Arşiv

  • Haziran 2024 (9)
  • Mayıs 2024 (16)
  • Nisan 2024 (15)
  • Mart 2024 (19)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)
  • Temmuz 2023 (18)

    Vergi indirimi ve şeytanın avukatlığı

    Fatih Özatay, Dr.19 Mart 2009 - Okunma Sayısı: 1222

    Uzun bir süredir kriz nedeniyle zor durumda kalan sektörleri rahatlatmak için bazı önlemler ısrarla talep ediliyordu. Ayrıca hükümetin de bu tür önlemler üzerinde çalışacağı yazılıyor çiziliyordu. Şimdi bazı ürünler için vergi indirimi geldi ve Bursa'dan yola çıkan otomobil taşıyan TIR sayısındaki artış, bayilerde sıra bekleyen insanlar falan, daha neler neler haberleri basını kapladı.

    İnsan böyle bir bombardıman altında kalınca, açıklanan önlemler için ilk tepkisi 'nihayet olumlu bir adım atıldı' şeklinde oluyor. Öyle ya, bunca yazılıp çizildiğine göre bu işte bir keramet olmalı.

    Bu bombardımandan sonra sığınağa sığınınca (televizyonu, gazeteleri ve interneti kapatınca) bakıyorsunuz açıklanan önlemlere ve şu sorulara yanıt arıyorsunuz: Krizin Türkiye'yi vurduğu dört kanaldan hangisine çare oluyor bu önlemler? Yani, iç kredi tıkanıklığına karşı bir şey var mı? Dış kredi tıkanıklığına karşı bir şey var mı? Tüketici ve yatırımcı güvenini artıracak mı? Bu üçünün bir bileşkesi olarak iç talebi artıracak mı? İhracata faydası olacak mı?

    Bu çerçevede bakıldığında açıklanan dördüncü (öyle söyleniyor) pakette iç talebe ilişkin bazı önlemler olduğu hemen belirleniyor. Diğer soruların yanıtları ise açık ki 'hayır' şeklinde. Dolayısıyla, bir bütünlük yok dördüncü pakette. Ancak tamamlayıcı yeni bir paketin de açıklanmak üzere olduğu şeklinde beyanatlar var. Hem Türkiye'yi vuran dört kanaldan birine yönelik bir şeyler olduğuna bakıp, hem de tamamlayıcı yeni bir paketin eli kulağında olduğu düşünüp gönül rahatlığıyla dördüncü paket için "hiç yoktan iyidir" diyebilir miyiz?

    Bu sorular zihnimi kurcalarken, şeytan dürttü. Otomotiv Sanayicileri Derneği'nin internet sayfasına girdim ve orada yer alan ayrıntılı bilgileri kullanarak iki tane tablo hazırladım. Tablo 1'de 2008 yılında otomotiv sektörünün toplam araç (otomobil, hafif ticari, kamyon, otobüs, minibüs, midibüs ve traktör) üretimi, bu üretimin ne kadar ihraç edildiği ve ne kadarının Türkiye'de satıldığı yer alıyor. İlk 'Pay' başlıklı sütunda ise toplam üretimin yüzde ne kadarının ihraç edildiği, ne kadarının iç piyasada satıldığı belirtiliyor.

    Yine aynı tabloda 'İç pazarda satış' başlığının karşısında 2008 yılında yurtiçinde satılan araç sayısı yer alıyor. Ayrıca bunun ne kadarının yerli üretimle, ne kadarının da ithalatla karşılandığı gösteriliyor. İkinci 'Pay' başlıklı sütunda da yurtiçi satışların ne kadarının ithalattan ne kadarının yerli üretimden geldiği belirtiliyor. Tabloda ayrıca otomobil için de aynı bilgiler gösteriliyor.



    Ne görüyoruz? Tüm sektörün ürettiği ürünlerin yüzde 80'i ihraç ediliyor. Otomobil için ise bu oran daha yüksek. Sonuç 1: Açıklanan önlemler üretimin sadece beşte birlik kısmını ilgilendiriyor. İkincisi, içeride satılan araçların yarısından fazlası ithal ediliyor. Otomobilde ise bu oran yüzde 70'e yakın. Sonuç 2: Açıklanan önlemler önemli ölçüde ithal ürünlere yarıyor. İthalatı gerçekleştirdiğimiz ülkelere 'mali uyarıcı (fiscal stimulus)' vermiş oluyoruz.

    Tablo 2'de ise 2008 ve 2009'un ilk iki ayında sektörde yaşanan gelişmelere ilişkin bilgi var. Asıl düşüş ihracat ve iç pazarda satılan araçların yerli üretimle karşılanan kısmında. Araç ithalatı aynı hızla düşmüyor. Sonuç 3: İthal ürün talebindeki azalmanın daha az olması nedeniyle de açıklanan önlemler ithalata daha fazla yarayacak gibi duruyor.



    Tabii ki araç satışı artınca, bu artış önemli ölçüde ithal ürünlere yarasa da sonuçta önemli bir ticari faaliyet oluyor, piyasa hareketleniyor, falanÖ DoğruÖ Doğru da daha söylenecek çok şey var; devam edeceğim.

    Bu yazı 19.03.2009 tarihinde Radikal Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler:
    Yazdır