Arşiv

  • Temmuz 2020 (4)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)
  • Ağustos 2019 (12)

    Etiketler

    Her baharda nezle olmamak için

    Fatih Özatay, Dr.05 Mart 2007 - Okunma Sayısı: 1176

     

    Potansiyel büyüme hızımızı yükseltmek ve uluslararası rekabet gücümüzü artırmak üzere alınabilecek çok sayıda önlem var. Bunlar genellikle 'reel' önlemler. Bu önlemleri bir bütün halinde ele almak bir mikro reform paketi tasarlamak anlamına geliyor. Dün, bunlar üzerinde düşünmenin, potansiyel büyüme hızımızı ve rekabet gücümüzü etkileyen başka unsurların olmadığı anlamına gelmediğini, bu başka unsurlar üzerinde durmayı da engellemediğinden söz ediyordum. Şimdi şunu ele alın:

    İşgücünüzün beceri düzeyini artırabilirseniz, diğer unsurlar aynı kalsa bile ürettiğiniz malı daha kaliteli, daha az kayıpla (daha az maliyetle) ve daha az zamanda üretmeniz mümkün. Kısacası bu yolla rekabet gücünüzü artırabilirsiniz. Şüphesiz 'beceri artırıcı' bir program başlı başına büyük bir reform, tasarımı zor, tasarlanıp yürürlüğe konulursa meyveleri uzun dönemde toplanabilecek. Ama gerçekleştirebilirseniz bunu, ülke ekonomisinin ortalama verimlilik düzeyini bir üste sıçratmış olacaksınız.

    Şimdi bunu belirtmek, dış rekabet gücünü etkileyen diğer unsurlara önem vermemek anlamına gelmiyor herhalde. Kur rejiminin ya da kur politikasının nasıl olması gerektiği üzerinde yine tartışabilirsiniz. Ama hangi kur rejimi geçerli olursa olsun, sözü edilen reformu gerçekleştirebilirseniz dış rekabet açısından çok daha iyi bir noktada olacağınız da kesin.

    Şüphesiz, 'beceri artırma' programı bir miktar muğlak. Hani 'Kardeşim enflasyon düşmeli, büyüme hızı artmalı' gibi 'boş' bir önerme olma olasılığı var. 'İyi de nasıl yapacağız' sorusunu hemen gündeme getiriyor. Tam öyle değil, ama bu tür bir eleştiri haksız da olmaz. Oysa mikro reformlar arasında sayacağımız çoğu unsur 'elle tutulur' şeyler. Gelin böyle bir unsurdan yola çıkarak 'mikro reform paketi tasarımı' sorununa kafa yoralım.

    Büyük işletmeler dışında kalan sanayi kuruluşları hakkında bir miktar bilgisi olan varsa bir sorun '50' rakamının sihri nedir diye. Çok ilginç bir rakam bu onlar açısından. İlginçlik şurada: Çalışan sayısı 50'ye gelince ek istihdam yükümlülüğü ile karşı karşıya kalıyorlar. Mevcut mevzuat öyle 'emrediyor' çünkü. Başka böyle eşik değerler de var. Her bir eşiğe gelince şu kadar kimya mühendisi, şu kadar avukat ve benzerini çalıştırmayı zorunlu tutuyor mevzuat.

    Bu nedenle çoğu şirketin çalışan sayısı 49'da takılı kalıyor. Belki 55'e çıkarmak 'normal koşullar' altında daha kârlı olacak şirket açısından, ama 'mevcut koşullar' altında karşılaşacağı ek maliyetler nedeniyle istihdamını artırmıyor. Ancak ihtiyacı olan işçi sayısı daha da artarsa, yeni bir şirket kuruyor: Yani, şirket içinde bir şirket daha. Bunun da kuruluş, kayıt masrafları falan var.

    Hem istihdamı olumsuz etkiliyor, hem sermaye yoğun mu yoksa emek yoğun mu yatırım yapmak gerektiği üzerinde verilecek kararı çarpıtıyor, hem de üretiminizi en kârlı düzeyde yapacağınız noktanın gerisinde kalmanıza yol açıyor. Yeni şirket kurmanın ek maliyeti de cabası.

    Bu, bir problem. Bunu saptamak için âlim olmak gerekmiyor. Ayan beyan ortada duruyor. Çözümü hiç de zor değil. Üstelik hangi faiz politikasını ya da kur rejimini uygularsanız uygulayın, bu sorun orada el atmanızı bekliyor. Mevzuatta değişiklik gerektiriyor, bu anlamda reel bir sorun.

    Mikro reform denilince bu tür sorunları çözmeyi hedefleyen bir programdan söz ediyoruz. Böyle bir program paketini, 'çoğu unsuru anacak uzun vadede sonuç getirir' diye öteledikçe, ekonominizin kırılganlıklarını en aza indirmek mümkün olmuyor. Sermaye hareketlerindeki ani dalgalanmalar ise ne yazık ki ötelenemiyor.

     

    Bu köşe yazısı 05.03.2007 tarihinde Radikal Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

     

    Etiketler:
    Yazdır