Arşiv

  • Aralık 2021 (2)
  • Kasım 2021 (11)
  • Ekim 2021 (10)
  • Eylül 2021 (11)
  • Ağustos 2021 (12)
  • Temmuz 2021 (8)
  • Haziran 2021 (14)
  • Mayıs 2021 (13)
  • Nisan 2021 (8)
  • Mart 2021 (15)
  • Şubat 2021 (12)
  • Ocak 2021 (14)

    2021 Büyümesi

    Fatih Özatay, Dr.02 Haziran 2021 - Okunma Sayısı: 1189

    Önümüzdeki dönemi kazasız belasız atlatmak için yeniden düşük faiz-kredi artışı macerasına girmemek gerekiyor.

    İlk çeyrekte, bir yıl öncesinin aynı dönemine kıyasla  %7 oranında büyüdük. Potansiyel büyüme oranımızın üzerinde bir büyüme oranı bu. 2020’de ise çoğu ülkenin ekonomisi daralırken büyüyen nadir ülkelerden biri Türkiye oldu. İkinci çeyrekte ise bir yıl öncesinin aynı dönemine kıyasla çok daha yüksek bir oranda büyüyeceğiz. Zira geçen yılın ikinci döneminde pandemiye karşı alınan kapanma kararları nedeniyle ekonomimiz şiddetli biçimde (%10,3 oranında) küçülmüştü. 2021’i nasıl bir büyüme oranı ile kapatırız?

    Basit bir aritmetik yapayım. Yılın geriye kalanında, GSYH ilk çeyrekte ulaştığı düzeyde kalsın. Yani bundan sonra çeyrekler itibariyle ne küçülme ne de büyüme olsun. Bu koşullarda dahi, bir yıl öncesinin aynı dönemine kıyasla yılın ilk yarısında %12,9, yılın tümünde ise %7,5 oranında büyümüş olacağız. Garip gelebilir ama 2020’nin ikinci çeyreğindeki büyük düşüş nedeniyle ortaya çıkıyor bu durum.

    Bu işin olumlu tarafı. Ancak en azından üç tane de olumsuz nokta var ve politika tepkisi bekliyorlar. Bu büyüme tüm sektörlere benzer biçimde dağılmadı. Hizmetler sektörünün bazı alt dallarında büyük kayıplar yaşandı. Zira pandemi nedeniyle alınan kapanma kararları en çok onları etkiledi. İkinci olarak, sanayi sektöründe istihdam 2018 başındaki düzeyini aşmışken, hizmetler sektöründe hala önemli ölçüde 2018 başındaki düzeyinin altında. Kapanma kararlarından olumsuz etkilenen işyerlerine ve kayıtlı/kayıtsız oralarda çalışanlara krediden çok, doğrudan destek gerekiyor. Bunu yapabilecek imkân halâ var bütçede.

    Üçüncü olumsuz nokta ise büyümenin sağlanış biçimi. Krediye dayalı bir büyüme ve faiz oranlarının enflasyonun altında tutulması, altın ve dövize olan talebi patlattı. Öykünün geriye kalanı artık herkesin malumu. Artan döviz talebinin kura yaptığı yukarıya doğru baskıyı azaltmak için Merkez Bankası’nın rezervlerinin eritilmesi, bu politika bileşiminin Türkiye’ye ilişkin risk algılamasını artırması ve nihayet hem faizin hem de kurun yukarıya doğru kaçınılmaz hareketleri. Aynı süreçte özellikle kamu bankalarının sermayelerinin olumsuz etkilenmesini de bu olumsuz gelişmelere ekleyebiliriz. Önümüzdeki dönemi kazasız belasız atlatmamız için riskimizi mümkün olduğunca azaltmalıyız. Bunun için sağlanması gereken ilk zorunlu koşul ise yeniden düşük faiz-kredi artışı macerasına girilmemesi.

     

    Bu köşe yazısı 01.06.2021 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler:
    Yazdır