Arşiv

  • Ekim 2020 (12)
  • Eylül 2020 (16)
  • Ağustos 2020 (13)
  • Temmuz 2020 (16)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)

    Etiketler

    Merkez Bankası köşeye sıkıştı mı?

    Fatih Özatay, Dr.01 Mart 2007 - Okunma Sayısı: 1411

     

    Son yazımın başlığı 'faiz indirimini öteletmemeli' şeklindeydi. Geride bıraktığımız mayıs ayında yazsaydım o yazıyı 'faiz artırımını gereksiz büyüklükte yapmak zorunda bırakmamalı' benzeri bir şey olabilirdi.

    Bizim gibi yıllarca kötü ekonomi politikalarıyla yönetilmiş ve bir yığın sorun biriktirerek duvara toslamış ekonomiler bir çırpıda düzelmiyorlar çünkü. Yıllarca sürecek bir çaba gerektiriyor düzlüğe çıkmak. Bu zaman zarfında kırılganlıklarınızı giderek azaltıyorsunuz, ama önemli bir süre yine de kırılgan oluyorsunuz.

    Oysa bu süreçte kontrolünüz altında olmayan ve uyguladığınız ekonomik program açısından 'dışsal' alınabilecek unsurlar her an değişebiliyor. Bir bakıyorsunuz yanı başınızda savaş çıkıyor. Ya da ABD'de birkaç veri açıklanıyor; yabancı yatırımcılar paniğe kapılıp bu diyarları terk ediyorlar.

    Bu çerçevede bakınca, Merkez Bankası'nın (MB) karşı karşıya olduğu bir zorluk hemen ortaya çıkıyor. Tam köşeye sıkıştığı söylenemezse de 'odanın ortasında' olmadığı da açık. Hatta 'köşeye yakın' bir yerde olduğu belirtilebilir.

    Zorluk, mevcut enflasyon hedefi ile kıyaslandığında kısa vadeli faiz haddinin yüksek bir düzeyde kalması. "Bunda şaşılacak bir şey yok. Mevcut enflasyon ile hedef arasındaki fark, bu kadar yüksek bir faiz gerektiriyor" denilebilir. Öyle değil. Bırakın hedefi. Şu andaki çekirdek enflasyonunun düzeyini ele alın. Faiz ile kıyaslayın. Yine de 'yüksek' yargısı değişmez.

    Ne demek istediğimi daha rahat anlatabilmek için şunu sorayım: Gecelik faiz haddi şu anda yüzde 17.5. Bu düzeyde olmasa, mesela, ne bileyim, yüzde 16 olsaydı, çekirdek enflasyonun şu andaki faiz düzeyine bağlı olarak izleyeceği yol değişecek miydi?

    Büyük ölçüde değişmeyecekti diye yanıtlanabilir bu soru. Peki, neden bu düzeyde değil faiz haddi? Haziran ayında iki ayrı kararla faiz haddi yukarıya sıçratıldı. Temmuz sonunda ise ufak bir artış daha yapıldı. O tarihten bu yana enflasyondaki gidişat ve kapıda bekleyen riskler izin vermedi faizleri düşürmeye.O zaman işin başlangıcına dönmeliyiz. Şüphesiz belirgin bir faiz artırımı gerekiyordu haziran ayında. Bunda tartışılacak bir şey yok.

    Kaldı ki, piyasalarda faiz haddi çok daha yüksek düzeylere MB kararından önce çıkmıştı.
    Ama MB yönetimindeki değişimin yönetiliş biçimi 'öyle' olmasaydı, piyasalarda faizler o kadar yükselmiş olsa bile (o kadar yükselip yükselmeyeceği de tartışılabilir) MB'nin faiz artırımı daha düşük bir düzeyde olacaktı. Yanlış anlaşılmasın; eski yönetim kalsaydı demiyorum, şimdiki yönetimden söz ediyorum. Burada vurgu, 'hangi yönetim' üzerine değil, 'atama sürecinin idare ediliş biçimi' üzerine.

    Bu belirttiklerimde yeni bir şey yok. Yeniden yazmamın nedeni ilerisi için ders çıkarmak.
    Pazartesi günkü yazımın anafikri de aynıydı. Şöyle de belirtilebilir: Karşı karşıya olduğumuz risk koşulları, ekonomimizin geldiği nokta ve uygulanan ekonomi politikaları birlikte ele alındığında, faiz hadlerinin gereksiz yere yüksek düzeyde kalmasına yol açan ya da gerektiğinden fazla artırılmasına yol açan her türlü eylem ve söylemden kaçınmalı hükümet. Bu kadar basit aslında.

    Aksi takdirde, ekonomi politikanızın iki önemli ayağından birisi olan para politikasını köşeye doğru iteklemiş oluyorsunuz. O köşe de şu: Yeni bir olumsuzluk dalgasında ne yapacak MB? Enflasyon hedefi yüzde 4 iken, faiz haddini yüzde 20'ye mi sıçratacak?

     

    Bu köşe yazısı 01.03.2007 tarihinde Radikal Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

     

    Etiketler:
    Yazdır