Arşiv

  • Ekim 2022 (2)
  • Eylül 2022 (11)
  • Ağustos 2022 (11)
  • Temmuz 2022 (9)
  • Haziran 2022 (10)
  • Mayıs 2022 (10)
  • Nisan 2022 (12)
  • Mart 2022 (13)
  • Şubat 2022 (9)
  • Ocak 2022 (9)
  • Aralık 2021 (13)
  • Kasım 2021 (11)

    Yuvam hesabı
    Fatih Özatay, Dr. 25 Mart 2022
    Salı günü, TL cinsinden kur korumalı mevduat açılması halinde Hazine’nin üstlendiği yıllık faiz yükünü 21 Aralık 2021 TCMB döviz alım kuru ile hesaplamıştım. Bankaların ödeyeceği (en çok) %17 yıllık faiz düşüldüğünde %48 oluyordu. Aynı hesabı 23 Aralık vade başlangıcı ile yaparsanız bu sefer Hazine’ye gelen yük nerdeyse üç katına çıkıyor (%140’a yaklaşıyor). Vade başındaki kur ne kadar düşük, vade sonundaki de ne kadar yüksekse bütçe o kadar bozulacak anlamına geliyor. Bozulan sadece bütçe değil bir de gelir dağılımı. Asgari ücretlinin, işsizin ya da iş buldukça çalışanın tasarruf edecek hali yok. Bu kesimlere bütçeden verilebilecek destek durumu daha iyi olanlara aktarılmış oluyor. [Devamı]
    %19’u beğenmeyip %48’e razı olmak
    Fatih Özatay, Dr. 23 Mart 2022
    Kur korumalı mevduat uygulamasının ilk üç ayı doldu. İlk hesaplar 21 Aralık 2021’de açılmıştı. TCMB’nin döviz alım kurları dikkate alındığında, o tarihte bir dolar 13,02, bir Euro ise 14,7 liraydı. 21 Mart günü geçerli olan TCMB döviz alım kurlar ile hesaplandığında, dolar kurundaki üç aylık artış %13,4, Euro kurundaki üç aylık artış ise %11,1 oluyor. Bankalar, mevduat faiz oranlarını bizlere yıllık olarak söylüyorlar. Kur artışlarını da ‘yıllıklandırarak’ ifade edeyim: Bu dönemde dolar kurunun yıllık artışı %65,4, Euro kurununki ise %52,4. Bankaların kur korumalı mevduat açmak için en çok verdikleri yıllık faiz %17 (üç aylık getirisi %4). Kur artışı ile %17 arasındaki farkı Hazine üstlenecek. Farklı bir ifadeyle, Hazine’nin üstlendiği yıllık faiz dolar için %48,4, Euro için %35,4 oluyor. [Devamı]
    Baş belası
    Fatih Özatay, Dr. 09 Şubat 2022
    Türkiye, 2001 krizinden sonra enflasyonla mücadeleye önem verdi. Ocak 2002’de yüzde 70’i aşan tüketici enflasyonu, 2005 gibi yüzde 7.7’ye kadar düştü. Uzunca bir süre tüketici enflasyonu yüzde 8 civarında seyretti. 2017 başlarına kadar sürdü bu ‘sakinlik’. Sonra da olan oldu. Geldiğimiz noktada artık tek aylık enflasyon, o uzunca süre devam eden on iki aylık enflasyonun üzerinde. [Devamı]
    Önümüzdeki birkaç ayda enflasyon yükselebilir
    Fatih Özatay, Dr. 05 Ocak 2022
    Yeni tüketici fiyat endeksi 2003’ten bu yana yayınlanıyor. O tarihten bu yana gözlenen en yüksek aylık tüketici enflasyonu Aralık ayında gerçekleşti: %13,6. Uzun bir süre on iki aylık enflasyon oranımız %8’ler civarındaydı ve dolayısıyla Aralık ayındaki bir aylık enflasyonun altındaydı. 1969-2003 arasında açıklanan tüketici fiyat endeksini de işin içine katarak başka bir karşılaştırma yapayım. Şubat 1969’dan bu yana gözlenen en yüksek beşinci aylık enflasyon oranı oldu Aralık ayındaki enflasyon. Ocak 1996’dan beri de en yüksek aylık enflasyon gerçekleşti. Böylelikle 2021 yılını % 36,1 oranında bir yıllık enflasyon ile kapattık. Bu da Eylül 2002’den bu yana en yüksek yıllık enflasyon oranı. Bir de çok yüksek çıkan üretici enflasyonu var: %79,9 yıllık olarak. [Devamı]
    Daralmaya karşı maliye politikası ve kamu borcu
    Fatih Özatay, Dr. 07 Şubat 2020
    Ekonomileri küçülürken sıkı maliye politikası uygulamak zorunda kalan ülkelerin -bazı koşullar dışında- ekonomilerini daha da küçülten bu davranışı neden sergiledikleri önemli bir araştırma konusu. Son yazımda, çok sayıda ülkeyi kapsayan çok sayıdaki araştırmanın ulaştığı sonuçları özetlemiştim: Bu ülkelerin ortak özelliklerinden biri kamu borcunun milli gelire ya da vergi gelirlerine oranının yüksek olması. [Devamı]
    Ekonomi küçülürken sıkı maliye politikası kader mi?
    Fatih Özatay, Dr. 05 Şubat 2020
    Ekonomileri küçülürken sıkı maliye politikası uygulamak zorunda kalmaları, sorunlu ülkelerin ortak özelliklerinden bir tanesi. Farklı bir ifadeyle, sorunlu ülkeler, ekonomilerindeki küçülmeyi azaltmak ve bir an önce tekrar büyüme patikasına sokmak için kamu harcamalarını artıramıyorlar ve vergi oranlarını düşüremiyorlar. Aksine tam tersini yapmak zorunda kalıyorlar. Bu tür politikaya, ‘döngüye paralel’ politikalar deniliyor. Oysa ‘normal’ ülkeler, ekonomileri küçülürken kamu harcamalarını artırıp vergileri düşürebiliyorlar (karşı-döngüsel politikalar). [Devamı]
    Amazon hem cennetimiz, hem de cehennemimizdir
    Güven Sak, Dr. 04 Şubat 2020
    Bugün aklımda, birbirine bağlı olduğunu düşündüğüm iki ayrı hadise var. Birisi iktisadi, öteki siyasi. Birisi geçen hafta oldu, ikincisi bu haftanın konusu olacak. İktisadi olan haberle başlayayım: Amerikan e-ticaret devi Amazon, Ocak 2020 sonu itibariyle, Trilyonerler Kulübü’ne girdi ve çıktı geçtiğimiz Cuma günü. Böylece Apple, Microsoft, Alphabet ile birlikte Amazon da ilk kez piyasa değeri 1 trilyon dolar olan şirketler arasına katılmış oldu. [Devamı]
    Ekonomi programını gözden geçirmek gereği
    Fatih Özatay, Dr. 31 Ocak 2020
    Son yazımda ekonomi programının temel açmazını tartışmıştım: Tasarruf düzeyi yetersiz olan bir ülkede reel faizin çok düşük bir düzeyde olması –hatta eksi bölgede kalması- isteniliyor. Başka açmazlar da var. İçinde bulunduğumuz düşük büyüme ve yüksek işsizlik oranı ortamından bir an önce çıkmak için uygulanmak istenilen politika, programın Türkiye’yi dış borçlanmaya bağımlı yapıdan kurtarmak nihai hedefi ile de çelişiyor. Şöyle: [Devamı]
    Mevcut ekonomik program ve hedeflenen ekonomik yapı
    Fatih Özatay, Dr. 24 Ocak 2020
    Amaçlananı şöyle belirtebiliriz: Üretimimizin yapısı değişsin: İhracata dayalı bir ekonomi oluşturalım ve dış borçlanmaya bağımlılığı azaltalım. Bu amaca ulaşabilmek için uygulanmak istenilen ekonomi politikasını şöyle özetlemek mümkün sanırım: [Devamı]
    Miyopik bir tercih: Döviz cinsinden borçlanma
    Fatih Özatay, Dr. 22 Ocak 2020
    2001 krizinden sonra uygulamaya koyduğumuz ekonomi programının başarılı sonuçlarından biri de Hazine’nin döviz cinsinden borcunun toplam borcu içindeki payının önemli ölçüde düşmesiydi. 2003 başında bu oran %58 düzeyindeydi. Uygulanan programın istikrarı ve dolayısıyla ekonomiye ve milli paramıza duyulan güveni artırmaya başlamasıyla birlikte, bu pay sürekli düştü. Birkaç istisna ay dışarıda bırakılırsa düşme eğilimi kesintisiz oldu. 2010 sonlarına gelindiğinde döviz borcunun payı %26’ya inmişti. [Devamı]