Arşiv

  • Şubat 2019 (11)
  • Ocak 2019 (17)
  • Aralık 2018 (14)
  • Kasım 2018 (14)
  • Ekim 2018 (17)
  • Eylül 2018 (13)
  • Ağustos 2018 (19)
  • Temmuz 2018 (21)
  • Haziran 2018 (24)
  • Mayıs 2018 (22)
  • Nisan 2018 (22)
  • Mart 2018 (21)

    Etiketler

    Katılımlı bir anayasa hazırlama süreci pekâlâ mümkündür
    Güven Sak, Dr. 12 Ocak 2008
    Sayın Başbakanımız perşembe günü 60. hükümetin eylem planını açıkladı. Hükümetimizin 2011 Türkiyesi'ne ilişkin vizyonunu ilk kez ayrıntılı bir biçimde ortaya koydu. Açıklanan 145 maddenin en başında da "Toplumsal uzlaşma ile yeni bir anayasa hazırlanacaktır" hedefi vardı. Öyle anlaşılıyor ki, yeni anayasanın kendisi bir nevi "reformların reformu" olarak kabul ediliyor. Ayrıca yeni anayasanın "toplumsal uzlaşma ile" hazırlanacağı da ifade ediliyor. Müsaadenizle bugün anayasa konusunda ortaya konulan bu son derece olumlu vizyonu ve nasıl operasyonel hale getirilebileceğini ele alalım. Hazırsanız başlayalım. Köşemizin müdavimleri hatırlayacaklardır biz bu yeni anayasa meselesini ilk kez ele almıyoruz. Bundan 4 ay önce AKP'nin bürokratik-akademik seçkinler eliyle kapalı kapılar a [Devamı]
    Güven, kötümserlik ve mali krizin büyüklüğü
    Hasan Ersel, Dr. 11 Ocak 2008
    Kriz ortamının en ilginç tarafı, insanların kendilerine ulaşan mesajlar karşısındaki tutumları. Normal koşullarda abartılı olarak görüp kolaylıkla çöpe atabilecekleri bir mesajı, kriz sırasında ciddiye alabiliyorlar. Hatta ona dayanıp strateji oluşturmaya da kalkışabiliyorlar. O zaman da hem hata yapan sayısı artıyor hem de hataların maliyeti. Krizi derinleştiren de bu oluyor. Durduran ise "güvenilir" bir oyuncunun ortaya çıkması. Örneğin ilgili kamu yetkesi (hükümet, merkez bankası gibi)... Tarihte bu tür yetkelerin ortaya çıkamadığı durumlar da olmuş. Krizin çok derinleştiği ve çok uzun sürdüğü dönemlerde... O zaman, toplum güvenecek bir oyuncu aramaya başlıyor. Bu boşluğu dolduracağını iddia edene de sarılabiliyor. Adolf Hitler'in iktidara geliş sürecinde olduğu gibi... ABD k [Devamı]
    2001 öncesinde de mali disiplin vardı
    Fatih Özatay, Dr. 10 Ocak 2008
    1990'dan bu yana bakınca üç tane keskin mali disiplin dönemi ayırt ediliyor. 'Keskin mali disiplin'den kast edilen şu: İstikrar programının uygulandığı dönemin ortalama faiz dışı fazlası ile uygulamanın ilk yılından önceki istikrarsız dönemin (iki yıl, ya da bir yıl) ortalama faiz dışı bütçe fazlası karşılaştırılıyor. Uygulama dönemindeki rakam, uygulama öncesinden en az milli gelirin yüzde 1.5'i kadar fazla olmalı. Bu, mali disiplin konusuyla ilgili iktisat yazınında oldukça sık kullanılan bir ölçüt.Karşılaştırma yapılırken bildiğimiz faiz dışı bütçe rakamları düzeltiliyor. Mesela herhangi bir yılda büyüme hızı yüksekse vergi geliri artışları da yüksek oluyor. Ama bu fazlalık bir mali disiplin çabasını göstermiyor; daha hızlı büyümeden kaynaklanıyor. Dolayısıyla, bütçe rakamlar [Devamı]
    Tempolu büyümenin engeli 'onlar' değildir
    Güven Sak, Dr. 08 Ocak 2008
    Herkes sorumluluğunu üstlenmelidir. Son günlerde ekonomiye ilişkin kestirimlerde hakim olan fikirlerin arkasında yanlış bir varsayımın yatmakta olduğu izlenimi en azından bu satırların yazarında giderek güçlenmektedir. Analizinizi dayandırdığınız varsayım yanlış olursa, o analizin de fazla bir değeri olmaz. Bu yanlış varsayım dün de vardı, bugün de vardır. Yanlış olduğu dün kanıtlanmıştır ama eğer zamanında davranmazsak, bu kez etkili olma ihtimali yüksektir. Bugün müsaadenizle bu yanlış varsayıma, bu tehlikeli yaklaşıma kısaca bir değinelim. Zaman zaman güçlenen bu yanlış varsayım, Türkiye ekonomisinin performansının, içeride bizim yaptıklarımızdan çok, dışarıdan gelen "onlar"ın tercihlerine bağlı olduğu varsayımıdır. "Her şeye kadir olan 'onlar'dır, 'biz' ise tevekkül içinde [Devamı]
    Bize 'oynaklık' mı lazım yoksa?
    Fatih Özatay, Dr. 08 Ocak 2008
    Dünkü yazımda enflasyondaki son gelişmeleri tartıştım. Ağırlıklı olarak da 2007'de enflasyonu belirleyen unsurların ve de enflasyonun kendisinin nasıl şekilleneceği üzerinde durdum. Merkez Bankası'nın (MB) enflasyonu ele alış biçimi ve ona yönelik politikasında bazı noktalar ısrarla yanlış anlaşılıyor. Israrla diyorum; çünkü bu konularda MB çeşitli açıklamalar yapıyor. Hazır ileriye yönelik enflasyon öngörülerimi vermişken bu yanlış anlaşılan konulardan önemli bir tanesi üzerinde kısaca durayım bugün. [Devamı]
    Kriz öncesindeki likidite bolluğu neden büyümeyi hızlandırmadı?
    Fatih Özatay, Dr. 07 Ocak 2008
    Tabloda 1990 ortalarından bu yana bankalar ve şirketler kesiminin yıllık net dış borçlanmaları gösteriliyor. Son sütundaki rakamlar haricindeki tüm değerler gayrisafi yurtiçi hasılaya oran olarak veriliyor. Son sütunda büyüme hızımız yer alıyor. Tablonun son üç satırında ise dönemsel ortalamalar gösteriliyor. 2001'i kriz yılı olduğu için ortalamalara dahil etmedim. [Devamı]
    2008'de üretici fiyatları yüzde 5 dolayında artabilir
    Hasan Ersel, Dr. 07 Ocak 2008
    2007 yılını TÜFE'de yüzde 8,39 ve ÜFE'de yüzde 5,94 artışla bitirdik. 2008'de ÜFE'nin azalma yönünde direnç göstermesini bekliyorum. Yeni bir şok olmayacağı varsayımı altında ÜFE'nin yüzde 5 dolaylarında artması olasılığı bana daha yüksek geliyor. [Devamı]
    Yüksek faiz, düşük kur politikası uygulanmadı
    Fatih Özatay, Dr. 06 Ocak 2008
    Kriz sonrasındaki hızlı büyümeye ilişkin alternatif görüşleri incelemeye devam ediyorum. Büyümeyi büyük ölçüde 'bizim gerçekleştirdiklerimize' bağlayan ilk görüşe ilişkin daha önceleri çok yazı yazdım. Perşembe günü bu görüşü bir kez daha özetledim. Bugün sıra büyümeyi yurtdışından fon girişine bağlayan görüşe geldi.Olan biteni uluslararası likidite bolluğuna bağlıyor bu görüş. Doğal uzantısı da 'Bu bolluğun ortadan kalkması halinde büyümeyeceğimiz' şeklinde oluyor. Ekonomi politikasına yönelik önemli çıkarsamalar yapmak mümkün buradan yola çıkarak. Dolayısıyla, mutlaka analiz edilmesi gerekiyor.Öncelikle vurgulamak istediğim bir nokta var: Makroekonomik disiplin ve yapısal reformları büyümenin arkasındaki temel neden olarak görmem (ilk görüş), uluslararası fon akımlarının büyüm [Devamı]
    Her veri bilgi midir
    Hasan Ersel, Dr. 04 Ocak 2008
    Dışa açılma deneyimimiz başladıktan sonra dünyada neler olup bittiği ile biraz daha fazla ilgilenmeye başladık. Başka ülke ekonomilerinde olup bitenlerin bizler üzerindeki etkilerini hesaba katmamız gerektiğini, bazen yüksek fiyat ödeyerek öğrenmeye başladık. Bu yönde yeterince yol aldık mı, emin değilim. Ama giderek başka ülkelerdeki iktisadi verilerin eskiye oranla çok daha ilgi çektiği açık. Hele son birkaç yılda ABD ekonomisine ilişkin verileri neredeyse Türkiye'ninkilerden daha fazla duyar hale geldik. Televizyon kanallarında sık sık "ABD'nin filan verisi falan gün yayımlanacak" türü haberler veriliyor. Amerikalılar da sözlerinin eri oldukları için o gün bu veriler yayımlanıyor. Bu defa televizyonlar ve gazeteler bu verileri bizlere duyuruyor. Peki biz bunları duyunca bilgil [Devamı]
    Amerikan tüketicisinin neşesi hepimizi ferahlatır
    Güven Sak, Dr. 04 Ocak 2008
    Bugünlerde Amerikan tüketicisi gözümüzün bebeği. Herkes işi gücü bırakmış bir halde, ABD kaynaklı bankacılık krizinin Amerikan tüketicilerinin neşesini kaçırıp kaçırmadığını, kaçırdıysa ne kadar kaçırdığını keşfetmeye çalışıyor. Aralık başında, bizde olmayan ama ABD'de olan, fon akımları tablosunun 2007 yılı 3. çeyrek rakamları yayımlandı. Rakamlara bakıldığında, Amerikan hanehalkı servetinde, bankacılık krizinden kaynaklanan, bir büyük olumsuz etki görünmüyor. Konut yatırımlarından gelen kayıp, tahvil ve hisse senedi yatırımlarından gelen kazançla dengelenmiş gibi duruyor. Bakın bu iyi haber. Bankacılık krizinden gelen hasar, bir tek bankalardaki hasarla sınırlı kalacaksa, krizin etkileri daha kolay yönetilebilir. Değerlendirmemize buyurun, efendim. İsterseniz değerlendirmeye, [Devamı]