Arşiv

  • Ekim 2017 (14)
  • Eylül 2017 (18)
  • Ağustos 2017 (19)
  • Temmuz 2017 (21)
  • Haziran 2017 (23)
  • Mayıs 2017 (20)
  • Nisan 2017 (19)
  • Mart 2017 (21)
  • Şubat 2017 (16)
  • Ocak 2017 (20)
  • Aralık 2016 (19)
  • Kasım 2016 (22)

    Etiketler

    İdlib, denize çıkmak ve analiz sorunu -2-
    Nihat Ali Özcan, Dr. 20 Ekim 2017
    Gelişmeleri PKK pencere-sinden değerlendirmek örgütün İdlib’den Akdeniz’e açılacağı tezini test etmemizi sağlayabilir. Tüm aktörler gibi PKK da bu günlerde belirsizliklerden muzdarip. Çünkü örgütü de etkileyecek bir dizi gelişme yaşanıyor. [Devamı]
    Ben orta vadeli program (OVP)’ı neden samimi buldum?
    Güven Sak, Dr. 19 Ekim 2017
    İlk OVP 2005 yılında yayımlanmıştı. Geçenlerde 12’ncisi de yayımlandı. Ben en son 10’uncu OVP sırasında havluyu atmış ve “Bu OVP işinin artık iyice suyunu çıkarttık.” demiştim. Merak edenler şuradan okuyabilir isterlerse, ben söylediklerimin hepsinin hala geçerli olduğu kanaatindeyim: (http://www.tepav.org.tr/tr/blog/s/5481). “Daha da bakmam artık ben bu metne.” havasındaydım aslında. Geçen yıl bakmadım da zaten.  Ama doğrusu bu yıl motorlu taşıtlar vergisi (MTV) tartışmasını duyunca, merak ettim. Dönüp metni okudum. Doğrusu ya, ben metni, mevcut iktisadi problemlerimize teşhis koymak açısından samimi buldum aslında. [Devamı]
    Hayat tekdüze değil ki…
    Fatih Özatay, Dr. 18 Ekim 2017
    1994 Meksika (peso) krizinden önce Meksika’nın ekonomi yönetiminin ne kadar parlak beyinlerden oluştuğu batı medyasında sıkça dile getiriliyordu. 1997 ortasında Tayland’da patlak verip hızla Endonezya, Filipinler, Kore ve Malezya’ya sıçrayan kriz öncesinde bu ülkelerin önemli bir kısmı “Asya kaplanları” olarak niteleniyordu. Krizden birkaç ay önce aynı başlığı taşıyan bir Dünya Bankası raporu yayınlanmıştı mesela. Son küresel krizi daha önce öngören pek çıkmadı; krizden önce, artan risklere dikkat çeken iktisatçı sayısı bir elin parmaklarını geçmez herhalde. [Devamı]
    İdlib, denize çıkmak ve analiz sorunu -1-
    Nihat Ali Özcan, Dr. 17 Ekim 2017
    Geçen hafta Özel Kuvvetler, zırhlı, topçu ve komando birliklerinden oluşan unsurlar Suriye sınırına intikal ettiler. Bazıları “Gerginliği Azaltma Bölgesi” oluşturmak için İdlib’e girdi. Önümüzdeki günlerde diğer birlikler de peyderpey girecekler. Güvenlik ortamının belirsizliği, İdlib’in iç çeperlerinde görev yapacak birliklerin yanı sıra takviye birliklerin de sınırda yığınak yapmasını gerektiriyor. Tehdidin ölçeği, görevin karakteri, coğrafya, cepteki nüfus yoğunluğu dikkate alındığında, görevin uzun zaman alacağını, kuvvetin ise hatırı sayılır ölçekte olması gerektiğini söylemek abartı olmaz. [Devamı]
    Türkiye’nin bir İran jeopolitiği var mı?
    Hilmi Demir, Dr. 15 Ekim 2017
    İran uzun zamandır bölgede silahlı grupları destekleyen bir ülke olarak anıldı. İran’ın elindeki güçlü ordu, Irak, Suriye ve Lübnan’da sahip olduğu paramiliter ve milis güçler onun bölgedeki gücünün en önemli göstergeleri sayılır. 1 Fakat belki de unutulan İran’ın bu gücünün arkasında yatan ve bu gücün önünü açan yumuşak güç unsurlarıdır.  İran’ın bölgedeki  jeopolitiğini önemli kılan unsur da  bölgeyi dizayn etmede kullandığı bu yumuşak güç araçlarından geçiyor. Jeopolitik tasarım, belli bir kültür sisteminin devlet yoluyla hedef coğrafyalarda kültürel ve beşeri bir dünya inşa etme girişimi olarak görülebilir. Eğer bir siyasal güç (devlet) jeopolitik tasarımlar üzerinden bölgesel ve küresel bir güç haline gelmek istiyorsa, öncelikle buna hayata geçirecek güç araçlarını oluşturmak zorundad [Devamı]
    İdlib’i masaya taşımak...
    Nihat Ali Özcan, Dr. 13 Ekim 2017
    İdlib’de buz dağının görünen kısmını konuşmayı seviyoruz. TSK’nın “çatışmasızlık bölgeleri” inşa edeceğini, ardından da mucizevi bir şekilde barışın geleceğini, her şeyin yoluna gireceğini umut ediyoruz. Oysa önümüzde uzun, yorucu, çoğu zaman can sıkıcı, yavaş ilerleyen, kırılgan, sürprizlerle dolu ve pahalı bir süreç var. [Devamı]
    Bu yıl Nobel iktisat ödülü bir başka sevindirdi!
    Efşan Nas Özen 11 Ekim 2017
    Bu yıl iktisat Nobel ödülünü Richard Thaler aldı. Eğer bir Twitter hesabınız varsa ve iktisatçıları takip ediyorsanız, bu haberden sonra ortada bir heyecan olduğunu, bu yıl iktisatçıların bir kısmının sanki bir başka sevindiklerini görmüşsünüzdür. Neden? [Devamı]
    'İnsanlar', 'iktisadiler' ve 'hafifçe dürtme' ihtiyacı
    Fatih Özatay, Dr. 11 Ekim 2017
    İktisat ders kitaplarına göre ‘iktisadi birey (homo economicus)’ Einstein gibi düşünebilir, en güçlü bilgisayar gibi veri depolayacak hafızası vardır ve Mahatma Gandhi’nin iradesine sahiptir. Ama etrafımızdaki insanların böyle olmadıklarını biliriz: Hesap makineleri (akıllı telefonları) yanlarında değilse hesap yapmak için elleri ayakları dolaşır, sevgililerinin doğum günlerini unutabilirler, ya da yılbaşının ertesi günü ‘akşamdan kalma’ sendromu yaşayabilirler. Onlar birer ‘homo economicus’ değil ‘birer insandırlar (‘homo sapiens’)”.Hafta başında, Nobel Ekonomi Ödülü’nü kazandığı açıklanan Richard Thaler 2008’de günışığına çıkan “Nudge (hafifçe dürtmek anlamına geliyor)” adlı kitabının (Cass Sunstein ile ortak kaleme alınmış ve Türkçeye de çevrilmiş) ilk sayfalarında böyle diyor (biraz “s [Devamı]
    Suriye, İdlib ve ötesi
    Nihat Ali Özcan, Dr. 10 Ekim 2017
    Putin’in Suriye’de savaşan generalleri ABD’li meslektaşlarına göre daha şanslılar. Çünkü liderlerinin siyasi hedefi, tartışmaya yer vermeyecek kadar açık ve net. Rusya’nın, Akdeniz’de ve Ortadoğu’da çıkarlarını korumaya imkân verecek, işbirliğine hazır, Batı’dan kopmuş, zayıf bir hükümet eliyle Suriye’yi yönetecek bir aktörü iktidarda tutmak. Bu sayede deniz ve hava üslerinde on yıllar boyunca kalıcı olmak. [Devamı]
    Eğitim zenginleşme için ne kadar şarttır?
    Güven Sak, Dr. 09 Ekim 2017
    En son TEOG (Temel Eğitimden Orta Öğretime Geçiş Sınavı) tartışması ile yeniden eğitim meselesine döndük. Biz zaten hep böyle yaparız. Takip fikrimiz pek zayıftır. Arada bir bazı konuları hatırlarız, çok önemli bulup tartışırız, sonra hepten unuturuz. Memleketteki eğitim tartışması, tam da bu yüzden sanırım, Cem Yılmaz’ın yıllar öncesinden kalma, o veciz, “Eğitim şart” sloganının ötesine bir türlü geçemedi. Ekonomi ile ilgili değerlendirmeleri okurken, giderek daha sık bir biçimde duyuyorum, bu “eğitim şart” meselesini bugünlerde. Böyle bakınca hemen derin bir umutsuzluğa kapılmamak mümkün değil. Türk milli eğitim sistemi adı verilen yıkıntıdan nasıl bir zenginleşme gündemi çıkabilir ki? Gelin bugün tersinden bakalım. Eğitim zenginleşme gündemi için acaba ne kadar şarttır? Tanımlamaya hazı [Devamı]