Arşiv

  • Mayıs 2024 (12)
  • Nisan 2024 (15)
  • Mart 2024 (19)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)
  • Temmuz 2023 (18)
  • Haziran 2023 (13)

    Hafızaları tazeleyelim

    Fatih Özatay, Dr.22 Eylül 2008 - Okunma Sayısı: 1198

     

    Çok karışık bir haftayı bıraktık. Bu haftanın ilginç bir özelliği de ABD ve İngiltere gibi ülkelerden gelen kötü haberlerden sonra, bu defa büyük bir yükselen piyasa ekonomisinin zor duruma düştüğüne ilişkin haberlerdi. Rusya ekonomisi kötü sinyaller verdi hafta boyunca. Rusya'da son bir hafta içinde olan bitenler geçmişi hatırlattı. Gelin çok kısaca hafızamızı yenileyelim 1990'larda yaşananlarla. 1994-1995 Meksika krizini inceleyen akademik makaleler 'tekila etkisi' kavramını bilim dünyasına hediye etmişlerdi. Meksika'da patlak veren kriz, yükselen piyasa ekonomilerini, özellikle de Latin Amerika ülkelerini sarsmıştı çünkü.Tekila etkisi tek örnek olarak kalmadı elbette. 1997'de Asya kaplanları hastalandı, yükselen piyasa ekonomileri yeniden sarsıldı. 1990'ların sonlarına doğru da 'votka etkisi' boy gösterdi. Rusya'da patlak veren kriz bizim gibi ülkeleri yine etkiledi.Özellikle bu sonuncu kriz Türkiye'yi önemli ölçüde yıprattı. 1998'de büyüme hızımız düştü, 1999'da ise Türkiye ekonomisinde keskin bir daralma yaşandı. Tek 'iyi' giden gösterge cari işlemler hesabı oldu. Büyüme hızındaki keskin düşüş nedeniyle 1998 yılında cari işlemeler hesabımız fazla verdi, 1999'daki açık ise çok düşük bir düzeyde gerçekleşti.Tekila, votka, ya da Asya için her ne kullanılacaksa, bu etkilerin hepsine birden 'bulaşma etkisi' deniliyor. Salgın bir hastalık gibi. Salgın hastalığın sadece zayıf bünyeleri vuracağı düşünülebilir. Sözünü ettiğim örneklerde gerçekten zayıflar önemli ölçüde etkilendiler.Ancak iş bununla bitmiyor. Yabancı mali yatırımcılar bu gibi durumlarda 'sürü' davranışına girebiliyorlar. Sürü davranışı, kurunun yanında yaşın da yanması olasılığını artırıyor. İktisadi temelleriniz çok bozuk olmasa da, ufak tefek kırılganlıklar bile sermaye çıkışına yol açabiliyor 'sürünün' paniklemesi nedeniyle.Şüphesiz dünya 1990'lardaki dünya değil. Yükselen piyasa ekonomilerinin birçoğu yeni yüzyılda iktisadi temellerini önemli ölçüde sağlamlaştırdılar. Öyle 'kör gözüm parmağına' şeklinde makroekonomik sorunlar pek kalmadı.Bizi ele alın mesela. Bütçe açığımız artık çok düşük bir düzeyde. Kamunun borcu (milli gelire oranla) önemli ölçüde azaldı. Enflasyon iki haneli rakamların en yükseklerinden en düşüklerine geriledi. Bankacılık sektörü çok daha sağlam bir durumda.Ama hala hem önemli yapısal sorunlarımız hem de bazı kırılganlıklarımız var. Yapısal sorunlarımızın başında potansiyel büyüme hızımızın düşüklüğü, işgücüne katılımın oldukça düşük bir düzeyde olmasına karşın işsizlik oranımızın yüksek olması ve tasarruf oranımızın düşük bir düzeyde olmasının getirdiği 'yüksek büyüme varsa yüksek cari açık var' açmazı geliyor.Bu yapısal sorunlar bir tarafa, özellikle bu çok çalkantılı dönem açısından mutlaka dikkate almamız gereken kırılganlıklarımız var. 2001 krizinden sonraki dönemde iki önemli çapamız vardı: Önce IMF destekli sağlam ekonomik program, sonra da AB heyecanı ve de reformları. İkisi de yok şimdi. Şirketler kesiminin döviz cinsinden borçları döviz cinsinden alacaklarına kıyasla oldukça yüksek bir düzeyde. Keza cari işlemler açığımız da. Aman yanlış anlaşılmasın. Türkiye asla 1990'lardaki Türkiye değil. Yani her an yeni bir krize açık bir yapımız yok. Ama sorunlarımız ve kırılganlıklarımız var. Bu yapısal sorunlara tatmin edici biçimde bir türlü el atamadığımız için bu kırılganlıkların böyle dönemlerde daha bir göze batması söz konusu oluyor.Bundan sonra bizi daha düşük bir büyüme hızı ve daha yüksek bir işsizlik oranı bekliyor mesela. Ölmeyeceğiz elbette, sürünmeyeceğiz de, ama bir miktar acı çekeceğiz. Ne kadar 'bir miktar'? Dışarıya bağlı. Bakalım dışarıda daha neler göreceğiz.

     

    Bu yazı 22.09.2008 tarihinde Radikal Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler:
    Yazdır