Arşiv

  • Aralık 2022 (1)
  • Kasım 2022 (10)
  • Ekim 2022 (9)
  • Eylül 2022 (11)
  • Ağustos 2022 (11)
  • Temmuz 2022 (9)
  • Haziran 2022 (10)
  • Mayıs 2022 (10)
  • Nisan 2022 (12)
  • Mart 2022 (13)
  • Şubat 2022 (9)
  • Ocak 2022 (9)

    Cuntacılar da aynen böyle anayasa yazmamışlar mıydı?

    Güven Sak, Dr.15 Eylül 2007 - Okunma Sayısı: 1144

     

    Aslında gelin gerçeği kabul ederek başlayalım: Bu anayasa hazırlama işi bizim için fevkalade zor. Çünkü biz daha önce hiç kendi irademizle bir anayasa hazırlamadık. Anayasaları hep anormal dönemlerden sonra hazır bulduk. Aynı vergi reformlarını hazır bulduğumuz gibi. (Yıllar önce biz de hiç normal yollardan vergi reformu yapılmadığını Sayın Selami Şengül'ün kitabından  öğrenmiştik. Aynı biçimde biz de normal yollarla yazılan bir anayasa da halen yok.) O nedenle demokratik bir anayasanın, hepimizin ortak iradesini yansıtacak bir anayasanın nasıl hazırlanacağını bilmiyoruz. Bilmediğimiz için de, eskiden yapıldığı gibi yapılır sanıp, cuntacıların daha önce yazdıkları yöntemlerle bir anayasa yazmaya çalışıyoruz. Normalleşme sürecinde anayasa nasıl yazılır, vallahi de bilmiyoruz, billahi de bilmiyoruz. Halbuki bakın bu kez işin nasıl olduğu da önemli.

    Bakın ortadaki anayasa hazırlama faaliyetine. Anayasamız herhangi bir yasa gibi hazırlanıyor. İktidar partisi, herhalde, ortada teknik bir problem olduğunu düşünüyor. Öyle ya, anayasa yazmak gerçekten de teknik bir iş. Değil mi? Aynen dün 12 Eylül cuntacılarının yaptığını yapıyor. Onlar bir  teknisyen grubuna bir anayasa ısmarlamışlardı. Şimdi de bir başka teknisyen grubuna bir anayasa ısmarlanıyor. Halbuki ne büyük bir fırsatı kaçırmak üzere olduğumuzun farkında mısınız? Buradan yeni bir toplumsal mutabakat çıkartmak varken, önümüzdeki dönemin, iktisadi reform sürecini tarif edebilmek mümkünken öyle yapmıyoruz. En azından şimdilik vaziyet böyle.

    Anayasa nasıl yapılır

    Aslında hazırlanacak anayasanın kendisi kadar, anayasa hazırlama süreci de önem taşıyor. Bugün bu mesele ile biraz ilgilenelim. Hiç merak ettiniz mi? Başkaları nasıl yapmış diye? Görülen o ki, medya dahil, hiç kimse "onlar nasıl yapmış?" sorusu ile ilgilenmiyor. İsterseniz bir kaç hafta bizim sütundan okuyun, başkaları nasıl yapmış diye? Dünyadan "normal" ve de çağdaş örnek arayınca, iki ülke göze çarpıyor. İlki İspanya 1978, ikincisi ise bu işi daha yenilerde yapmış olan Güney Afrika. "Hadi canım sende, onlar örnek olur mu?" demeyin. Olur. Hem de pek güzel olur.  Bugün İspanya ile başlayalım, müsaadenizle. Akın Özçer'in, İspanya'daki anayasa hazırlama sürecini pek güzel anlattığı "Çoğul İspanya: Anayasal sistem ve Ayrılıkçı Terörle Mücadele Modeli" isimli kitabına bir bakalım.

    İspanya'da demokratikleşme süreci 1975 yılında General Franco'nun ölümü ile başlıyor. Demokratikleşme sürecini, General Franco'nun kendisine varis olarak atadığı, İspanya Kralı Juan Carlos yürütüyor. Kral, öncelikle sağlıklı bir demokrasiye kademeli geçiş sürecini tasarlayan bir yasal çerçeveyi Francocu çoğunluğu içinde barındıran Meclisten geçiriyor. Yeni partiler bu arada kuruluyor, varolanlar yasallaşıyor. Seçimler 1977 yılında yapılıyor. Ortaya hiç kimsenin büyük bir çoğunluğa sahip olmadığı bir parlamento çıkıyor. Merkez sağ çizgide olan Demokratik Merkez Birliği (UCD) oyların yüzde 34,8'ini, meclisteki sandalyelerin ise yüzde 47'sini kazanıyor. Merkez sol Sosyalistler (PSOE) oyların yüzde 29,7'sini, sandalyelerin ise yüzde 33,7'sini alıyor. Eski Frankist meclisten kalan Halkçı Birlik (AP) oyların yüzde 8,5'ini, komünistler yüzde  9,3'ünü alırken bölgesel-milliyetçi partiler yüzde 6'sını alıyorlar. Birinci sonucu, Akın Özçer'in anlattıklarına dayanarak çıkaralım. En geniş mutabakata dayalı bir anayasa için İspanya'da iki koşul sağlanmış görünüyor: Temsil kabiliyetine sahip bir parlamento ve hiç kimsenin ezici bir üstünlük sağlamamış olması. Bunlar mutabakatı kolaylaştırıyor.

    Gelelim ikinci noktaya: 1977 seçimlerine hiç kimse "kurucu meclis"i oluşturmak için gitmiyor. Ortada böyle bir görev bulunmuyor. Seçimlerden sonra, Kral Juan Carlos yeni meclisin bir kurucu meclis gibi çalışmasını istiyor. Kral, meclisten, İspanyol halkının tüm kesimlerini kapsayacak, tarihsel ve güncel haklarını güvence altına alacak yeni bir anayasa hazırlamasını istiyor. Böyle bir yetkisi olduğu için değil. İstiyor ve mecliste verilen vazifeyi yerine getiriyor. Kral, seçimlerden sonra yaptığı açıklamayla Meclise kuruculuk işlevini yüklüyor. İsteyince oluyor.

    Esas olan en geniş mutabakat

    Üçüncü nokta doğrudan anayasa hazırlama süreci ile alakalı. Öyle herkes kendi başına bir anayasa hazırlamak için kolları sıvamıyor İspanya'da 1970'lerin ikinci yarısında. Parlamentoda bu amaçla bir komisyon oluşturuluyor.  "Anayasal İşler ve Kamusal Özgürlükler Komisyonu"nda tüm partiler temsil ediliyor. Bu komisyonda yer alan yedi parlamentere "Anayasanın Babaları" deniyor. Komisyonda ağırlık iktidar partisinde ama tüm görüşler yer alıyor. Üç ay içinde bir taslak hazırlanıyor. Yazar Camile Jose Cela yazılan metni, İspanyolca açısından, gözden geçiriyor. Bir yılı aşan bir çalışmadan sonra Meclis Ekim 1978'de taslağı kabul ediyor. Aralık 1978 yılında ise, anayasa referandumla kabul ediliyor. Kralın onayından sonra Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giriyor. Başlangıcından sonuna yaklaşık iki yılda İspanya yeni anayasasını yazıyor.

    Dikkat ederseniz, anayasanın içinde nelerin yazdığı ile ilgilenmedik. Yalnızca anayasa hazırlama sürecinden bahsettik. Başta söyledik ya, bizim bilmediğimiz esasen bu. Hiç değilse, daha önce yapanlardan bir şeyler öğrenelim.

    Peki, anayasa tam bir mutabakatla çıkıp, harika bir metin olarak mı kabul ediliyor? Hayır. Anayasa en geniş mutabakatla çıkıyor. Anayasa hazırlama sürecinde ayrılıkçı terör eylemleri ve aşırı sağcı Frankistlerin provakasyonlarına devam ediyor. Bu bir. İkincisi ise, aranan en geniş mutabakat olduğu için ortaya pek çok açıdan muğlak ifadelerle dolu bir metin çıkıyor. Bugünlerde en iyiyi arayanlara duyurulur. Malum, en iyi, iyinin düşmanıdır.

    İspanya deneyimi hakkında bilgi edinmek isteyenlere, Akın Özçer'in kitabını öneririz. Haftaya unutmayalım, biraz da Güney Afrika deneyiminden bahsedelim.

     

    Bu köşe yazısı 15.09.2007 tarihinde Referans Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler:
    Yazdır