Arşiv

  • Mayıs 2024 (15)
  • Nisan 2024 (15)
  • Mart 2024 (19)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)
  • Temmuz 2023 (18)
  • Haziran 2023 (13)

    Bir yanıyla güzel bir yanıyla çirkin

    Fatih Özatay, Dr.13 Mart 2024 - Okunma Sayısı: 296

    2023 GSYH verilerine göre Türkiye dünyanın on yedinci büyük GSYH’sine sahip. Uluslararası karşılaştırmalarda daha çok kullanılan satın alma gücü ile (düzeltilmiş kurlar ve fiyatlar ile) ölçüldüğünde ise sıralamada on birinciliğe yükseliyor. Karşılaştırmayı kişi başına yapmak daha doğru; sonuçta çok büyük bir ekonomi olabilirsiniz ama nüfus o kadar fazladır ki, kişi başına çok az gelir düşer. Kişi başına (ve yine satın alma gücü paritesi ile ölçülen) gelir sıralamasında ise elli birinci sıraya düşüyoruz. Ama tahmin edeceğiniz gibi araya petrol zenginleri ve bazı zengin ada ülkeleri giriyor. Bu nedenle, mesela İngiltere otuzuncu, İspanya ise kırkıncı sırada. Elbette bu bir avuntu olmamalı. Zira hala zengin ülkelerle aramızda önemli bir gelir farklılığı var. Kişi başına düşen gelirimiz, G7 ülkelerinin -gelir sıralamasına göre: ABD, Almanya, Kanada, Fransa, İngiltere, İtalya ve Japonya- kişi başına düşen ortalama gelirlerinin yüzde 62’si kadar. (Veriler IMF Ekim ‘Dünya Ekonomik Görünümü’ veri tabanından alınma. 2023 değerleri IMF tahminlerini yansıtıyor.)

    Türkiye bölgesinde önemli bir sanayi ülkesi. Çok sayıda ülkeye çok çeşitli ürün ihraç edebiliyor. Güven Sak’ın geçen hafta pazartesi günü çıkan yazısında ilginç bilgiler vardı. 1995 ve 2022’de ihracatta yoğunlaşma açısından çeşitli ülkelerin durumları inceleniyordu. O yazıdan alıntıyla ‘yoğunlaşma’ şu anlama geliyor: “Bir pazarın bir ülkenin ihracatındaki payının, aynı pazarın dünya ithalatındaki payından yüksek olması durumu… Yoğun olarak ihracat yapılan pazar sayısının yüksek olması ihracatta coğrafi çeşitliliğin yüksek olması anlamına gelmekte ve ihracatın pazar kaynaklı kırılganlıklarının düşük olduğuna işaret ediyor.”  1995’te 1000 civarında ürün ihraç edebilirken 2022’de bu sayı 1600 civarına çıkıyor. İhracat yapılan pazar sayısı ise 226’ya yükseliyor. Bu 226 pazarın 107’sinde yoğunlaşmış durumda Türkiye. Üstelik de diğer ülkelere kıyasla bayağı iyi bir konuma gelmişiz 2022’de. Bu kadar pazara farklı mal ihraç edebilmek bir yandan çok iyi bir yandan da bir ‘uzmanlaşma’ sorununa işaret ediyor olabilir.

    Öte yandan açlık sınırında bir asgari ücret geçerli ülkemizde. Çalışanların önemli bir kısmı asgari ücret alıyor. Emeklilerin çoğunun maaşı ise asgari ücretin altında. 2023’te işgücünün milli gelirden aldığı pay yüzde 29,1; sermayenin aldığı payın yarısının altında. Demek ki önemli bir gelir dağılımı sorunumuz var. Buna karşılık, asgari ücretin yüksek olmasından şikâyet eden sektörler ve iş insanları var. Ücret artışının dış piyasalarda ‘rekabet’ etmelerini zorlaştırdığın belirtiyorlar ve kur artışı talep ediyorlar. Aslında üstü kapalı itiraf ettikleri, verimli olmadıkları.

    Bir yandan bu kadar büyük bir ekonomi ol bir yandan ihracat yapabildiğin mal ve pazar sayısı açısından dünyada önlerde yer al bir yandan da bu kadar düşük bir asgari ücret düzeyine sahip ol ve de onu ödeyenler o düzeyden şikâyet etsinler. Bunlar birbirleriyle çelişkili gibi görünüyor. Olmayabilir de öte yandan; düşük ücretlerle buraya gelmiş olabilir ülke. Çelişkili ya da değil; bu durum Türkiye’nin doğru işler yapması halinde sıçrama yapabileceğinin göstergesi. Bu çerçevede üç alan ön plana çıkıyor: Birincisi, adil bir hukuk sistemi, hızlı çalışan bir yargı ve kural hakimiyetinin sağlanması. İkincisi, kaliteli eğitim. Üçüncüsü, verimlilik. Bir öncelik sıralaması yok; hepsi çok önemli ve birbirleriyle de ilişkililer. Devam edeceğim.

     

     

     

    Bu köşe yazısı 12.03.2024 tarihinde Nasıl Bir Ekonomi Gazetesi'nde yayımlandı.

    Yazdır