Arşiv

  • Mayıs 2024 (12)
  • Nisan 2024 (15)
  • Mart 2024 (19)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)
  • Temmuz 2023 (18)
  • Haziran 2023 (13)

    DPT bize yeter mi?

    Güven Sak, Dr.12 Mart 2024 - Okunma Sayısı: 1525

    Türkiye, üretim ve pazar çeşitliliği açısından dünyanın sayılı ülkeleri arasında. Geçen hafta malumun ilamına başladım. Derin bir şaşkınlık ve itirazla karşılaştım doğrusu. Halbuki vakıa ile kavga olmaz. Rakamlar ortada.

    Siz farkında olmayabilirsiniz ama Türkiye artık dünyanın merkezinde yer alıyor. Türkiye, Çin ve Hindistan ile aynı ligde. 1995 yılından 2022 yılına Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği düzenlemesi sayesinde Türkiye bir üst lige yükseldi. Sahip olduğumuz üretim kabiliyeti son derece çeşitli. Türkiye, rekabetçi bir biçimde üretebildiği ürün sayısı ve yoğun ihracat yapabildiği pazar sayısı açısından dünyanın sayılı ülkelerinden biri oldu.

    Bugün müsaadenizle aynı konuya devam edeyim.  Aklımda doğrusu üç soru var. Birincisi, bu çeşitlilikten yararlanarak “belli” alanlarda ihtisaslaşmış bir ekonomiye nasıl dönüşeceğiz? İkincisi, bu çerçevede “akıllı” ihtisaslaşma ne anlama gelir? Üçüncüsü, bunu yapmak için bize bir tek Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) yeter mi? Aklımdakileri anlatmaya başlayayım.

    Türkiye kendi bölgesinde en yüksek ürün ve pazar çeşitliliğine sahip ülkedir

    Ama önce Türkiye’nin kendi bölgesi içinde nasıl göründüğüne kısaca bir bakalım. Yine aynı iki parametre vasıtasıyla. Yatay eksende ülkelerin rekabetçi biçimde ürettikleri ürün sayısı, dikey eksende ise yoğun biçimde ihracat yaptıkları pazar sayısı var.

    Buna göre, 1995 yılında 1000'den fazla ürünü rekabetçi bir biçimde üretebilen Türkiye, 2022'de 1600'den fazla ürüne çıkmış görünüyor. Nedir? Ürün çeşitliliğinde performansımız göz kamaştırıcı.

    Bir pazarın bir ülkenin ihracatındaki payının, aynı pazarın dünya ithalatındaki payından yüksek olması durumuna ihracatta yoğunlaşma deniyor. Yoğun olarak ihracat yapılan pazar sayısının yüksek olması ihracatta coğrafi çeşitliliğin yüksek olması anlamına gelmekte ve ihracatın pazar kaynaklı kırılganlıklarının düşük olduğuna işaret ediyor.

    Söz konusu yoğunlaşma yaklaşımı kullanılarak ihracat yapılan pazar sayısı dikkate alındığında, Türkiye’nin coğrafi çeşitlilik açısından bölgesinde bir numara olduğunu görebilmek mümkün.

    2003 yılında Bremer yönetimi döneminde Bağdat’ta duymuştum ilk, “Türkiye bu bölgede bir sanayi devidir” ifadesini. Öyle ama, Türkiye 1995’ten 2022’ye yalnızca kendi bölgesinde değil, dünyada da dikkate alınması gereken bir sanayi devi haline geldi, üretim ve pazar çeşitliliği ile.

    İlk yüzyılda önemli bir kapasite inşa ettik şimdi onu nasıl kullanacağımıza karar verme zamanı. 1995'ten 2022'ye ihracatımız artıyor, yoğun ihracat yaptığımız pazar sayısı iki katına çıkıyor, rekabetçi bir biçimde sattığımız ürün sayısı 1,5 katına çıkıyor ancak daha iş bitmedi, gidecek çok yolumuz var.

     

    Ama şimdi bir yol ayrımındayız. Nedir? Şimdi bu inşa ettiğimiz kapasiteyi hangi sektörlere, alanlara odaklayacağımıza, nerelerde ihtisaslaşacağımıza karar vermemiz gerekiyor. Bakın ikinci grafikteki Polonya’ya mesela ya da Macaristan’a. Onlar artık Avrupa Birliği (AB) üyesi, Türkiye’den daha yoğun bir biçimde AB değer zincirlerinin parçası haline geldiler. Ama ürün ve pazar çeşitliliği açısından Türkiye’den daha gerideler. Kötü mü? Değil. İhtisaslaşma, daha iyisini yapmayı öğrenme, üretebilme kabiliyetini o alanda teknolojik dönüşüm ve yenilik yapabilme kapasitesine dönüştürebilmek önemli artık.

    Bugün işte bu yol ayrımındayız. Nedir? Şimdi bu inşa ettiğimiz kapasiteyi hangi sektörlere, alanlara odaklayacağımıza, nerelerde ihtisaslaşacağımıza karar vermemiz gerekiyor. Tam bu ara gerekiyor, çünkü Çin’in hareket alanının daralacağı, Türkiye’nin hareket alanının genişleyebileceği tarihsel bir geçiş noktasındayız. Bu yeniden yapılanma döneminden sonuna dek faydalanmak için harekete geçmek zorundayız.

    Peki, akıllı ihtisaslaşmayı nasıl yapacağız?

    İlk yol, bu dönüşümü doğrudan yabancı sermaye (DYY) yatırımları vasıtasıyla yapmak olabilir. Aynı bundan önce yaptığımız gibi, biz, bir şey yapmayız, yalnızca yabancı sermayenin Türkiye’yi de üretim üssü olarak seçmesi gereken yatay şartları oluştururuz, isteyen gelir, buraya istediği biçimi verir. Daha önce bunun yapılmışı var, buraya öyle geldik. Böyle olduk.

    Ancak bu kanal, bu beğenmediğimiz biçimi ile bile özellikle 2018’den beri çalışmıyor. Türkiye ekonomide akıl yolundan ayrıldığından beri, yabancı doğrudan yatırım çekemiyor. Grafik 3, Türkiye’nin 2010’larda küresel yatırım stokunun yüzde 0,95’ini çekebildiğini gösteriyor. Türkiye o dönemde milli gelirinin küresel milli gelir içindeki payı ile uyumlu tutarda yatırım çekebiliyordu. Artık çekemiyor.

    Türkiye, son on iki yıldır, 2010’daki performansı gibi doğrudan yabancı yatırım alabilseydi, yabancı sermaye stokumuz 2022 yılında 420 milyar dolar civarında olacaktı. Bugün yabancı sermaye stokumuz 165 milyar dolar civarında. Nedir? Akıl yolundan ayrılmasaydık bugün yaklaşık 255 milyar dolar daha fazla yabancı sermaye stokumuz olacaktı. Akıl parası mı diyeyim şimdi? Manasız işler işte.

    İkinci yol ise, doğrudan yabancı yatırımlar dahil, yatırımları hangi alanlara yönlendirirsek, hangi sektörlere odaklanırsak ülkenin geleceği için daha iyi olacağına dair bir plan dahilinde davranmak olabilir. Peki, bunu bizi bugünkü pazar ve ürün çeşitliliğine ulaştıran şirketlerimiz aracılığı ile yapabilir miyiz? Evet ve hayır.

    Evet, bugünkü kabiliyet setimize bu şirketler vasıtasıyla ulaştığımızı unutmamak lazım, bu üretim kapasitesi bundan sonra yapacağımız seçimlerin “akıllı” olabilmesi için önemli bir kazanım esasen. Ama yetmeyebilir. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde inovasyon eko-sisteminin tasarımında, Avrupa Yeşil Mutabakatı gibi dışarıdan gelen ve ticareti etkileyen düzenlemelere, şirketlerin hızlı bir şekilde cevap verebilmesi için, yeni teknoloji arayüzlerini de dikkate almak lazım bugün artık.

    Neden? Küresel inovasyon gündeminin çok daha yakından takibi bugün dünden daha önemli. Ayrıca Türkiye’nin kendi bölgesinde nasıl bir rol üstleneceği şirketlerimizin önündeki seçeneklerin de çeşitlenmesine katkıda bulunacak önemli bir faktör aslında.

    Dolayısıyla Türkiye’nin bu noktadan itibaren daha güçlü bir Özel-Kamu Diyalog Forumu’na (Private-Public Dialogue Forum) ihtiyacı var. Yatırımların teşviki, yabancı yatırımların kolaylaştırılması dahil. Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Koordinasyon Kurulu (YOİKK) yeniden yapılandırılırsa aslında bu amaca uygun olabilir.

    İlk olarak ne lazım? Birincisi, bu yeni dönemde Devlet Planlama Teşkilatı’na (DPT) yeniden ihtiyacımız var. 1968’deki gibi bir DPT için DPT’yi bir an önce yeniden açalım.

    İkincisi, DPT’yi bugün, Singapur’da 2009’da Başbakanlık içinde örgütlenen “Stratejik Gelecekler Merkezi” (Center for Strategic Futures) ve 2019’da Birleşik Arap Emirlikleri’nde sanal olarak faaliyete başlayan “İhtimaller Bakanlığı” (Ministry of Possibilities) benzeri bir yapılanma ile de teçhiz etmek lazım.

    Dünyanın ve ihtimallerin süratle değiştiği bir ortamda, daha esnek bir yapılanmaya ihtiyacımız olacak. Gelecek araştırmaları, ihtimal değerlendirmeleri yarın bugünden daha önemli olacak. Çok işimiz var doğrusu. İklim değişikliği kaynaklı göçlerin, Türkiye’ye yönelmesini sınırlandırmak için, Türk girişimcilerinin şimdiden hangi ülkelerin iktisadi dönüşümüne katkı vermeye başlamasında fayda vardır? Hangi ülkelerde kamu idaresinin güçlendirilmesi iyi olur bu çerçevede. Benzeri birçok soru var şimdi ortada. Hep cevabını bekleyen.

    Üçüncüsü ise, bu yeni DPT’nin yerel adil geçiş stratejilerine odaklanmak için bir tür “Adil Geçiş Enstitüsüne” de ihtiyacı olacak gibi geliyor bana. Neden? İklim değişikliği gündemi ile dijital-yeşil dönüşüm süreci ve afet yönetimi stratejilerinin asimetrik bölgesel ve sektörel etkileri olacak. Enerji planlamasından mekân planlamasına pek çok yetkinin bu adil geçiş enstitüsü yapılanmasında toplanmasında fayda var doğrusu.

    Ayrıca dördüncü olarak değişen pazar koşulları ve hızlı teknolojik dönüşüm, şirketlerin yenilikçi yaklaşımlar benimsemesini ve teknolojik gelişmeleri yakından takip etmelerini zorunlu kılıyor. Bunun için şirketlere yönelik teknoloji izleme mekanizmaları, değişimi yönlendirecek ihtiyaç tespitini yapabilme ve bu ihtiyaçları ilgili teknolojilerle buluşturma kabiliyetini sağlayacak teknoloji arayüzleri kritik hale geliyor. Kamunun inovasyon ekosistemi üzerine düşünürken, bu teknoloji arayüzlerini de hesaba katmasında fayda var yeni yapılanmada doğrusu.

    Şimdi böyle bakınca, DPT başta olmak üzere bir idari yeniden yapılanmayı da şimdiden düşünmeye başlamak lazım bana sorarsanız. Mevcut hal ile olmaz, yenisi lazım.

    Bakın Nisan geldi bile. Çok işimiz var doğrusu. Ama telaşa mahal yok. Yapılacaklar ortada. Baştaki üç soruyu unutmayın: Akıllı ihtisaslaşma nedir? Nasıl yapılır? DPT bize yeter mi?

     

     

    Bu köşe yazısı 11.03.2024 tarihinde Nasıl Bir Ekonomi Gazetesi'nde yayımlandı.

    Yazdır