Arşiv

  • Mayıs 2024 (12)
  • Nisan 2024 (15)
  • Mart 2024 (19)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)
  • Temmuz 2023 (18)
  • Haziran 2023 (13)

    Çin-Suudi Arabistan ilişkilerinin dinî jeopolitiği
    Hilmi Demir, Dr. 13 Aralık 2020
    Çin ile Suudi Arabistan arasında, 1990'lara kadar soğuk savaşın sert rüzgârları esti. Suudi Arabistan, Komünist ve Ateist Çin ile neredeyse hiç ilişki kurmadı. 1990’da Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal’ın Çin’i ziyaret etmesi ve 1991’de de Çin Başbakanı Li Peng’in buna karşılık vererek Suudi Arabistan'ı ziyaret etmesiyle, Çin-Suud görüşmeleri başladı. Uzun süren görüşmeler sonucunda Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, 19-20 Ocak 2016 tarihleri arasında Suudi Arabistan'ı ziyaretiyle birlikte ilişkilerde çok hızlı iş birliğini sağladı. Çin Halk Cumhuriyeti ile Suudi Arabistan Krallığı arasında kapsamlı bir stratejik ortaklık kurma konulu, ortak bir bildiri imzalandı. Öyle ki birden her şey değişti. [Devamı]
    Osmanlının geri kalmasında dinî fanatizm mi suçlu?
    Hilmi Demir, Dr. 29 Kasım 2020
    Geçen hafta Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferinden dönerken yanında getirdiği Eş’ari âlimlerle, Osmanlının Eş’arileştiği iddiasının neden gerçek olmadığını yazmıştık. Bu hafta yine bu iddianın bir devamı sayılabilecek, bir başka iddiayı ele alacağız. Rasathanenin kapatılmasına yol açan ve 17. yüzyıl Osmanlıda bilimin, felsefenin ve akli disiplinlerin sonunu getiren: Dinî fanatizm iddiası. Bu iddia özellikle Osmanlıda Kadızadeliler ve Sivâsîler tartışmasına onun devamında da kısmen Eş’ariliğin yayılmasına bağlanmaktadır. Yalnız bu sefer bu iddiayı ortaya atan kişi Osmanlı tarih yazımının üstadı a’zamı kabul edilen: Halil İnalcık olmuştur. Allah rahmet etsin, Hoca gerçekten büyük bir tarihçiydi ama elbette yanılmaz değildi. Bu konuda bazı tarihçilerin de yaptığı gibi Kâtip Çelebi’nin anlattı [Devamı]
    Yavuz Sultan Selim ne kadar Eş’arî getirdi?
    Hilmi Demir, Dr. 15 Kasım 2020
    Yavuz Sultan Selim Han’ın Mısır’ın fethinden dönerken yanında Eş’arî âlimlerle İstanbul’a geldiği anlatılıyor. Uydurulan bu vaka, Osmanlının Eş’arîleştiği ve böylece de bilimin durduğu iddiası için delil olarak kullanılıyor. Tabii ki bu da işin bir başka garabeti. Biz buna mantıkta “arabayı atın önüne koşmak” diyoruz... [Devamı]
    Arap Milliyetçisi ve Bir Selefi olarak: Reşid Rıza
    Hilmi Demir, Dr. 01 Kasım 2020
    Reşid Rıza konusunda Türkiye’de yazılan ansiklopedik eserler ve düşünce tarihi çalışmaları ile Batıda yazılanlar arasında iki farklı resim öne çıkıyor. Türkiye’de bu konuda iki çok önemli projeyi söyleyebilirim: Birisi kuşkusuz çok emek ve kaynak harcanan “İslam Ansiklopedisi”, diğeri de son zamanların bence en önemli projelerinden biri olan “İslam Düşünce Atlası”. İkisinde de Reşid Rıza konusunda çok benzer bir tanım kullanılıyor: Çağdaş İslâm düşüncesinin öncülerinden, ıslahatçı ve âlim. Buna karşılık alanının en önemli ve ilk kaynaklarından biri olan, Brill Yayınlarının İslam Ansiklopedisinde ise Reşid Rıza şu şekilde sunuluyor: “İslami reformun ve ayrıca belli ölçüde Arap milliyetçiliğinin de en üretken ve etkili yazarlarından biri… Selefiliğin sözcüsü.” [Devamı]
    Selçuklu’da ulema ve doktorlar
    Hilmi Demir, Dr. 18 Ekim 2020
    Son zamanlarda Selçuklu tarihine ilginin artması son derece sevindirici bir gelişmedir. Zira hem Türk tarihi hem de İslam tarihi açısından Selçuklu dönemi oldukça önemlidir. Tarih algısı savaşlar üzerine kurulu bir toplum için tarihin özellikle sosyal yönü çoğu kez göz ardı edilir. Bununla birlikte TRT’de çekilen diziler aracılığıyla, Selçuklu tarihinin yeniden hatırlanması olumlu bir gelişme olarak kaydedilmelidir. Buna rağmen tarihi, hâlâ savaş ve at üstünde yiğitlikle anlatma ihtiyacı reyting adına kısmen hoş görülse de Selçuklu’ya karşı büyük bir haksızlık olacaktır. Çünkü Selçuklu tarihi, Türk İslam tarihi açısından ve özellikle de din ve fikir geleneğimiz açısından kurucu bir misyona sahiptir. [Devamı]
    Selef mi Selefîlik mi?
    Hilmi Demir, Dr. 20 Eylül 2020
    Etimolojik benzerlik, her zaman anlam benzerliğine yol açmaz. İşte Selefi ile Selefîlik de böyledir. Selef kelimesi, Hazreti Peygamber sonrası oluşan üç asrı ifade eder. Ancak Muhammed b. Abudulvehhab, teolojik argümanlarla halkı Osmanlıya karşı isyana teşvik etti. Bu argümanlarının da “Selef’in itikadı”na dayandığını iddia etti. [Devamı]
    Selçukluların Bâtınîlerle mücadelesi
    Hilmi Demir, Dr. 06 Eylül 2020
    Bȃtınîlik ile mücadele âdeta hayaletlerle mücadeleye benzer. Nerede ve kim olduklarını bilmek oldukça zordur. İkinci olarak da orduları yendiğinizde askerler şerefiyle teslim olurlar. Oysa Bȃtınîlikte öyle bir adanmışlık söz konusudur ki ya asla ele geçmezler ya da sizden olduklarını söylediklerinde asla sizden değildirler. [Devamı]
    İmam Matüridi’de iman ve ahlakın kaynağı olarak akıl
    Hilmi Demir, Dr. 23 Ağustos 2020
    Hanefi Matüridi imamlar aklı; insanın yaratıcısını bulmak ve birtakım temel ahlaki değerleri bilmek konusunda bir kaynak olarak görüyorlar. Aslında imanın ve ahlakın temel kaynağının özellikle Matüridî kelamında akıl olarak görülmesi, bu açıdan oldukça önemlidir. Yalnız burada kelamî ve Kur’anî perspektifte “akıl” kavramının pozitivist anlamda ve “intellect” anlamında akıl olmadığını vurgulamam lazım. [Devamı]
    Korona sonrası dindarlık ve gençlik
    Hilmi Demir, Dr. 09 Ağustos 2020
    Tartışmalar korona sonrası dünyanın bildiğimiz dünya olmayacağını gösteriyor. Siyaset bilimcileri, sosyologlar ve daha birçok bilim uzmanları nasıl bir dünya bizi karşılayacak, sorusuna cevap arıyor. Dijitalleşmeden ekonomik, sosyal ve siyasal tüm gelişmeler nasıl hayat tarzlarımızı, alışkanlıklarımızı, yaptığımız işleri değiştiriyorsa inançlarımızı ve ona bağlı alışkanlıklarımızı da değiştirir. Bu bağlamda korona sonrası inanç ve sosyal hayatımızdaki muhtemel değişimler üzerine düşünmek kaçınılmaz gözüküyor. [Devamı]
    Matüridilik neden eriyor?
    Hilmi Demir, Dr. 26 Temmuz 2020
    Anadolu’da Müslümanların büyük çoğunluğunun itikat ve inançta Matüridi Mezhebine bağlı olduğu uzun yıllardır varsayılır. Matüridilik, 10. yüzyılda Mâverâünnehir bölgesinin önemli bir şehri olan Semerkant’ta doğmuştur ve İmam Matüridi hazretlerinin adıyla anılan Ehl-i Sünnet’in bir koludur. Ebu Hanife hazretlerinin fikirlerine dolayısıyla da onun aracılığıyla sahabenin müçtehitlerinden kabul edilen Abdullah bin Mes’ud, Hazreti Ömer ve Hazreti  Ali gibi sahabelerin yoluna bağlanır. Çünkü re’y ve ictihâdlarıyla, Kûfe ekolünün öncüsü olan İbn Mes’ûd hazretleridir ve Ebu Hanife ilmî tahsilini Kûfe ekolünden almıştır. [Devamı]