Arşiv

  • Eylül 2019 (11)
  • Ağustos 2019 (12)
  • Temmuz 2019 (11)
  • Haziran 2019 (12)
  • Mayıs 2019 (14)
  • Nisan 2019 (13)
  • Mart 2019 (14)
  • Şubat 2019 (13)
  • Ocak 2019 (17)
  • Aralık 2018 (14)
  • Kasım 2018 (14)
  • Ekim 2018 (17)

    Etiketler

    Suriyeli Göçmenlerde Radikalleşme: Riskler ve Fırsatlar
    Hilmi Demir, Dr. 12 Temmuz 2018
    İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü, 26 Nisan 2018 tarihi itibarıyla Türkiye’deki biyometrik verileriyle kayıt altına alınan Suriyeli mülteci sayısını 3 milyon 588 bin 877 kişi olarak açıklamıştır. Bu kişilerin 1 milyon 947 bin 25’i erkeklerden, 1 milyon 641 bin 852’si ise kadınlardan oluşmaktadır. Bu sayı her yıl artarak yükselmektedir. Göçmenlerin yaklaşık 1 milyonu okul çağındaki çocuklardan oluşmaktadır.1 2016-2017 eğitim öğretim dönemi itibarıyla Türkiye’de okullaşan Suriyeli öğrenci sayısı 492 bin 544’tür. Buna göre okul çağındaki Suriyelilerin yaklaşık yüzde 59’u okullaşmıştır.2 2018 rakamlarına göre bu oran yüzde 50’ye düşmektedir. Bununla birlikte Suriyeli göçmenlerin yaklaşık 1 milyon 200 bini 18-34 yaş aralığında genç nüfustan oluşmaktadır. Bunların bir işte çalışma i [Devamı]
    FETÖ: Mezhepler Üstü Din Öğretimi ve Alevi Açılımı
    Hilmi Demir, Dr. 01 Haziran 2018
    Türkiye’de Diyanet ve İlahiyatlar dâhil din öğretiminde mezhepçilik yapıldığı konusunda genel bir kanaat vardır. Bana biraz Nasreddin Hoca’nın kedi ciğer hikâyesi gibi geliyor bu durum. Madem Sünni Hanefi bir din öğretimi var, neden öğrencisinden İmam Hatip öğretmenine kadar mezhep konusunda tam bir cehalet var.(*) Madem cehalet var o hâlde nerede yapılıyor bu Sünnilik? [Devamı]
    Matüridilik bir ulus devlet projesi midir?
    Hilmi Demir, Dr. 18 Mayıs 2018
    Matüridiliğin Türkiye’de gündeme gelmesi ve tartışılıyor olması bazı çevreleri rahatsız etmişe benziyor. Bu rahatsızlıklarını, Matüridiliğin Cumhuriyet öncesi Osmanlı kültüründe çok da bilinmeyen ve önemsenmeyen bir kimlik olduğunu iddia ederek dillendiriyorlar. Bu çevrelerin bazı iddialarını şöyle sıralayabilirim: “Matüridilik Türk milliyetçilerinin ve laik seküler cumhuriyet ideolojisinin bir inşasıdır”; “Osmanlı uleması kendisini Matüridi olarak tanımlamamıştır”; “Osmanlı’nın daha çok Eş’ari olduğunu söylemek gerekir...” [Devamı]
    Ehl-i sünnet ve dinî jeopolitiğin dönüşümü
    Hilmi Demir, Dr. 04 Mayıs 2018
    Tarih boyunca dinler ve dinî gruplar devlet politikalarında her zaman önemli olmuştur. Bugün de dinî aktörler ve gruplar uluslararası ilişkilerin önemli aktörlerinden biri hâline geldi. Din hiçbir zaman yalnızca bireyin inanç dünyasını ilgilendiren bir mesele olarak kalmadı. Katı sekülerleşme teorileri dinin rolünün azalacağını iddia etse de tam tersi oldu. Özellikle bulunduğumuz coğrafyada dinî yapılar ve örgütler devletlerin güvenlik politikalarını etkileyecek kadar önemli hâle geldi. Tarih boyunca devletler kendi egemenliklerini çevreye doğru yaymak için dinî bir yoruma yaslandılar. Bugün de modern devletler için durum aslında çok da değişmedi. İngiltere için Anglikan kilisesi, ABD için Protestanlık ve Evanjelizm, Putin’in yeniden ayağa kaldırdığı Rusya için de Ortodoks mezhebi dinî jeo [Devamı]
    Osmanlı’ya karşı neden Selefilik?
    Hilmi Demir, Dr. 20 Nisan 2018
    Muhammed bin Abdulvehhab’ın dînî daveti Osmanlının temsil ettiği İslam medeniyetini külliyen reddetmek üzerine kuruluydu. Osmanlı kültür havzası Tasavvuf ve Kelam üzerinden bir bilim çevresi inşa etmişti. Her medeniyet metafizik bir gerilim üzerine kurulur. Batı medeniyeti Orta Çağ metafizik gerilimi üzerine onunla hesaplaşarak yükselmiştir. Kelamın dolayısıyla metafiziğin reddi İslam medeniyet davasından vazgeçmenin ve İslam’ı salt sosyo-politiğe hapsetmenin ilk işaretiydi. Vehhabilik ilk saldırısını bu ikisi üzerine yöneltti. “Taşköprü-zâde Miftahu’s-sa’âde’sinde ifade ettiği Ehl-i sünnetin iki imamı vardır” tespitine karşı çıkmakla işe başladılar. Vehhabilere göre insanların bu kelami mezhepleri terk ederek selef akidesine iman etmesi gerekiyordu...Peki Eş’arilerin ve Matüridilerin akid [Devamı]
    Batılıların ve Osmanlının gözüyle Vehhabilik
    Hilmi Demir, Dr. 06 Nisan 2018
    Suudi Arabistan Veliahdı Prens Muhammed b. Selman ile yapılan son röportajda(*) Selman Suudluların Vehhabiliği tanımadığını söyledi. Anlaşılan o ki, Selman artık Vehhabilikten huruç etmek istiyor.  Oysa Vehhabilik ilk çıktığında Batılılar tarafından da oldukça sevimli karşılanmıştı. Neden mi? Müsaadenizle anlatmak isterim... [Devamı]
    Güncellemeden neden herkes başka bir şey anlıyor?
    Hilmi Demir, Dr. 23 Mart 2018
    Sayın Cumhurbaşkanımızın Dünya Kadınlar Günü Programı'nda dile getirdiği “İslam’ın güncellenmesi" meselesine bir sonraki konuşmasında açıklık getirdi. Kastının reform olmadığını, dinde değişmez ilkeler olduğunu dile getiren Sayın Cumhurbaşkanımız Müslümanların kendilerini yenilemesi gerektiğini dile getirdi. Güncellemeden amaç İslam’ın güncellenmesi değil anlayışların, zihinlerin güncellenmesidir... [Devamı]
    Eş’ari mi yoksa Luther mi daha tutucudur?
    Hilmi Demir, Dr. 09 Mart 2018
    Birisi doğunun diğeri de Batının önemli bir mezhep kurucusu. Türk aydını Doğunun imamını tutucu ve katı, Batının rahibini ise özgürlükçü olarak tanıyor. Peki bu iki resim gerçekten doğru mu? Gelin biraz daha yakından bakalım… [Devamı]
    Gazzâlî yüzünden mi geri kaldık?
    Hilmi Demir, Dr. 23 Şubat 2018
    Alman asıllı Oryantalist Joseph Schacht “Onbirinci yüzyılın başlarından itibaren, Müslümanların entelektüel hayatında genel bir durgunluğu fark ediyoruz” der. İskoç asıllı Anglikan Papaz Oryantalist Montgomery Watt’a göre de, İmam Gazzâlî (1058-1111) sonrası, özellikle de 1258’de Bağdat’ın Moğollarca istilasından sonra, İslam entelektüel hayatı durağanlaşmıştır. [Devamı]
    Radikaller neden mezheplere karşıdır?
    Hilmi Demir, Dr. 10 Şubat 2018
    Bir önceki yazıda size 2016 TEPAV saha araştırmasından bahsetmiştim. Aslında İslam dünyasında yaklaşık bir asırdır mezhep sistematiğine bağlı din öğretimi terk edildi. Mezheplerin çatışmayı beslediğini söyleyen muhataplarımız, olmayan bir hayaleti dövüyorlar. Türkiye’de de sık sık duyduğumuz Mezhepçilik ifadesi de aslında gerçekçi değil. Bu ifadeyi İran Jeopolitiğinin kullanışlı bir diplomasisi olarak görmek lazım.  Zira İslam dünyasında İran Şiiliği ve Selefilik dışında hiçbir mezhebi kimliğin siyasi bir rolü bulunmuyor. [Devamı]