Arşiv

  • Aralık 2022 (3)
  • Kasım 2022 (10)
  • Ekim 2022 (9)
  • Eylül 2022 (11)
  • Ağustos 2022 (11)
  • Temmuz 2022 (9)
  • Haziran 2022 (10)
  • Mayıs 2022 (10)
  • Nisan 2022 (12)
  • Mart 2022 (13)
  • Şubat 2022 (9)
  • Ocak 2022 (9)

    Obama ile 'Uzay Yolu' kuşağı ilk başkanını çıkardı
    Güven Sak, Dr. 08 Kasım 2008
    Barack Hussein Obama, 4 Ağustos 1961'de doğdu. Şimdilerde Amerika Birleşik Devletleri'ne(ABD) başkan seçildi. Görevi ocak ayının sonuna doğru devr alacak. Bu aralar her yerde onun hayatı ile ilgili yazılar okuyoruz. Yazılarda Bush sonrası yeni dönemin nasıl olabileceğine dair öngörüde bulunulmaya çalışılıyor. Gelin bugün aynı konuya daha farklı bir açıdan bakalım. Siz, Obama'nın, ABD'nin ilk "Uzay Yolu" kuşağı başkanı olduğunun farkında mısınız? Üstelik Mart 2008'de Hillary Clinton'a karşı başkan adaylığı yarışını yürütürken gittiği Wyoming eyaletinde tam da şöyle demişti: "Ben bir Uzay Yolu izleyicisiyim. Son sınıra inanırım. (I am a Star Trek fan. I believe in the final frontier.)" Doğrusu ya, ben bunun son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Gelin bakın neden öyle düşünüyoru [Devamı]
    2009 bütçe tasarısı TBMM'de güçlendirilmelidir
    Güven Sak, Dr. 04 Kasım 2008
    Bugünlerde dünyamız olağanüstü bir dönemden geçiyor. İktisadi sistemimizin kalbinde yangın var. Yangının kendisi halen kontrol altına alınmadı ama gidişat öyle gösteriyor ki, yakında alınacak. Ancak iş orada bitmeyecek. Yangının yol açtığı hasar bir süre daha herkesi etkilemeye devam edecek. Türkiye yangından doğrudan etkilenmedi ama dolaylı olarak etkilenecek. Şimdilerde her ulus devlet kendi ekonomisini yangının ikincil etkilerinden korumak için tedbir üzerine tedbir düşünüyor. Şimdi zaman ülkenin üretim kapasitesini bu olağanüstü dönemden en az hasarla çıkaracak tedbirleri alma zamanıdır. Burada alınacak önlemlerin, öyle hemen en kolay akla geliverdiği gibi, para politikası alanı ile bir alakası yoktur. Yapılması gerekenler doğrudan maliye politikasıyla, bütçe ile alakalıdı [Devamı]
    Neredeyiz?
    Güven Sak, Dr. 01 Kasım 2008
    Türkiye hâlâ IMF ile ne yapacağına karar vermiş gibi görünmüyor. Her kafadan IMF ile anlaşma konusunda bir laf çıkıyor. Söze, genellikle "Türkiye'nin şimdilik IMF'nin parasına ihtiyacı yok ama..." diye başlanıyor sonra neden bir anlaşmanın iyi olduğu gayet incelikli bir biçimde vurgulanıyor. Söze şöyle bir "Türkiye ekonomisi aslında gayet sağlam durumda" diye başlanıyor sonra bir "..ama.." eklenip yola devam ediliyor. Argüman böyle başlayıp devam edince, hükümetin IMF ile neden bir anlaşma yapması gerektiği bir türlü tam olarak anlaşılamıyor. Bu arada Sayın Başbakanımız, bir yandan, "IMF'ye ümüğümüzü sıktırmayız" diyor ve özellikle vurguluyor, "bize, klasik anlaşma önermeyin" diyor, öte yandan ise "Biz IMF düşmanı değiliz" diye özenle altını çiziyor. Gelin bugün isterseniz şu I [Devamı]
    ABD Merkez Bankası neden bizi seviyor
    Güven Sak, Dr. 31 Ekim 2008
    Eskiden hayat bu kadar karmaşık değildi. Şirket ve banka bilançoları bu kadar iç içe geçmemişti. Kriz dediğiniz bir dizi çevre ülkede olurdu. Etkisi yerel kalırdı. Bu algılamayı sorgulattıran ilk uluslararası finansal kriz 1997 yılındaki Asya kriziydi. İşte o kriz, iktisat literatürüne "bulaşma etkisi" diye bir kavram sokmuştu. Krizlerin ortada hiçbir mesnedi yok iken, yalnızca bilançolar iç içe geçmiş diye bir ülkeyi etkileyebileceğini bize ilk Asya krizi gösterdi. 2007-08 krizi ise bizim ilk küresel krizimiz. Bunun böyle olduğunu artık biliyoruz. Daha doğrusu bildiğimizi düşünüyorduk. Ama evvelki gün ABD Merkez Bankası'nın (Fed) bir dizi ulusal merkez bankasına kısa vadeli dolar kredisi açmak için oluşturduğunu açıkladığı mekanizmaya ne diyorsunuz? IMF de aynı anda kendisinin [Devamı]
    Merkez Bankası'na yeni bir görev düşmektedir
    Güven Sak, Dr. 28 Ekim 2008
    Bu kriz, öncekilere benzemeyen, bir krizdir. Öncekiler deyince, niyetimiz, işi, kapitalist üretim tarzının başlangıcına kadar filan götürmek değil. Niyetimiz son derece operasyonel. Bu kriz, 2004 yılındaki, 2006 yılındaki çalkantılara hiç ama hiç benzemiyor. Daha ciddi. Ciddi kriz deyince, kolektif hafızamızda yer eden 2001 krizidir. Bu kriz, 2001 krizi benzeri sonuçlara yol açabilecek potansiyele sahip bir krizdir. Öncelikle üzerinde mutabakat sağlanması gereken iki mesele vardır: Bunlardan ilki işin ciddiyeti ile ilgilidir. İş ciddi ise üzerine ciddiyetle eğilmek gerekir. Bu kriz, ciddiyetle ele alınması ve üzerinde düşünülmesi gereken bir krizdir. Bu ilk noktadır. İkincisi ise ortada 2001 krizi benzeri sonuçlara yol açabilecek potansiyel bir tehdit vardır. İş, 2001 yılındaki [Devamı]
    Güney Kore hükümeti krizi fırsata çevirmeye çalışıyor
    Güven Sak, Dr. 21 Ekim 2008
    Güney Kore hükümeti, Kore bankalarının dışarıdan yabancı para cinsinden temin ettiği yaklaşık 100 milyar dolar tutarındaki krediyi, 30 Haziran 2009'a kadar devlet garantisi altına aldığını açıkladı. Bu arada bankalara 30 milyar dolarlık likidite imkânı temin edileceğini ve KOBİ'ler için Kore Kalkınma Bankası'na 750 milyon dolarlık bir kaynak aktarılacağını da belirtti. Güney Kore hükümeti, bizim gibi ülkelere yayılma aşamasına gelen krizi geriden takip etmeyi değil, krizin önünden gitmeyi tercih etti. Doğruyu yaptı. Bize kalırsa Güney Kore hükümeti gelişmekte olan ülkeler arasında proaktif yolun nasıl olması gerektiğini gösteriyor. Biz bu eğilimin giderek yaygınlaşmasını bekliyoruz. Birkaç gündür, Türkiye'de, tam da böyle proaktif politikalara geçiş zamanı olduğunun altını çizi [Devamı]
    Kriz bize doğru nasıl yürür? Vaziyet umutsuz mudur?
    Güven Sak, Dr. 18 Ekim 2008
    Daha önce birkaç kere altını çizdik: İçinde bulunduğumuz uluslararası bankacılık krizi, güzel mavi yerküremizin karşılaştığı ilk küresel krizdir. Buradaki "küresel"in manası, banka ve şirket bilançolarının, bugün, dün olmadığı kadar, birbirinin içine geçmiş olmasıdır. Böyle bir ortamda, finansal serbestleşme sürecinden geçmiş, dışa açık bir ekonominin bu ölçekte bir krizin etkilerinden kendisini tamamen soyutlayabilmesi ne yazık ki mümkün değildir. Siz gözlerinizi de kapatsanız, "endişelenmemeye" kararlı da olsanız, vakıa ortadadır. Vakıa ile kavga edilmez. Yalnızca gereken yapılır. Evet, gelişmiş ülkelerde krize artık doğru bir biçimde müdahale edilmiştir. Bugünlerde gelişmiş ülke finansal piyasalarında devam etmekte olan sarsıntılar, krizin, bir nevi artçı sarsıntılarıdır. N [Devamı]
    Olayların önünden gitmeliyiz ama geride kalıyoruz
    Güven Sak, Dr. 17 Ekim 2008
    Geçmişi tartışmanın hiç kimseye yarar getirmeyeceği bir süreçteyiz. Şimdi artık olayların önüne geçmek gerekiyor. Gelin bugün iki adet tespitle başlayalım: Birincisi, Amerika Birleşik Devletleri'nde başlayıp, şimdilerde dünyayı saran bu yangın, daha Türkiye'ye gelmemiştir. Hissettiğimiz yangının ateşi değil, uzaktan gelen dumanıdır. İkincisi, bugüne kadar buraya gelmemiş olan yangın, artık buraya gelme yolundadır. Türkiye'de hesapları, bu çerçevede, yapmakta fayda vardır. İlk sonuç açık değil mi? IMF ile anlaşma yapmaya artık ihtiyaç kalmadığını düşünmemekte fayda vardır. Asıl bugün, dünden daha fazla IMF ile anlaşma yapmak önem taşımaktadır. Eğer hâlâ bugüne kadar sürdürdüğümüz reaktif tavrı devam ettirirsek, bir süre sonra zaten hiçbir adım atmamıza gerek kalmayacaktır. Ne ola [Devamı]
    Paket halen eksiktir
    Güven Sak, Dr. 14 Ekim 2008
    Bu hafta sonu tüm gözler Atlantik Okyanusu'nun bizden tarafını izliyordu. Merakla beklenen toplantı bu kez Paris'teydi. Euro bölgesi ülkeleri liderleri toplantıda, akşam ise dönem başkanı, Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy ekranlardaydı. Kamu kaynakları ile bankaların sermayelendirilmesi dahil, her tür adımın içinde bulunduğumuz hafta içinde atılması konusunda bir ortak nokta söz konusuydu. Şimdi bu ne anlama gelmektedir? Bu toplantı ile çözüme yönelik, ciddi bir mesafe alınmış mıdır? Ortadaki uzlaşmanın işaret ettiği zafiyet nerededir? ilk sorudan başlayarak, neden umutlu ancak mutsuz olduğumuzu anlatmaya başlayalım. Evet, evet, vaziyet tam da böyle. Umutlu ancak mutsuz. Gelin bir bakalım. Şimdi bu hafta sonu Paris'te açıklanan kararlar ne anlama gelmektedir? Ortada iki adet kutup v [Devamı]
    Küresel kriz bize ne getirir
    Güven Sak, Dr. 11 Ekim 2008
    Dünyada her gün milyarlarca söz veriliyor. Biri diğerine ileride bir konuda yardımcı olmaya, ödeme yapmaya, mal teslim etmeye, bozulan bir malı tamir etmeye söz veriyor. Sonra ancak o sözlere dayalı olarak yerine getirilebilecek bir dizi söz daha veriliyor. Biri size ödeme yapacak ki, siz de aynı gün beş ayrı yerde ödeme yapabileceksiniz, size bir mal teslim edilecek ki, dünyanın dokuz ayrı yerine başka bir mal teslimatını bundan bir ay sonra, yapabileceksiniz. Böyle bakarsanız, dünya üzerinde yaşamımızı biçimlendiren ve düzene koyan, birbirimize verdiğimiz sözler ve o sözlere güvenerek atılan adımlardır. Sözler, el sıkışmaktan kontratlara kadar değişik biçimlerde olabilir. Her kontrat ileride yerine getirilecek bir değil, birkaç sözü ve de o sözün nasıl yerine getirileceğine i [Devamı]