Arşiv

  • Mayıs 2024 (15)
  • Nisan 2024 (15)
  • Mart 2024 (19)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)
  • Temmuz 2023 (18)
  • Haziran 2023 (13)

    Hâlâ fırsat var

    Fatih Özatay, Dr.27 Mart 2024 - Okunma Sayısı: 696

    Son açıklanan mevduat ve kredi faizi verilerine göre, mevduatın büyük kısmının toplandığı üç aya kadar vadeli mevduatın bileşik faizi bir hafta öncesine kıyasla 2 puan artarak yüzde 55,6 oldu. Ortalama mevduat faizi ise 1,4 puan yükseldi ve yüzde 49,6’ya çıktı. Kredi faizleri ise şöyle: İhtiyaç kredisi faizi 12,6 puan artarak yüzde 76, ticari kredi faizi 2,7 puan artarak yüzde 58,5 ve tüketici kredi faizi ise 3,2 puan artarak yüzde 67,4 oldu. Bunlar 15 Mart haftasının verileri.

    Mevduat faizlerini değerlendirmek için en fazla üç aylık, kredi faizlerini değerlendirmek için ise bir yıllık bir dönemin olası enflasyon gelişmelerini ve faiz getirisinden alınan vergileri dikkate almak yerinde olur. Merkez Bankası’nın mevsim etkisinden arındırılmış enflasyon tahmini bu üç ay için yüzde 3. Gerçekleşecek olursa ya da gerçekleşme tahminini sınırlı ölçüde aşarsa, enflasyonu ve vergi kesintilerini telafi edecek bir mevduat faizi söz konusu. Kredi faizleri ise açık ki önümüzdeki on iki ayda gerçekleşebilecek enflasyon oranlarının oldukça üzerinde. Bu değerlendirmeleri yaparken, Para Politikası Kurulu’nun (PPK) beş puanlık son faiz artırımın henüz mevduat ve kredi faizlerine yansımadığını da dikkate almak gerekiyor. İlla birebir yansıması gerekmiyor elbette ama faizlerin daha da yükseleceği açık.

    İki noktayı vurgulamak istiyorum. Birincisi geçmişe ait ve artık düzeltmek mümkün değil; “ha bu da bana ders olsun” babından. ‘Bana’ değil de 1970’lerin ortalarından beri en önemli ekonomi gündem maddesi enflasyon olan ve dahası 2022-2023 yüksek enflasyon liginde beşinci sırada yer alan bir ülkede, sınırlı adımlarla faiz artırımı yapılmasını ta Mayıs 2023 seçimleri öncesinde tavsiye eden iktisatçı arkadaşlara ve elbette Mayıs seçimlerinden sonraki para politikası kararlarını alanlara ders olsun. Mayıs seçimlerinden sonra, ilki olağanüstü bir PPK toplantısı ile hemen, diğer ikisi de (Temmuz ve Ağustos) toplantılarında en fazla üç aşamada politika faizi yüzde 35 civarına yükseltilebilse ve ikinci (Temmuz’daki) toplantıdan sonraki faiz yüzde en az 30 olsaydı ne kur bu kadar sıçrardı ne enflasyonun 2024 ortasına doğru yüzde 74’e yükselmesi söz konusu olurdu ne de politika faizinin yüzde 50’ye çıkarılmasına gerek kalırdı. Oysa seçimden önce yüzde 8,5 olan faiz ancak 25 Eylül toplantısında yüzde 30’a yükseltildi.

    İkinci nokta bundan sonrası ile ilgili ve bu nedenle çok daha önemli. Uygulanmakta olan program eksik bir program. Henüz ‘rasyonel bir ekonomi programı’ niteliğinde değil. Sadece faiz ve vergi artırımına dayanıyor. Bir de ekonomi kadrosunda değişiklik yaşandı. Programın eksikliği, her an U-dönüşü olacak şüphelerinin canlı kalmasına yol açıyor. Böyle olunca risk primi yeteri kadar düşmüyor -şu anda 310 baz puan civarında- ve Türkiye ile aynı ligde yer alan ülkelerin oldukça üzerinde seyrediyor. Faiz kararları yeteri hızda alınmadığı ve alınan kararların mevduat faizlerine Mayıs seçimlerinden sonra geçen on ayda yeterince yansımasına engel olan (lira karşılığı döviz swapı gibi) işlere kalkışılınca da dolarlaşma eğilimi törpülenemiyor ve enflasyon arzu edilen hızla düşmüyor.

    Bu koşullar altında ne yazık ki enflasyonla mücadele ekonominin gereğinden fazla soğutulması ile mümkün olabiliyor (yüksek kredi faizleri) ve büyüme-istihdam dostu olmuyor. Oysa son yazımda tekraren belirttiğim politika adımları atılabilse, hem enflasyonla mücadele daha kolay olacak hem de enflasyon düşerken büyüme ve istihdamdan ödün verilmeyecek. Örnek mi? Elbette 2002-2007 dönemi. 2004 ortasına kadar hem yurtta hem yakın çevremizde hem de küresel finans piyasalarında yaşanan onca çalkantıya karşın enflasyon 2002 başında yüzde 72 düzeyinden 2004 başında yüzde 10’a düşüyor; sonra uzunca bir süre yüzde 8 etrafında salınıyor. Aynı dönemde dış borcumuzun mal ve hizmet ihraç gelirlerimize oranı 2,18’den 1,74’e iniyor. Enflasyon çarpıcı biçimde düşerken dönemin ortalama büyüme oranı ise yüzde 7,2 oluyor.

    Kıssadan hisse: İşinizi düzgün yaparsanız, uyguladığınız reçete acı falan olmuyor. Hâlâ fırsat var.

     

     

     

    Bu köşe yazısı 26.03.2024 tarihinde Nasıl Bir Ekonomi Gazetesi'nde yayımlandı.

    Yazdır