Arşiv

  • Aralık 2017 (10)
  • Kasım 2017 (20)
  • Ekim 2017 (23)
  • Eylül 2017 (18)
  • Ağustos 2017 (19)
  • Temmuz 2017 (21)
  • Haziran 2017 (23)
  • Mayıs 2017 (20)
  • Nisan 2017 (19)
  • Mart 2017 (21)
  • Şubat 2017 (16)
  • Ocak 2017 (20)

    Etiketler

    Sahi, para politikası sıkı maliye politikası gevşek mi?
    Fatih Özatay, Dr. 13 Aralık 2017
    Son dönemde bazı yorumcular Türkiye’de “sıkı para politikası – gevşek maliye politikası” şeklinde özetlenebilecek bir ekonomi politikasının uygulandığını öne sürüyorlar. Bu sav –dile getirenler alınmasın, bana biraz eğlenceli geliyor.Birinci grafikte Ocak 2010’dan bu yana tüketici enflasyonunun, çekirdek (temel) enflasyonun (C göstergesi) ve Merkez Bankası’nın enflasyon hedefinin gelişimi gösteriliyor. İkinci grafikte ise tüketici enflasyonu ile enflasyon hedefi arasındaki fark yer alıyor; sıfırın üzerindeki her değer enflasyonun hedefin üzerinde kaldığını gösteriyor. Dikkat ederseniz nerdeyse ele alınan dönemin tümünde hedeften önemli ölçüde sapma var ve bu sapma yukarıya doğru. Ama daha önemlisi şu: Özellikle son dönemde sapma yukarıya doğru keskin bir eğilim gösteriyor. Farklı bir ifade [Devamı]
    Bitcoin fiyatının düşündürdükleri
    Fatih Özatay, Dr. 06 Aralık 2017
    Son haftalarda gündemin önemli bir maddesi de dijital bir para olan bitcoin. Temel nedeni açık: Değeri hızla yükseliyor. Ağustos başında bir adet bitcoin 2788 dolarmış; geçen hafta 10 bin doları aştı. Dört ayda yüzde 259 artış. Azıcık geriye, bu yılın başına gidersek durum daha çarpıcı: O zaman bir bitcoin 1020 dolarmış; on kat yükseliş.Söz konusu olan bir “varlık” olsaydı, piyasada fiyatında gerçekleşen hareketlerin iki ana nedeni olduğu söylenebilirdi. Birincisi, varlığın “temel değeri”. “Varlık” biraz garip duruyor; ete kemiğe büründürüp ona bir şirketin borsada alınıp satılan hissesi diyeyim. Hisse senedinin temel değeri asıl olarak o şirketin dağıtacağı kâr payı (temettü) ve gösterge niteliğindeki faiz oranı tarafından belirlenir. Dağıtılacak kâr payının ne kadar yüksek olacağı düşünü [Devamı]
    Söz konusu kur sıçramasıysa gerisi teferruattır
    Fatih Özatay, Dr. 29 Kasım 2017
    Söz konusu döviz kurundaki sıçrama olunca herkes ayağa kalkıyor; gerisi teferruat düzeyine iniyor. Bırakın bu düzeyde bir tepkiyi, bunun ben diyeyim beşte biri, siz deyin onda biri kadar tepki, ne işsizlik sıçradığında ne de enflasyon alıp başını gittiğinde veriliyor; onlar birer teferruat olarak görülüyor. Elbette bu davranış biçiminin geçmişte yaşadığımız krizlerin hala hafızamızda canlı olması ile çok yakından bir ilgisi var. Neredeyse kur sıçraması krizle eş anlamlı hale geldi ülkemizde. Doğru değil elbette; her kur artışına kriz demek mümkün değil: Kriz statüsünü “kazanabilmesi” için arkasından banka ya da şirket iflasları (ya da kapatmaları, el koymaları), işsizlikte sıçrama, ekonomide daralma gibi gelişmelerin en azından bir kısmının yaşanması gerekir.Şüphesiz kur sıçramalarına karş [Devamı]
    Komplolar ve komplo teorileri
    Fatih Özatay, Dr. 22 Kasım 2017
    2001 krizinin tüm etkilerinin yaşandığı ortamda para politikasına ilişkin bir karar alınırken yaşanan tartışmalarda kimi zaman gündeme gelen komplo teorilerine hep dudak büktüm. Zira tartışmanın iktisadi platformdan çıkıp ucu sonu belli olmayan bir düzleme sıçramasına kapı aralıyordu bu tür teoriler. Komploları bir tarafa bırakarak üzerinize düşeni yapıp gerekli kararları almayı zorlaştırıyorlardı. Komplo teoricilerine ve teorilerine o dönemde prim verilmedi ve para politikası sağlıklı bir zeminde yürütülebildi. Sonucu biliyorsunuz: Türkiye üst üste büyüme rekorları kırarken enflasyon yüze 65’lerden yüzde 6’lara düştü (enflasyon-büyüme-faiz ilişkisi üzerine medyada her gün ahkâm kesenlerin biraz o dönemde yaşananlara dönüp bakmalarında yarar var).Murat Yetkin’in Doğan Kitap’tan geçen ay gü [Devamı]
    Şapkadan tavşan yerine temel sorunlarımıza çözüm çıkarsak?
    Fatih Özatay, Dr. 15 Kasım 2017
    Merkez Bankası (MB) son zamanlarda döviz piyasasındaki hareketlere karşı bazı adımlar atıyor. Bunlardan ihracat reeskont kredilerine ilişkin olanı geçen yazıda tartışmış “ve ne gerek var” demiştim. Zira Şubat 2018’e kadar yürürlükte kalacak bu kararla süre zarfında kredisini geri ödeyecek olana MB eliyle kaynak aktarılıyor, buna karşılık bu süre başlamadan birkaç gün önce ödeyenler ya da bittikten hemen sonra ödeyecekler dezavantajlı duruma düşüyorlardı. Bu kararda en sakıncalı olan elbette işin “kaynak aktarımı” kısmı, avantaj/dezavantaj ikincil planda. Bir de döviz kurunun Şubat 2018 değeri için bir sinyal veriliyor. Bu sakıncalar nedeniyle “ne gerek var”dı.Hafta başında bir MB yetkilisi şirketlere döviz kuru riski koruması sağlayacak Türk lirası uzlaşmalı vadeli döviz işlemlerine başlam [Devamı]
    Reeskont kredisi ve ekonomik temellerle uyumsuz kur hareketleri
    Fatih Özatay, Dr. 08 Kasım 2017
    Uzun bir süredir para politikası hakkında yazmak içimden gelmiyor. İki temel nedenle: Birincisi, bugün Türkiye’nin ekonomik alanda karşı karşıya kaldığı sorunların çözümü büyük ölçüde ekonomi politikası dışındaki alanlarda (kural hâkimiyeti, hukuk sistemine güven, demokrasi, dış politika…) atılacak bir dizi adıma bağlı; para politikasıyla bir ilgisi yok. İkincisi, “kendi hedefini önemsemeyen” bir para politikası uygulaması var yıllardır; ne yazacağım?Bu orucumu bozuyorum; zira son günlerde para politikası alanında bir dizi gelişme var: Yılın son enflasyon raporu açıklandı. Merkez Bankası (MB) ihracat reeskont kredilerine ilişkin yeni bir karar aldı. Bu kararı alırken “son dönemde piyasalarda ekonomik temellerle uyumlu olmayan fiyat oluşumu” var dedi. Türkiye’de bir süredir sıkı para politi [Devamı]
    Mevzuat değiştirerek faiz oranları aşağıya çekilebilir mi?
    Fatih Özatay, Dr. 01 Kasım 2017
    Belli bir amaca ulaşmak için ekonomi politikası önerisi geliştirirken ilgili kısıtlara dikkat etmek gerekir. Mesela, son günlerde gündeme gelen “bankaların kaynak maliyetini indirerek faiz oranlarında düşüş sağlamak” önerisini ele alın. Sermayesini bir tarafa bırakırsak, bir bankanın üç ana kaynak edinme yöntemi var: Mevduat alabilir, tahvil çıkarabilir ve yurtdışından tahvil dışındaki araçlarla borçlanabilir. Bu fonların maliyeti ne kadar düşük olursa, “normal” bir kâr oranı olduğu kabulüyle, o bankanın açtığı kredinin faizi de o kadar düşük olacaktır. Dolayısıyla, banka dışı şirketler kesimine ve hanehalkına açılan kredilerin faizlerini düşürmeyi amaçlayan bir ekonomi politikasının, bankaların kaynak maliyetini düşürmeye odaklanması yerindedir. Ama bir şartla: Geliştirilen politikanın, a [Devamı]
    Kredi ve dış finansman
    Fatih Özatay, Dr. 25 Ekim 2017
    Geçtiğimiz yılın sonlarından itibaren kredi artışı çok yüksek düzeylere ulaştı. Önce kamu bankaları baş çekti. Sonra özel bankalar da kamu bankalarına ayak uydurmaya çalıştılar. Bu hızlı artış mayıs ortalarında zirveye ulaştı; o zamandan bu yana kredi artış oranı sürekli düşüyor. Kur hareketlerinden arındırılmış kredilerin on üç haftalık hareketli ortalamalarının yıllıklandırılmış yüzde artışları incelenince (finansal istikrarı bozabileceği gerekçesiyle yüksek kredi artışına karşı hassas olduğu dönemlerde Merkez Bankası öyle bakıyordu) şu rakamlar ortaya çıkıyor: Mayıs 2017 sonunda toplam kredi artışı yüzde 45.5 gibi yüksek bir değer. Kamu bankalarında zirve noktasına bir hafta sonra ulaşılıyor: Yüzde 59.2: Çok yüksek. Özel bankalarda görülen en yüksek değer ise yüzde 40.5 ve mayıs sonunda [Devamı]
    Hayat tekdüze değil ki…
    Fatih Özatay, Dr. 18 Ekim 2017
    1994 Meksika (peso) krizinden önce Meksika’nın ekonomi yönetiminin ne kadar parlak beyinlerden oluştuğu batı medyasında sıkça dile getiriliyordu. 1997 ortasında Tayland’da patlak verip hızla Endonezya, Filipinler, Kore ve Malezya’ya sıçrayan kriz öncesinde bu ülkelerin önemli bir kısmı “Asya kaplanları” olarak niteleniyordu. Krizden birkaç ay önce aynı başlığı taşıyan bir Dünya Bankası raporu yayınlanmıştı mesela. Son küresel krizi daha önce öngören pek çıkmadı; krizden önce, artan risklere dikkat çeken iktisatçı sayısı bir elin parmaklarını geçmez herhalde. [Devamı]
    'İnsanlar', 'iktisadiler' ve 'hafifçe dürtme' ihtiyacı
    Fatih Özatay, Dr. 11 Ekim 2017
    İktisat ders kitaplarına göre ‘iktisadi birey (homo economicus)’ Einstein gibi düşünebilir, en güçlü bilgisayar gibi veri depolayacak hafızası vardır ve Mahatma Gandhi’nin iradesine sahiptir. Ama etrafımızdaki insanların böyle olmadıklarını biliriz: Hesap makineleri (akıllı telefonları) yanlarında değilse hesap yapmak için elleri ayakları dolaşır, sevgililerinin doğum günlerini unutabilirler, ya da yılbaşının ertesi günü ‘akşamdan kalma’ sendromu yaşayabilirler. Onlar birer ‘homo economicus’ değil ‘birer insandırlar (‘homo sapiens’)”.Hafta başında, Nobel Ekonomi Ödülü’nü kazandığı açıklanan Richard Thaler 2008’de günışığına çıkan “Nudge (hafifçe dürtmek anlamına geliyor)” adlı kitabının (Cass Sunstein ile ortak kaleme alınmış ve Türkçeye de çevrilmiş) ilk sayfalarında böyle diyor (biraz “s [Devamı]