Arşiv

  • Ekim 2022 (2)
  • Eylül 2022 (11)
  • Ağustos 2022 (11)
  • Temmuz 2022 (9)
  • Haziran 2022 (10)
  • Mayıs 2022 (10)
  • Nisan 2022 (12)
  • Mart 2022 (13)
  • Şubat 2022 (9)
  • Ocak 2022 (9)
  • Aralık 2021 (13)
  • Kasım 2021 (11)

    Türkiye iki arada bir derede kalmış gibi durup bekliyor

    Güven Sak, Dr.07 Ocak 2016 - Okunma Sayısı: 3740

    Ben Türkiye’nin bugünlerdeki halini anlamakta güçlük çekiyorum doğrusu. Türkiye’nin acil kararlar vermesi ve hızlı adımlar atması gerekiyor. Ama biz sanki bekliyoruz. Bir şeyi bekliyoruz ama neyi beklediğimiz konusunda da doğrusu rivayet muhtelif. Terk edilmiş bir tekne gibi denizin üzerinde sallanıyoruz. Nedir bu? Kimse olacaklardan sorumlu olmak istemediği için mi böyle bekliyoruz? Yok, yeni bir seyahat hazırlığı içindeysek neden yeni başlayacak seyahatin heyecanını içimizde duyamıyoruz? Neden kimse bize o yeni ufuklara doğru başlayacak seyahati şöyle şevkle anlatmıyor? Neden Ankara’da tüm kurumların üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi bir hava var? Neden etrafta bir iki arada bir derede kalmışlık duygusu var? Halbuki buraya çok değil, iki ay önceki bir seçim zaferi ile gelmedik mi? Önümüzde çalkantısız bir dört yıl var diye içimiz ferahlamamış mıydı? Neden hala işe odaklanamadık?

    Ben bu ortamda, Nazım Hikmet’in “Dert çok/Hemdert yok/Yüreklerin kulakları sağır/Hava kurşun gibi ağır” dizelerinin manasını daha bir iyi algılıyorum. Herkesin de algıladığını düşünüyorum. Memleket sanki iki seçenek arasında kararsız kalmış gibi hareketsiz bekliyor. Birine gitse öteki taraf kızacak gibi bir hal var. Siyaset iki arada bir derede kalınca memleket işte böyle hareketsiz kalıyor bana sorarsanız.  Böyle olunca Türkiye boş yere zaman kaybediyor. Halbuki kaybedecek zaman yok.

    Türkiye’nin bugünlerde bir sürü önemli meselesi var. Bunların ilki dış politika ile alakalı. Irak’a Amerikan müdahalesi ile bozulan bölgesel dengeler, Arap ayaklanmaları ile birleşti. Hadise kontrolsüz kaldı. Şimdi iş İran-Suudi Arabistan çatışması ihtimali ile iyice şirazesinden çıktı. Vaziyet zor mu? Zor. Ama yönetilmesi imkansız mı? Değil.Türkiye’nin bölgeye dair dış politikası da hızla normalleşiyor bana sorarsanız.

    İkinci meselemiz, Türkiye’nin tarihi ve coğrafyası ile barışması sürecinin en önemli halkasını oluşturan Kürt meselesi. Ben orada da işlerin göründüğü kadar kötü olmadığı kanaatindeyim doğrusu. Ne yapacağımız üç aşağı beş yukarı ortaya çıktı son birkaç aydır. Dış politika yerine oturuyorsa Kürt meselesi üzerine de ne yapacağımızın ana hatları konusunda bir kuşku olmamalı. Türkiye’nin dış politikası hızla normalleşiyorsa burada da resmin normalleşmesini beklemek lazım.

    Üçüncü meselemiz ise tekleyen ekonomimiz. Ben Türkiye ekonomisinin güncel kırılganlığının yönetilmesi konusunda ortada bir hareket görmüyorum. Üstüne üstlük, dış politika ve Kürt meselesi az çok tartışılırken ekonominin, bugün Türkiye’nin üzerinde yeterince tartışılmayan en önemli meselesi olduğunu düşünüyorum. Bahsettiğim iki arada bir derede halimizin en çok ekonomide görünür hale geldiği kanaatindeyim. Ekonomide atacağımız adımlar, yapacağımız işler gündemden düşmüş gibi duruyor.

    Amerikan ekonomisi dün krizdeydi, şimdi krizden çıkıyor. Amerikan ekonomisinin krize girmesi bir dertti. Şimdi krizden çıkmasının da ayrı bir dert olduğunu yaşayarak görüyoruz. Dün Amerikan ekonomisi krize girdi diye ABD Merkez Bankası, Fed, parasal genişlemeye gitmişti. Fed faizi yerlerde sürünmeye başlayınca Türkiye, hormonlu büyümeye başlamıştı. Şimdi Fed parasal sıkılaştırmaya başladı. Paralar bizim gibi ülkelerden çekiliyor. En çok da Türkiye’den çekiliyor. Biz büyüme oranına göre çok yüksek bir cari işlemler açığı taşıyan bir ülke konumundayız bugün. Peki, Fed kararı Aralık ortasında geldiği halde kur intibakı neden Ocak başında başladı? Bankaların yılsonu bilançosu daha normal bir kurdan kapandı. Daha olumlu bilanço sonuçları alındı. Asıl kur intibakı sürecine şimdi, yeni yılla birlikte başladık.

    Ekonomimize negatif şok getirecek tek süreç Fed kararları da değil. Ayrıca bir de Rus yaptırımları var. Rusya’nın yaptırımları şimdilik turizm ve ihracat hedeflerimizi olumsuz etkilemeye başladı. Daha bu hafta Pegasus ve Onur Air, Rusya seferlerini iptal etmek zorunda kaldıklarını açıkladılar. Neden? Çünkü Rus yetkililer uçuş ekiplerine vize talep etmeye, yapılan vize başvurularına da cevap vermemeye başlamışlar. Ben, Rus yaptırımları bahsinde daha en kötüyü de görmediğimizi düşünüyorum. Fed kararı Türkiye’de büyümeyi zaten olumsuz etkileyecekti. Rus yaptırımları büyüme oranını daha da aşağıya doğru baskılayacak. Ne kadar? Yaptırımların devamını görelim, konuşuruz. Ama şunu net olarak söyleyebiliriz: Ekonomik performansı olumsuz etkileyecek bir belirsizlik bulutunun içine giriyoruz. Kemerleri bağlamakta, türbülansa hazırlıklı olmakta fayda var.

    Neden?

    Türkiye ekonomisinin daha zayıf bir performans göstermesine yol açacak bu dışsal şoklar, Türkiye ekonomisinin yapısal nedenlerle zaten zayıf bir performans göstereceği bir döneme rastlıyor. Yandaki grafiğe bir bakın isterseniz. Grafik, Türkiye’nin farklı dönemlerdeki büyüme oranını ve büyümenin volatilitesini gösteriyor. Ne diyor? 2002-2007 döneminde Türkiye ekonomisi, önceki dönemlerle kıyaslanamaz yüksek bir büyüme oranını yakaladı. Büyümenin volatilitesi de düşüktü. Türkiye istikrarlı bir biçimde yüksek oranda büyüdü. Dönemi iyi değerlendirdi. Sonra 2008-2014 arasında büyüme oranı yarı yarıya azaldı. Volatilite ise yükseldi. İstikrarsız bir göreli yavaş büyüme dönemine girdik. Ne oldu? Global kriz, Türkiye’yi fena vurdu. Ama bence burada asıl malumatı 2012-2015 dönemi veriyor bana sorarsanız. Bu son dönemde büyüme oranı yüzde 3’lere dayandı ve volatilite iyice düştü. Ne demek?

    Türkiye artık istikrarlı bir biçimde daha yavaş büyüyeceği bir döneme girdi. Neden? Ekonomimizde düşen verimlilik artışları bu sonuca yol açtı. Türkiye’nin yeniden tempolu bir biçimde büyüyebilmesi için bütün sektörlerde verimlilik artışlarına yol açabilecek bir yeni reform sürecini tasarlaması gerekiyor. İnovasyonun teknoloji transferi ve teknolojinin ekonomimizde yayılması olduğunu kavramadan böyle bir reform süreci tasarlayabilmek mümkün değil. İşte ben etrafta böyle bir ekonomik reform sürecine dair güçlü bir adım göremiyorum doğrusu. Gördüklerim esasen, günü idare etmeye yönelik tedbirler. Ortada bir hareketsizlik var dediğim esasen bu. İki arada bir derede dediğim, tam da bu aslında.

    Ben Türkiye’nin hareketsizliğinin nedeninin, siyasetin iki arada bir derede kalmış bir görüntü vermesi olduğu kanaatindeyim. Bu görüntünün acilen değiştirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

    Çözüm Anayasa tartışması ise hadi hemen başlayalım.

    Şekil 1: Dönemler itibarıyla ortalama büyüme oranları ve volatilite (1970-2015)

    Kaynak: TCMB, TEPAV hesaplamaları

     

    Bu köşe yazısı 07.01.2016 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Yazdır