 2017 (19)
  • Mart 2017 (21)
  • Şubat 2017 (16)
  • Ocak 2017 (20)
  • Aralık 2016 (19)
  • Kasım 2016 (22)
  • Ekim 2016 (18)
  • Eylül 2016 (17)
  • Ağustos 2016 (20)
  • Temmuz 2016 (19)

    Etiketler

    Yalnızca şekerlemeler değil artık şeker kutuları da Çin’den

    Güven Sak, Dr.20 Mart 2017 - Okunma Sayısı: 1709

    Geçenlerde Çinli DHgate’in alışveriş sitesini gördüğümde şaşırdığımı itiraf etmeliyim. DHgate, bir internet alışveriş merkezi (e-AVM). e-AVM’lerin şirketten halka satış yapanları (B2C) olduğu gibi, şirketten şirkette (B2B) satış yapanları da var. Amerikan e-AVM’si Amazon’u zaten tanıyordum. Üstelik alışveriş de yapıyordum. Çin’in Alibaba’sını da duymuştum. Ama doğrusu ya, Çinli DHgate’in e-AVM’sini görmek beni şaşırttı. Çin’in bu e-AVM’sini görünce, “Tevekkeli, Çin, Türkiye’nin bir numaralı ithalat partneri olmadı” dedim. Bugün e-AVM’yi görünce neden şaşırdığımı ve Türkiye için neden hüzünlendiğimi size anlatmak isterim doğrusu. Başkaları yapıyor, bize hep dedikodusu kalıyor. Eskiden Batılılar yaparken dedikodusunu yapardık. Şimdi Asyalılar yapıyor ve dedikodusu yine bize kalıyor.

    DHgate’in e-AVM’sini görünce neden şaşırdığımdan başlayayım, müsaadenizle. Öncelikle karşımdaki e-AVM sitesi Türkçeydi. Mesela Amazon’un e-AVM’si hala İngilizce iken, DHgate ve Alibaba’nın artık Türkçe internet siteleri var. Çinliler, Türklerin İngilizce özürlü olduklarını bildiklerinden, pazara erişebilmek için Türkçe bir internet sitesi tasarlamışlar ve önemli bir engeli ortadan kaldırmışlar. Önce buna şaşırdım.

    Ama ben asıl galiba e-AVM’nin başköşesinde hemen karşıma çıkan nikâh şekeri kutularına şaşırdım. Hani elektronik aletler filan görmeyi bekliyordum ama gözüme çarpan nikâh şekeri kutuları oldu. Bundan 3 yıl kadar önce, Ankara OSTİM’de bir şirketin bildiğiniz şekerlemeleri Çin’de yaptırıp, Ankara’da ambalajladığını duyunca şaşırdığım kadar bir daha şaşırdım. 2014 yılının Şubat ayında bu nedenle “Vallahi biz şekerlemeyi Çin’de yaptırıp, burada ambalajlıyoruz” diye bir yazı yazmıştım gazetemiz Dünya’ya. Çin o vakit Türkiye’nin en çok ithalat yaptığı ülkeler arasında ikinci sıradaydı.

    Bakın şimdi yeni bir noktadayız doğrusu. Nikâh sonrası, tebrikleri kabul etikten sonra, düğüne gelen misafirlere verilecek şekerlemelerin içine yerleştirileceği ambalajları da artık Çin’den sipariş edebiliyoruz. Şimdi siz şaşırmaz mısınız? Eskiden şekerlemeyi orada yaptırıp, hiç değilse ambalajı burada yapıyorduk. Nikâh şekeri işinde katma değerin bir bölümü Türkiye’dendi. Artık değil. Şimdi her ikisini de Çin’den ısmarlamak mümkün, e-AVM’de yeri var.

    Şimdi dikkatinizi lütfen ilk grafiğe alayım. Burada yıllar itibariyle, Türkiye’nin ithalat yaptığı ilk 15 ülke var. 1990, 2000, 2005, 2010 ve 2016 yıllarında Türkiye’nin en çok ithalat yaptığı ilk 15 ülkeye bakınca bakın ben neler görüyorum. Birincisi, Türkiye’nin en fazla ithalat yaptığı ülkeler listesinde 1990’da ilk 15’te yer almayan Çin, 2000 yılında listede yerini almış. 1990’da Çin daha 1989’daki Tiananmen şokunun içindeydi. Reform süreci yeniden başlamak için fırsat kolluyordu. 2000 yılında Çin listemizde 12. sıraya yükseldi. 2005 yılında dördüncülüğe zıpladı. 2014’te ikinciydi. 2015 ve 2016’da birinci sıraya yerleşen Çin, Türkiye’nin bir numaralı ithalat partneri oldu. İkinci olarak, ben listede hızlı bir Asyalaşma eğilimi görüyorum. Bir de siz bakın. Güney Kore’nin yanı sıra listenin ciddiye alınması gereken bir başka önemli partneri daha var: Hindistan. Nasıl küresel üretim artık dünyanın batısından doğusuna doğru kayıyorsa, Türkiye’nin en çok ithalat yaptığı ülkeler arasında da Asyalıların sayısı artıyor, Avrupalıların sayısı azalıyor. Ben bakınca böyle görüyorum. Üçüncüsü ise doğrusu ya aklıma takılan bir soru. Türkiye’nin ithalat listesinde eskiden Batılı ülkeler çoğunlukta iken, biz buraya bakıp, Türkiye’nin Batı’dan ithal ettiği ara malı ile üretim yapan bir sanayiye sahip olduğundan bahsederdik. Şimdi ithalat listesinde Batılı ülkelerin önemi azalıp, Asyalıların sayısı artarken ekonomimizin ara malı bağımlılığına ne oluyor? Şimdi o aynı ara malını yoksa Asya’dan mı ithal ediyoruz? Kendi üretemediğimiz daha sofistike malları biz üretebilmeye başlamadan bazı Asya ülkeleri mi üretmeye başlamışlar?

    Şimdi bunların hepsine bugün cevap beklemeyin ama bir kaç noktanın altını çizip, bir iki ilk sonuç çıkartayım, müsaadenizle. Birincisi, evet, Türkiye ekonomisinin ithal ara malı bağımlılığında belirgin bir azalma gözlemlenmiyor 2000’den 2016 yılına. İkinci grafik OECD ülkeleri ile Türkiye’nin ithal ara malı bağımlılığını karşılaştırıyor. 2011 yılında, OECD ülkelerinde 100 birimlik ihracata kıyasla 55 birimlik ara malı ithalatı yapmak gerekiyor. 2011 yılında, Türkiye’de ise, 100 birimlik ihracata kıyasla 106 birimlik ara malı ithalatı yapmak gerekiyor. 100 birimlik ihracatın yapılabilmesi için OECD ülkelerinde 23 birim, Türkiye’de ise 32 birim ara malı ithalatı yapmak gerekiyor. Biz bir birim ihracat yapmak için daha çok ara malı ithalatı yapmak zorundayız buna göre.

    İkinci nokta ise şöyle, Türkiye’nin bu ara malı ithalatı bağımlılığı 1990’dan bugüne azalıyor mu, artıyor mu? Öyle ya, durmadan bağımlılığı azaltacağız diye tedbir filan açıklıyoruz. Bunlar çalışıyor mu? Çalışmıyor mu? İthalat kaynağı Batıdan Doğuya doğru kayıyor. Bu durum ara malı ithalatı bağımlılığımızın azalmasından mı? Üçüncü grafik işte bize tam bunu gösteriyor. Ne gösteriyor? Türkiye’nin ara malı ithalatı bağımlılığı 1995’ten bugüne azalmıyor artıyor. Tedbir diye ne aldıysanız işe yaramıyor. 1995 yılında 100 birimlik ihracata kıyasla o günkü ekonomiyi döndürebilmek için 66 birim ara malı ithalatı yapmak yetiyordu. Sonra 2000 yılına geldiğimizde o günkü ekonomiyi döndürebilmek için 100 birimlik ihracat için 86 birimlik ara malı ithalatı yapmak ancak yetmeye başladı. 2011 yılında artık bu ekonomiyi döndürebilmek için 100 birimlik ihracata kıyasla 106 birimlik ara malı ithalatı yapmak gerekiyor. Türkiye’nin üretim yapmak için ara malı ithalatı bağımlılığı yıllar itibariyle azalmıyor, artıyor.

    Üçüncüsü ise, birinci ve ikinci tespitlerin doğal bir sonucu elbette. Türkiye giderek ithalatını artırdığı Asya ülkelerinden de esas olarak ara malı ithal ediyor.. Dün Batıdan ara malı ithal ediyorduk, üretim yapabilmek için, şimdi ise Doğudan ara malı ithal ediyoruz. Dünya değişiyor. Doğudakiler Batıda üretilebilenleri de üretmeyi öğreniyor. Biz olduğumuz yerde kalmaya devam ediyoruz sanki. İyi ya da kötü değil böyle. Vakıa bu. Neydi? Vakıa ile kavga olmaz.

    Sonuç nedir? Ben 3 sonuç çıkarmak isterim. Birincisi, Türkiye’nin dış ticaretinde en yüksek açığı verdiği ilk 15 ülke listesinde artık tam 8 adet Asyalı var, Rusya’yı da Asyalı sayarsam. Türkiye, Çin dışında, Güney Kore, Hindistan, Japonya, Malezya, Vietnam ve Tayvan karşısında da dış ticaret açığı veriyor. Ara malı alıyor. Dış ticaret açığı veriyor. 2010 yılında Malezya ve Vietnam listede değildi. Onlar da dönüşüyor. Bize mal satıyorlar. Biz onlara mal satamıyoruz.

    İkinci sonucum tam da bu. Onlar bize mal satabiliyorsa, bizim de onlara mal satabilmemiz lazım. Onlar Türkçe e-AVM kurup bize mal pazarlayabiliyorlar. Bizim hala Çince bir e-AVM’miz yok. Ortada bir köprü var. Köprü şimdilik tek yönlü olarak çalışıyor. Onların KOBİ’leri için ticareti kolaylaştıracak yol gösterecek araçlar var. e-AVM işte tam da bunun bir parçası. Bizim KOBİ’ler ise sahipsiz ve ortada, yollarını açacak ve aydınlatacak mekanizmalar yok. Onlar için var bizimkiler için yok. Sonuç: Bütün bir Asya, Türkiye için bir dış ticaret açığı kaynağı oluyor. Neden? Asya’nın Türkiye’ye yönelik bir dış ticaret stratejisi var. Türkiye’nin Asya’ya yönelik bir dış ticaret stratejisi yok. Yok. Türkiye’nin zaten bir dış ticaret stratejisi yok ki, bir de Asya için olanını arayalım. Biz öyle Allah ne verdiyse gidiyoruz. Şirketleri sokağa saçıyoruz. Nasıl destek vereceğimizi düşünmeden hemen kahramanlık bekliyoruz.

    Geleyim üçüncü sonuca. Yukarıdaki rakamlara bakıp sakın ithalatı nasıl kısıtlayalım diye düşünmeye kalkmayın. O, bütün bu anlattıklarımdan, Trumpvari bir Miki Maus iktisatçısı sonucu çıkartmak olur. Türkiye’nin problemi asla ithalatın çok yüksek olması değildir. Türkiye’nin problemi bu üretim yapısında çok az ihracat yapıyor olmaktır. İçe fazla kapalı olmak, dışa açık olmamaktır. Türkiye’nin problemi sürekli ihracat yapan firma sayısının bir türlü 100 bini aşamamasıdır. Sayın bakalım, İhracatçı Birliklerinin Türkiye’de kaç tane üyesi var? İşte o kadar. Türkiye’nin problemi birliklerin üye sayısının hala 100 bine ulaşmamış olmasıdır. Türkiye’nin problemi bir türlü odaklanamamaktır.

    Ben size söyleyeyim: 100 binlerce Türk firması dijitalleşmeli, 100 bin Türk firması ihracatçı olmalıdır. Türkiye, e-AVM’leri de içeren ticareti kolaylaştırma merkezlerinin zenginleşme yolu olduğunu artık öğrenmelidir. Odaklanmamız gereken yer burasıdır. Türkiye’nin bir yeni ihracat hamlesine ihtiyacı vardır.

    Bu köşe yazısı 20.03.2017 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.