Arşiv

  • Eylül 2018 (11)
  • Ağustos 2018 (19)
  • Temmuz 2018 (21)
  • Haziran 2018 (24)
  • Mayıs 2018 (22)
  • Nisan 2018 (22)
  • Mart 2018 (21)
  • Şubat 2018 (25)
  • Ocak 2018 (27)
  • Aralık 2017 (24)
  • Kasım 2017 (20)
  • Ekim 2017 (23)

    Etiketler

    Nereye gitti bunca borç?
    Fatih Özatay, Dr. 14 Mart 2018
    Türkiye’nin en önemli ekonomik sorunlarından biri -diğer tüm ekonomik sorunlarının şu ya da bu biçimde etkisi olduğu için belki de en önemli ekonomik sorunu- yüksek işsizlik oranına sahip olması. Kasım döneminde gerçekleşen işsizlik oranı yüzde 10.1 oldu. 2017 ortalaması ise daha yüksek: Yüzde 11. Tarımdaki istihdam yanıltıcı olabiliyor. Bu nedenle işgücü piyasası uzmanları, tarım dışı işsizlik oranına bakmayı daha doğru buluyorlar. O daha da yüksek: Yüzde 13.1.Elbette dünyada bizden daha yüksek işsizlik oranına sahip ülkeler de var. Ama neden kötü örneklere “özenelim”; hedef almamız gerekenlere bakalım: Kasım 2017 verilerine göre işsizlik oranı Japonya’da 2.7, Almanya’da 3.6, ABD’de 4.1 ve İngiltere’de 4.3. Bizim de yer aldığımız G20 grubundaki büyük gelişmekte olan ülkelerden de böyle dü [Devamı]
    Yeni bir enflasyon platosu
    Fatih Özatay, Dr. 07 Mart 2018
    Türk Dil Kurumu (TDK) sözlüğüne göre plato (yayla) üzerinde düzlüklerin belirgin olarak bulunduğu deniz yüzeyinden yüksek yeryüzü parçasına deniliyor. Bu yazı açısından bu tanımda iki unsur önemli: “Deniz yüzeyinden yüksek” olması ve “üzerinde düzlüklerin belirgin” olarak bulunması.Pazartesi günü şubat ayı enflasyon gelişmeleri açıklandı. Yıllık enflasyonun yüzde 10.3 olduğunu öğrendik. Şubat 2017’den bu yana, bir ay haricinde hiç tek haneli değerlere düşmedi enflasyon. Önümüzdeki dönem için en iyimser tahminler enflasyonun yılsonunda yüzde 10’un “biraz” altında kalacağı şeklinde. Bu tahminlerin temelinde ise önümüzdeki dönemde döviz kurunda kayda değer bir artış olmayacağı varsayımı var. Oysa böyle bir risk olduğu biliniyor.2017 başından bu yana ortalama enflasyon yüzde 11 oldu. Enflasyon [Devamı]
    Kim korkar(dı) hain kurttan
    Fatih Özatay, Dr. 28 Şubat 2018
    Son dört yıldaki döviz kuru artış oranları 2003-2006 döneminde gerçekleşen döviz kuru artışlarına göre çok yüksek. Tabloda hem 2003-2006 hem de 2014-2017 dönemlerine ilişkin enflasyon oranları, yarısı dolar yarısı eurodan oluşan döviz sepetinin lira karşısındaki değerinin (sepet kurun) artış oranları, ABD Merkez Bankası (FED) faizleri ile Avrupa Merkez Bankası (ECB) faizleri veriliyor. Nereden geldiğimizi göstermek için de 2002 yılına ilişkin değerler de yer alıyor tabloda. Tüm değerler yıllık ortalamaları ifade ediyor.Tabloyu inceleyince başka çarpıcı olgular da göze çarpıyor. Birincisi, son dört yılda büyük gelişmiş ülkelerde faiz oranları 2003-2006 dönemi ile karşılaştırılamayacak kadar düşük düzeyde. Üstelik, Türkiye ve benzer ülkeler için daha önemli olan FED faizi 2003-2006 döneminde [Devamı]
    ABD’de faiz artarken Türkiye’de faizi düşürebilmek
    Fatih Özatay, Dr. 21 Şubat 2018
    Geçen hafta kaldığım yerden devam edeyim. O yazının özü şuydu: 2001 krizi sonrasındaki beş-altı yıllık dönemde ekonomik temelleri sağlamlaştırmak için çok doğru adımlar atıldı. Maliye politikası düzgün bir şekilde yürütüldü. Para politikası enflasyona odaklandı. Bankacılık sektörünü sağlamlaştırmak üzere bir dizi reform yapıldı. İstikrarı sağlamaya yönelik bu politikaların dışında, ekonominin sorunlu alanlarında önemli reformlar gerçekleştirildi. Dış politikada ne komşularla ilişkilerde önemli bir sorun yaşandı ne de süper güçlerle. Avrupa Birliği ile işler yolunda gitti ve katılımı kolaylaştıracak bir dizi reform yapıldı. 2002’nin ikinci yarısında yurtta büyük bir siyasi şok gerçekleşti (koalisyon hükümetinin ortağı MHP erken seçim istedi). Yetmedi bir de yanı başımızda savaş başladı; ABD [Devamı]
    Kendi kendine faizi düşürmek lüksünden yoksun kalmak...
    Fatih Özatay, Dr. 14 Şubat 2018
    Gelişmekte olan ekonomilerin özellikle tasarruf açığı olanlarının finansal piyasalarında önümüzdeki dönem gergin geçecek. Malum, başta ABD Merkez Bankası olmak üzere büyük gelişmiş ekonomilerin merkez bankalarının önemli bir kısmı ya para politikalarını sıkılaştırmaya başladılar ya da başlamak üzereler. Türkiye özelinde, bu resme jeopolitik gelişmeleri de ekleyebilirsiniz. Ortalık fazla gerilmeden, olası döviz kuru gelişmeleri karşısında faiz politikası hakkında birkaç şey söylemek istiyorum.2001 krizi sonrasındaki beş-altı yıllık dönemi düşünün. Maliye politikası düzgün bir şekilde kamuoyuna daha önceden açıklandığı biçimde yürütülüyor. Para politikası enflasyona odaklanmış vaziyette. Bankacılık sektörünü sağlamlaştırmak üzere bir dizi reform yapılıyor. İstikrarı sağlamaya yönelik bu poli [Devamı]
    Finansal derinleşmede yolun sonu mu?
    Fatih Özatay, Dr. 07 Şubat 2018
    Türkiye ekonomisinin son on beş yılına bakıldığında en çarpıcı gelişmelerden biri finans sektöründe yaşandı. Önemli bir finansal derinleşme gerçekleşti. Finansal derinleşmeyi en belirgin sergileyen göstergelerin başında toplam kredi stokunun gayri safi yurtiçi hasılaya (GSYH) oranı geliyor: 2002 sonunda yüzde 10’un biraz üzerindeyken, 2017’nin üçüncü çeyreği itibariyle yüzde 60’ı az miktarda geçmiş durumda (Grafik 1).Finansal derinleşme genellikle olumlu bir gelişme olarak yorumlanır. “Genellikle” çünkü finansal derinleşmenin ne ölçüde sürdürülebilir olduğu da önemlidir. Sürdürülebilirlik açısından özellikle iki noktaya dikkat etmek gerekir. Birincisi, belli bir zaman diliminde gerçekleşen finansal derinleşmenin temel nedeni çok hızlı kredi artışı ise, büyük ihtimalle o ekonomiye ilişkin r [Devamı]
    Döviz kredisi düzenlemesi
    Fatih Özatay, Dr. 31 Ocak 2018
    Uzun bir süredir, Türkiye ekonomisinin temel kırılganlık kaynağının döviz cinsinden borçlarının döviz cinsinden alacaklarına kıyasla çok yüksek bir düzeyde bulunması olduğuna dikkat çekiyorum. Bu kırılganlık, döviz kurundaki sert ve görece uzun süreli yükselişlerin özellikle şirketler kesiminin bilançosunu sarsmasına yol açıyor. Döviz kurunda bu tip hareketlerin önemli bir kısmı Türkiye’nin kontrolünde olmayan nedenlere bağlı olarak ortaya çıkıyor. Mesela, gelişmiş büyük ülkelerin merkez bankalarının parasal sıkılaştırmaya gitmeleri, hele bu sıkılaştırmanın şiddetleneceği beklenirse Türkiye ve benzer kırılganlıklara sahip ülkelerde önemli tahribatlara yol açabiliyor. Genellersem, Türkiye ekonomisi yurtdışından sermaye (dış kaynak) girişinde oluşabilecek belirgin azalışlara karşı hassas. Bu [Devamı]
    Genç işsizlik
    Fatih Özatay, Dr. 24 Ocak 2018
    Genç işsizlik oranımız yüksek. Elimizdeki en son veri Ekim 2017 için ve 15-24 yaş arasında olup da işgücüne dahil olanların (çalışan ya da işsiz) yüzde 19’unun işsiz olduğunu gösteriyor. Geride bıraktığımız yılın ilk on ayının ortalaması daha yüksek: Yüzde 21.3. 2016 yılında ise bu oran yüzde 19.6 düzeyindeydi. Aynı dönemlerde genel işsizlik oranının yukarıdaki sırayla yüzde 10.3, 11.1 ve 10.9 olduğu dikkate alındığında, genç işsizlik oranının genel işsizlik oranının nerdeyse iki katı kadar olduğu ortaya çıkıyor.Peki, başka ülkelerde durum nasıl? Birkaç ülke vereyim ve önce genç, sonra da (parantez içinde) genel işsizlik oranlarını göstereyim (2016 yılı ve %): Güney Afrika: 53.3 (27.6); Yunanistan: 47.3 (21.6); Şili: 15.7 (6.5); Kore: 10.7 (3.8); Meksika: 7.7 (3.9); Almanya: 7.0 (3.9); Jap [Devamı]
    Türkiye’nin dış finansman ihtiyacı
    Fatih Özatay, Dr. 17 Ocak 2018
    Zaman zaman Türkiye’nin yıllık dış finansman ihtiyacı tartışılıyor. Bugün bu konuyu ele almak istiyorum. Tabloda iki ayrı “finansman ihtiyacı” değeri var. En üst satırda yer alan “finansman ihtiyacı-1”, cari işlemler açığından doğan finansman ihtiyacı ile vaktiyle alınan orta ve uzun vadeli kredilerin vadesi gelen kısımlarından kaynaklanan finansman ihtiyacının toplamından oluşuyor. Dolayısıyla, yıl içinde alınan ve o yıl içinde ödenmesi gereken kısa vadeli yükümlülüklerden kaynaklanan finansman ihtiyacını yansıtmıyor. “Finansman” ve “ek finansman” başlıkları altında yıl içinde bu finansmanın nasıl karşılandığı gösteriliyor (meraklısı için ayrıntısı yazının sonunda). En altta yer alan “finansman ihtiyacı-2” ise, cari işlemler açığından doğan finansman ihtiyacı ve o yıl içinde ödenmesi gere [Devamı]
    Bozuk gelir dağılımı
    Fatih Özatay, Dr. 10 Ocak 2018
    Refah açısından bakıldığında, bir ülkenin milli gelirinin büyüklüğü açısından dünyanın bilmem kaçıncı ülkesinin olmasının bir önemi yok. Aynı para birimi cinsinden ölçüldüğünde, A ülkesinin milli geliri 100 mangır, B ülkesinin milli geliri ise 500 mangır olsun. A ülkesinde 100, B ülkesinde ise 1000 kişi yaşasın. Bu durumda A ülkesinde kişi başına gelir 1 mangır, B ülkesinde ise 0.5 mangır olacak. Kişi başına düşen gelir açısından bakıldığında, açık ki, milli geliri çok daha düşük olan A ülkesi B ülkesinin iki katı kadar zengin.Oysa vatandaşların refahındaki değişimleri değerlendirebilmek için kişi başına gelir düzeyindeki değişimleri incelemek çok yetersiz. Öyle ya, emeklilerin oturduğu bir kahveye bir tane milyarder girse, kahvede o girmeden önceki kişi başına gelir düzeyi ile o girdikten [Devamı]