Arşiv

  • Haziran 2020 (3)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)
  • Ağustos 2019 (12)
  • Temmuz 2019 (11)

    Etiketler

    İş Ar-Ge’ye gelince, Türkiye yarım Volkswagen bile etmiyor

    Güven Sak, Dr.24 Kasım 2016 - Okunma Sayısı: 9477

    Türkiye İstatistik Kurumu(TÜİK), Türkiye’nin toplam Ar-Ge (Araştırma-Geliştirme) harcamalarını her yıl yayımlıyor. 18 Kasım 2016’da da memleketin 2015 yılı Ar-Ge harcamalarını açıklayan bir bülten yayımladı TÜİK. 2015 yılında Ar-Ge’ye Türkiye’deki özel sektör, kamu ve üniversiteler toplam 20 milyar 615 milyon lira harcamış. Ne kadar? Şu son kur intibakını unutmayıp, kuru 3,40 gibi alırsanız 6 milyar dolar civarı işte.

    PriceWaterhouse Coopers (PwC) her yıl şirketlerin Ar-Ge harcamalarının listesini yayımlıyor. Üstelik bunu 10 yıldır yapıyor. PwC Strategy& (www.strategyand.pwc.com) web sitesine girip 2005-2015 arasındaki ilk 20 şirket listesine ve veri toplama yöntemine bakabilirsiniz. 2015 yılında  birinci sırada Volkswagen var. Yıllık Ar-Ge harcaması tutarı 15,3 milyar dolar. Nedir? Alman Volkswagen şirketinin yıllık Ar-Ge harcaması tutarı, Türkiye’nin yıllık toplam Ar-Ge harcamasının 2,5 katı kadar. Nedir? İş yıllık Ar-Ge harcamalarına gelince, Türkiye yarım Volkswagen bile etmiyor. Daha bunun öteki Alman şirketleri var, Almanya’daki üniversitelerin ve devletin Ar-Ge harcamaları var. Ondan sonra oturup bir Almanya, Türkiye Ar-Ge harcamaları karşılaştırması yapmak mümkün olur ancak. Vaziyet hazin, sizin anlayacağınız.

    Tablo: Dünyada en fazla Ar-Ge harcaması yapan ilk 20 şirket, 2015

    en fazla arge harcamasi yapan ilk 20 sirket.520px

    Kaynak: Price Waterhouse Coopers Strategy&

    PwC listesine bakarken, benim gözüme üç husus takıldı. Birincisi, artık dünyada her ülkeden küresel şirketler var. İlk beşe bakın isterseniz. Volkswagen bir Alman şirketi. İkinci sırada, Güney Kore’den Samsung var. Üçüncüsü, Amerikan Intel, Dördüncü, Amerikan Microsoft ve beşinci İsviçre’den Roche. Kore bundan 35 yıl önce kişi başına milli geliri Türkiye’nin altında olan bir ülkeydi. Rüzgarı arkasına aldı, önce orta gelir tuzağından çıktı ve şimdi küresel dev şirketleri var. İkincisi, listede ağırlıkla otomotiv, sağlık ile bilgi ve iletişim teknolojileri alanında çalışan şirketler var. Bu şirketler son yıllarda hep belli teknolojilere odaklanmış duruyorlar. ARGE harcamalarının bir odağı var. Millet artık sektöre değil, sektörleri dönüştürecek teknolojilere odaklanıyor. Nedir bunlar? Biyoteknoloji (yaşam bilimleri), nanoteknoloji (malzeme bilimi)ve de bilgi-iletişim teknolojileri (bilgisayar bilimleri). Parantez içinde yazanlar da bu yeni teknolojiler üzerine çalışan bilim adamlarının hangi alanlardan geldiklerini gösteriyor. Odak mı istiyorsunuz, işte orada ayan beyan duruyor. PwC listesine bakarken, dikkatimi çeken üçüncü husus ise son 15 yılda listede yine üç aşağı beş yukarı hep aynı küresel şirketlerin yer alması oldu. Mesela Volkswagen zaten son beş yıldır Ar-Ge harcamalarında birinci sırada. Samsung’un yeri son üç yıldır değişmiyor. İntel, Microsoft ve Roche ise iki yıldır yerlerini koruyorlar.

    Peki, ben bu listeye bakınca vaziyetimizi neden hazin buluyorum? Üç nedenle. Birincisi, TÜİK, Türkiye’nin 2015 yılı Ar-Ge harcamaları ile ilgili istatistik bültenini 18 Kasım 2016’da yayımladı. Konu memleketin gündemine girmeye cesaret bile edemedi. Neden? 18 Kasım günü gazetelerimiz Türkiye Büyük  Millet Meclisine bir kaç iktidar partisi milletvekili tarafından verilen “çocuk tecavüzcülerini damat yapma önergesi” ile meşguldü.  Bu nedir? “Çocuk tecavüzcülerini damat yapma önergesi”, bence, 15 Temmuz hadisesi sonrası, Türkiye’de belirginleşen, yönetim krizinin boyutlarını gösteren bir hadisedir. Devlet aygıtımızın, kurumlarımızın çalışmadığının göstergesidir. Tehlikenin bugün için savuşturulmuş olması yeterli değildir, olabilmiş olması, tehlike işaretidir. Ben, döviz kurundaki hareketin de bu çerçevede ele alınması gerektiği kanaatindeyim: Türk Lirasının, Amerikan doları karşısındaki hızlı değer kaybı artık kur intibakı sınırlarını aşmış ve “Türkiye’nin, Türkler gözünde imaj kaybının göstergesi” haline gelmiştir. Ortadaki bu yönetim krizine müdahale etmeden, salt iktisadi tedbirlerle vaziyeti kontrol altına almak zor görünmektedir. Şimdi bu hazin değil midir? Bu ilk nokta.

    Geleyim ikincisine, TEPAV direktörlerinden Selin Arslanhan Memiş, yine tam da bu Ar-Ge harcamaları konusunda, 2014 yılı rakamlarına bakarak bir değerlendirme notu yazmış 4 Ocak 2016’da. Notu şuradan okuyabilirsiniz. Yazı mealen, Türkiye kaynakları kısıtlı bir ülke, biz hem milli uçak, hem milli otomobil hem de milli ilacı aynı anda yapamayız. Siz önce ne yapacağınıza, Türkiye’nin önceliğine bir karar verin diyordu. Hala aynı noktadayız. Ocaktan Kasıma Türkiye’de sanayi politikası söz konusu olduğunda, Ar-Ge ve inovasyon söz konusu olduğunda nereye odaklanacağımızı hala bilmiyoruz. Türkiye, konu Ar-Ge destekleri olunca, hala oyuncakçı dükkanına girmiş 5 yaşında çocuk gibi davranmaya devam ediyor. Önce bir rafa saldırıyor, sonra ötekine, en sonunda kasanın önünde raflardan toparladıkları ile cepteki parayı karşılaştırdığında ağlamaya başlıyor. Bir kere daha tekrarlayayım: Türkiye’nin sektör değil, teknoloji seçmeye odaklanması gerekiyor. Seçtiği teknolojinin hedefteki sektörlere nasıl yayılabileceğine ilişkin bir stratejiye sahip olması gerekiyor. Yetmez bu teknoloji ile hangi sektörlerde ne kadar verimlilik artışı yaratabileceğine ilişkin bir muhasebe çerçevesine sahip olması gerekiyor ki, hesap yapabilsin. Hesap yapamayan sonuca varamaz strateji oluşturamaz. 2016 yılı bitti. Türkiye’nin hala bir inovasyon stratejisi yok. Yenilikleri dikkate alan bir sanayi politikası çerçevesi de yok. İnovasyon dedikodusu yapmaktan, inovasyon yapmaya bir strateji olmadan geçilmez. Bu da ikinci nokta.

    Geleyim üçüncüsüne, 21 Kasım tarihinde Küresel Amerikan şirketlerinden Monsanto, VitalFields şirketini satın aldı. VitalFields Estonya’da  çiftlik yönetim yazılımı geliştirmiş bir bilgisayar şirketi. Nedir? Estonyalı bir start-up. Biz, TEPAV’da, Türkiye gibi ülkelerin, inovasyon açığını kapatabilmek için, büyük küresel şampiyon yaratmaya değil, bu tür yeni teknoloji girişimlerini desteklemeye odaklanması gerektiğini düşünüyoruz doğrusu. Gelecek burada duruyor. Peki, biz de bu var mı? Yok. Maliye Bakanlığı bundan bir kaç yıl önce bu tür girişimler desteklensin  diye, İrlanda’nın patent box düzenlemelerini memlekete getirdi. Ama uygulayamadı. Neden? Maliye Bakanlığı’nın işleyiş biçimi, öngörülebilir bir vergi rejimi uygulamasına müsait olmadığı için bana sorarsanız. Biz de bir vergi düzenlemesi yapıldığında, bakanlıktaki bütün uygulayıcıları, denetçileri bir odaya toplayıp “Bundan böyle şu düzenlemeyi hep birlikte böyle yorumluyoruz” diye bir ön mutabakat sağlama geleneği olmadığı için süreç içinde ger kafadan başka ses çıkıyor. Sonuç: vergi uygulamasında kakofoni ve yatırımcı güvensizliği. Bu hem yolsuzluk kaynağı, hem vergi denetimini bir siyasi kontrol aracı haline getiriyor hem de yeni sanayi devrimine intibakı engelliyor. Yeni teknolojiler birçok alanda olduğu gibi vergi alanında da öngörülebilirlik istiyor. Bizim vergi uygulamamız ise halihazırda öngörülebilirliğe müsait değil. Hal böyle olunca düzenlemeyi bile yapsanız, sonuç alınamıyor. Onu da not emiş olayım. Üçüncü nokta şudur: Teknoloji yarışında Türkiye geç kalmış değildir.

    Bu arada, dün Amerika’nın yeni başkanı Donald Trump yeryüzündeki beşeri aktivitenin küresel ısınmanın nedeni olduğuna dair emareler olduğunu söyledi. Halbuki seçim kampanyası sırasında, küresel ısınmanın  Amerikan sanayiini vurmak için Çinliler tarafından uydurulmuş bir şaka olduğunu söylüyordu. Nedir? Rahmetli Demirel’in ifadesi ile söylersek “sandığın sonucunu değiştiremezsiniz ama sandıktan çıkanların görüşlerini değiştirebilirsiniz” süreci işliyor demek. Buna “taç giyen baş akıllanır” diyenler de var. Bu dönüşüm sürerse, ne olur? Dünya inovasyon uçurumunun ortadan kalkacağı, yeni teknolojilerin bizim gibi ülkelere daha hızlı yayılacağı yeni sanayi devrimine hızlı girer.

    Türkiye’nin acilen ciddileşmesi gerekir, bana sorarsanız. Sorunların boyutlarının şaka kaldıracak tarafı kalmadı. Türkler Türkiye’nin imaj probleminin farkına varmaya başladı. Ne oldu? Kurdaki hareket, kur intibakı boyutunu aştı, yönetim krizinin barometresi haline geldi. Yeni anayasa tartışması bu açıdan zamanlı ve hayırlı duruyor doğrusu.

    Bu köşe yazısı 24.11.2016 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Yazdır