Arşiv

  • Ağustos 2020 (6)
  • Temmuz 2020 (16)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)

    Etiketler

    Elbette zor ama mümkün
    Fatih Özatay, Dr. 20 Haziran 2018
    Hazine gösterge tahvilinin faizi yüzde 20’ye, temel enflasyon yüzde 13’e, dış borç 453 milyar dolara (gayri safi yurtiçi hasılamızın yüzde 53’üne) ulaşmış vaziyette. Büyüme yüksek diye övünüyoruz; bu üç rakam bile bu büyümenin sürdürülebilir olmadığını gösteriyor. Üstelik, son yıllardaki dış borç artışının önemli bir kısmı inşaatı ve tüketimi finanse etti; geleceğin üretim tesislerini değil. Farklı bir ifadeyle büyümenin kalitesi yok. İşsizlik oranı ise yüzde 10’un altına düşmemekte inat ediyor.Bu tabloya bir de şu açıdan bakın: Dış ekonomik koşullar kırılgan ülkelerin lehine gelişmiyor. ABD Merkez Bankası faiz artırıyor ve bilançosunu küçültüyor. Yakında Avrupa Merkez Bankası da aynı yolda ilerleyecek. Bol kepçe para dönemi bitti. Yabancı sermaye artık daha seçici olacak; kırılgan ülkeler [Devamı]
    Yumuşak iniş gereği nereden kaynaklanıyor?
    Fatih Özatay, Dr. 13 Haziran 2018
    Ekonomide bir dönüm noktası yaşamakta olduğumuza dair oldukça fazla gösterge var. Kaldı ki o göstergeler olmasa bile, son dönemdeki yüksek büyüme oranı, gevşeyen maliye politikası, bazı mal ve hizmetlerin fiyatlarının suni olarak düşük tutulması sürdürülebilir değil. Bunlar sürdürülebilir olmadığına göre ekonominin geçen yılın ortalarından itibaren girdiği yolun önünde sonunda değişeceği açık. Dönüm noktasında olduğumuzun bir diğer önemli kanıtı, ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı’nın seçimden sonra Türkiye ekonomisinin “yumuşak inişini” sağlayacakları yolundaki açıklaması oldu.Ekonomide “yumuşak iniş” mi yoksa “sert iniş” mi gerçekleşeceği ne yazık ki çoğunlukla yükselen piyasa ekonomilerinin sorunlu üyeleri için yapılan yorumlarda kullanılıyor. Açık ki uçak benzetmesi var. Özellikle [Devamı]
    Bazı basit gerçekler
    Fatih Özatay, Dr. 06 Haziran 2018
    Bundan tam beş yıl önce piyasada en çok alınıp satılan Hazine tahvilinin faizi yüzde 6.55 düzeyindeydi. Dün sabah saatlerinde ise yüzde 17.83’e ulaştı. Neredeyse üçe katlanan bir faiz gerçeği var önümüzde. Yine bundan tam beş yıl önce Mayıs 2013 için açıklanan yıllık tüketici enflasyonu yüzde 6.51’miş. Dün Mayıs 2018 için açıklanan tüketici enflasyonu ise yüzde 12.15 idi. Yıllık tüketici enflasyonu ikiye katlanmış vaziyette. Para politikası açısından daha önemli olan temel enflasyonda ise durum şöyle: Mayıs 2013: Yüzde 5.56; Haziran 2018: Yüzde 12.64: Orada da iki kat artış söz konusu.Bir musibet bin nasihatten iyiymiş. Musibetin “üçe katlanan faiz-ikiye katlanan” enflasyon olduğu açık. Bin nasihat ise “yapmayın etmeyin, enflasyon ciddiye alınmalı” ya da “faizi düşürmek için olmazsa olmaz [Devamı]
    Merkez Bankası’nın çok doğru ama çok gecikmiş kararı
    Fatih Özatay, Dr. 30 Mayıs 2018
    Önce bir bilgi eksikliğini gidermek gerekiyor. Koridor sistemini Merkez Bankası son yıllarda ya da 2010’da icat etmiş değil. 2002 başlarından bu yana uygulanıyor. Ayrıca koridor sistemini çok sayıda merkez bankası uyguluyor: ABD dışındaki büyük gelişmiş ülkelerin merkez bankaları ve büyük yükselen piyasa ekonomileri. Merkez Bankası’nın şöyle bir geleneği vardı (umarım hala vardır): Yeni önemli bir para politikası uygulamasına geçilecekse, benzer uygulamayı sürdüren ülke örneklerine bakılırdı. Başarılı olanlar neden olmuşlar, başarısızların çuvallama nedenleri ne? Başka tecrübeler ışık tutardı yeni politika uygulamasının tasarımına. 2001 sonuna doğru Merkez Bankası’ndan bir heyet döviz alım ihaleleri ve faiz koridoru uygulamalarını tartışmak üzere bu konularda başarılı olan Meksika Merkez B [Devamı]
    Çözüm var ve zor değil
    Fatih Özatay, Dr. 23 Mayıs 2018
    Döviz kurunda yukarıya doğru keskin hareketin nedenleri tartışılıyorken bazen “iç rahatlatıcı” olarak hareketin bir kısmının dış nedenlerden kaynaklandığı dile getiriliyor. Seçim yaklaşıyor ya; kimine göre “hareketin bir kısmının” değil, “asıl belirleyicisinin” dış nedenler olduğu iddia ediliyor; zaten gelişmekte olan her ülkede de benzer hareketler yaşanıyor onlara göre. Karşı kanıt olarak Türkiye’nin yılbaşından ya da ne bileyim mayıs ayının başından bu yana Arjantin’den sonra parası en fazla değer kaybeden ülke olduğu gerçeğine işaret ediliyor. Ekleniyor: Arjantin’i saymayın, zaten IMF’nin kapısında.Sonuçta bakarsanız, “asıl belirleyici” görüşü bir tarafa bırakılırsa, söylenenlerin hepsinin yaşananlarla yakından ilgisi var. Peki, öyle değil ama diyelim ki kurdaki “çılgın” gidişin tek so [Devamı]
    Tarihten bir yaprak daha
    Fatih Özatay, Dr. 16 Mayıs 2018
    Son yazımda 2001 krizine giden süreçte kamu bankalarının bilançolarındaki tahribatın oynadığı role değinmiştim.1990’ların başlarında topladıkları fonların maliyetinin çok altında faizler ile kredi açma görevi verilmişti bu bankalara. Normal koşullarda devlet bütçesinden sağlanması gereken bu destekler, kamu bankaları yoluyla bütçe dışına çıkarılmış oluyor, kamu bankalarında oluşan zararlar nedeniyle bu bankalara karşı doğan Hazine borcu ise zamanında ödenmiyordu. Kamu bankaları, bilançolarının varlık tarafında “görev zararları karşılığı kamudan alacak” gösteriyorlardı. Bu uygulama 1990’ların ilk yıllarında başlamış, 1999 yılının sonuna gelindiğinde ise doruğa ulaşarak bu tür alacakların birikimli değeri milli gelirin yüzde 13’ünü aşmıştı. Sonuçta kamu bankalarının bilançoları çarpıcı biçim [Devamı]
    Tarihten bir yaprak
    Fatih Özatay, Dr. 09 Mayıs 2018
    Bugün geçmişe, 2001 krizi öncesine dönmek istiyorum. Krize giden süreçte bankacılık sektöründeki bozukluklar giderek artmış ve sonuçta krizin önemli nedenlerinden biri hem özel bankalardaki hem de kamu bankalarındaki önemli sorunlar olmuştu. Ancak, bankacılık sektörüne bir bütün olarak bakmak, o dönemdeki sorunların olanca çıplaklığıyla ortaya çıkmasını engeller. Zira kamu bankaları ile özel bankalar arasında önemli bir ayrışma gerçekleşmişti.Özel bankaların ilk temel ayırt edici özelliği repo cinsinden çok kısa vadeli borçlarının bilançodaki ağırlığıydı. Bu bankaların ikinci ayırt edici özellikleri ise döviz cinsinden mevduatlarının lira cinsinden mevduatlara kıyasla yüksek düzeyiydi. Açık ki özel bankalarda önemli bir bilanço bozukluğu vardı: Kur ve faiz yükselişlerine çok daha fazla duy [Devamı]
    Yüksek faizi sevmiyorum
    Fatih Özatay, Dr. 02 Mayıs 2018
    Son beş senede ortaya çıkan resmi sevmiyorum. Sevmiyorum çünkü o resim faizlerin belirgin biçimde yükseldiğini gösteriyor. İki grafik veriyorum. İlkinde Merkez Bankası’nın (TCMB) bankalara borç verdiği paranın ortalama faizinin Mayıs 2013’ten bu yana hareketi gösteriliyor.İkincisinde ise lira cinsinden tüketici kredisi faizinin aynı dönemdeki seyri yer alıyor (her iki faiz de aylık ortalama olarak ölçülüyor.) Son beş yılda TCMB faizi yüzde 4.5’ten yüzde 13.5’e yükselmiş durumda. Arada bazı düşüşler var. Ama o düşüşler kalıcı olamamış ve son beş yılda TCMB faizi tam dokuz puan sıçramış. Üstelik 2016 sonbaharından itibaren kesintisiz olarak yukarıya tırmanıyor. Benzer sevimsiz bir eğilim tüketici kredisi faizinde de gözleniyor. Dönem başında yüzde 10 olan tüketici kredisi faizi, dönem sonund [Devamı]
    İki ayaklı kırılganlığı azaltma programı
    Fatih Özatay, Dr. 25 Nisan 2018
    Seçimden sonra yapısal sorunlara çözüm getirmek üzere ekonomiye odaklanılabilinirse, ele alınması gereken sorunların başında Türkiye’nin yurtdışından kaynak girişine (borçlanmaya) olan bağımlılığı gelmeli. Nasıl azaltılacak?Bu bağımlılık önemsiz düzeylere çekilmedikçe yabancı finans çevrelerinin Türkiye’ye yönelik iştahlarındaki her değişiklik Türkiye ekonomisini etkiliyor. Algılanan riskler nedeniyle risk alma iştahı önemli ölçüde azalıyorsa, önce keskin kur ve faiz artışları gözleniyor. Sonra enflasyon artıyor. Döviz cinsinden borçlu kesimlerin, özellikle de döviz borçları döviz alacaklarından oldukça fazla olan şirketlerin bilançoları bozuluyor. Daha az dış kaynak, bir süre sonra kredi arzını olumsuz etkiliyor. Aynı koşullarda kredi talebi de düşüyor. Tüm bu gelişmeler büyüme oranını dü [Devamı]
    Maratona koşarak devam edebilecek miyiz?
    Fatih Özatay, Dr. 18 Nisan 2018
    Önce yüzeysel kalayım: Önemli makroekonomik göstergelere bakıyorum. Sadece yüzeysel olmakla yetinmiyorum, seçici de oluyorum. Tüm önemli göstergelere değil de bir kısmına odaklanıyorum. Durum şöyle: [Devamı]