Arşiv

  • Haziran 2024 (11)
  • Mayıs 2024 (16)
  • Nisan 2024 (15)
  • Mart 2024 (19)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)
  • Temmuz 2023 (18)

    Anlamsız bir yazı

    Fatih Özatay, Dr.21 Ocak 2007 - Okunma Sayısı: 1767

     

    Küçük ve orta ölçekli işletmelerin finansa erişim sorunu üzerinde durdum son iki yazımda. Bugün kaldığım yerden devam ediyorum.

    Tüm dünyada bu tür işletmelerin ekonomi içinde büyük ağırlıkları var. AB'de tüm işletmeler içinde bu işletmelerin payı yüzde 90 dolaylarında. İstihdamın ise yüzde 70'ni yaratıyorlar. Türkiye'de 150 ve daha az sayıda işçi çalıştıran ve bilanço büyüklüğü 5 milyon doların altında olan işletmelerin toplam işletmelere oranı yüzde 99.3. Yaratılan istihdamın yüzde 77'si bu tür işletmelere ait.

    Büyük rakamlar bunlar. Oysa özellikle küçükler ve iş hayatına yeni başlayacaklar kredi temininde büyük güçlüklerle karşı karşıyalar. Son iki yazımda bunların nedenlerine değindim. Tekrar etmeyeceğim. Bu sorunun piyasa mekanizmasının normal işleyişi içinde çözülemediğini belirtmekle yetineyim.

    Garanti fonları çok önemli

    Bu sorunu çözmek için bulunan yaygın çözüm yolu 'kredi garanti kurumları' kurmak şeklinde. Çok çeşitleri var. Kamu eliyle olabiliyor, ya da daha çok görüldüğü gibi özel kurumlarca oluşturuluyorlar. Özel kurumlardan kasıt, krediye ihtiyacı olan şirketlerin meslek kuruluşları. Mesela Türkiye'deki Kredi Garanti Fonu'nun (KGF) en büyük ortağı TOBB. Diğer ortakları, Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonu, Türkiye Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler, Serbest Meslek Mensupları ve Yöneticiler Vakfı, Mesleki Eğitim ve Küçük Sanayi Destekleme Vakfı, KOSGEB ve Halk Bankası. Kamu ve özel sektörün ortaklaşa kurduğu garanti fonları da var.

    Sistem özünde şöyle çalışıyor. Normal koşullar altında bir bankanın kredi açmayacağı, ya da açsa bile daha yüksek faizli ve az miktarda kredi açacağı şirketlerin alacağı kredilerin önemli bir kısmına garanti veriliyor. Böylece bankanın riski azalıyor ve küçük şirkete kredi açabiliyor. Dolayısıyla, ekonomi açısından önemli bir işlev yerine getiriyor bu tür garanti fonları.

    Türkiye'de iki garanti fonu var

    Tabloda Avrupa Kefalet Bankaları Birliği'nin Mayıs 2006 tarihinde yayımladığı bültenden alınma bazı rakamlar var. Rakamlar çeşitli ülkelerin garanti kurumlarının 2004 yılında verdikleri garanti miktarını (milyon avro cinsinden) gösteriyor. Çoğu ülkenin birden fazla kredi garanti kuruluşu var; isimlerini yazmadım, numaraladım.

    Türkiye'de bu kuruluşlardan iki tane mevcut. Biri KGF. Diğeri de Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Kredi ve Kefalet Kooperatifleri Birlikleri Merkez Birliği (Teskomb). Bu ikincisi yeni yatırımlara açılan kredilere garanti vermiyor. (İnternet sayfasında verilen türler arasında yeni yatırımlar da sayılıyor; ama bilebildiğim kadarıyla böyle bir kredi açmıyor.) Bir de sadece Halk Bankası'nın kredilerine ve üyelerine aracılık yapıyor. Bu nedenlerle listede yer alan kuruluşların büyük bir kısmından önemli ölçüde farklı.

    Tabloyu vermemin temel amacı şu: Türkiye'deki garanti fonlarının verdikleri garanti tutarı oldukça düşük düzeylerde. Tabloda yer vermediğim ve bu açıdan bize benzer başka ülkeler var elbette. Ama girişte yer verdiğim ve küçük ve orta ölçekli işletmelerin ekonomik ve sosyal önemini vurgulayan rakamlar dikkate alındığında, almamız gereken çok mesafe olduğu açık.

    Ne yapabiliriz?

    Küçüklerin küçük kalmaları bir kader olmamalı. Büyüme biraz da mevcut şirketlerin boy atıp serpilmesi demek. Teknolojilerini yenilemeleri demek. Biraz da yenilerin kurulması, özellikle de yenilikçi fikirlere sahip olanların. Oysa bunların krediye erişim sorunları var. Bunları çözmek için mekanizmalar da var. Türkiye'de de mevcut bu mekanizmalardan. Ama yeterli değiller. Neler yapılabilir bu önemli konuda?

    Üç önemli nokta ön plâna çıkıyor yapılabilecekler konusunda. Birincisi, bu tür kurumların verdikleri garanti nedeniyle açılan kredilerin riski en düşük kredi grubunda sayılmaları gerekli. Bunun gerçekleşebilmesi için bu tür kurumların finansal sistemin bir parçası olduğu noktasından hareket edilmeli. Diğer bir ifadeyle, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nun bunları da denetlemesi ve düzenlemesi gerekiyor.

    Yasal bir boşluk varsa eğer kolaylıkla giderilebilir bu boşluk. Tercümesi şu: Bu tür kredilerin maliyeti en düşük düzeyde olacak. Hem alan hem de veren açısından cazip bir kredi türü haline gelecek. Yeni Basel uygulaması devreye girdiğinde bu nokta yaşamsal önemde olacak.

    Kâr amacı gütmüyorlar

    İkincisi, bu tür kurumların verdikleri garantiye 'karşı garanti' veren bazı kuruluşlar olmalı. Gelişmiş örneklerde bu sistem var. Faydası, yine kredinin faizini düşürmesi. Mesela Avrupa Komisyonu'nun organize ettiği ve Avrupa Yatırım Fonu tarafından yürütülen böyle bir karşı garanti mekanizması var AB ülkelerinde. Bizde KGF de bir ölçüde yararlanıyor bu mekanizmadan. Ama yeterli değil.

    Üçüncüsü, hem mevcut kurumların hem de yeni kurulacakların sermayelerinin artması gerekiyor. Garanti kuruluşları kâr amacı güden kuruluşlar değil. Fonlarının reel değerlerini koruyabilmeleri gerekiyor. Tabii ki bu fonların büyümesi zorunlu. Kârla olmayacaksa bu büyüme, sermaye artırımıyla olacak. Gelişmiş uygulamalarda bu aşamada devlet desteği devreye giriyor. Genelde iki tür destek var: Bazı ülkelerin hazine'leri bu tür kredilere karşı garanti veriyor. Böylelikle garanti kurumlarının riski azalıyor; daha fazla garanti verebiliyorlar. İkinci bir yol da bazı ülkelerde olduğu gibi Hazine'nin bu kurumlara sermaye desteği yapması.

    49 ilde uygulanacak

    Bir de Avrupa Birliği'nin bu tür işletmelerin krediye ulaşabilmeleri amacıyla Türkiye'de yürüttüğü projeler var. Aralık 2006'da yeni bir projeye başlanmış. Proje tutarı 70 milyon avro ve 49 ilde uygulanması düşünülüyor. Projenin ileri bir aşamasında başka ortakların da katılımıyla kalıcı bir fona dönüştürülmesi planlanıyor. Böylelikle yukarıda saydığım iki kuruma ilave üçüncü bir kurumumuz olacak küçük ve orta ölçekli işletmelerin krediye erişimini kolaylaştıran. (Bu bilgileri, pazartesi günkü yazımı okuyan ve bana bu projenin ayrıntılarını yollayan Avrupa Komisyonu Delagasyonu görevlisi sayın Güray Vural'dan aldım. Kendisine teşekkür ederim.)

    ozatay

     

    Bu yazı 21.01.2007 tarihinde Radikal Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler:
    Yazdır