Arşiv

  • Haziran 2024 (9)
  • Mayıs 2024 (16)
  • Nisan 2024 (15)
  • Mart 2024 (19)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)
  • Temmuz 2023 (18)

    Programın başarı koşulları ve IMF
    Fatih Özatay, Dr. 27 Eylül 2009
    Bu ayın ortasında açıklanan Orta Vadeli Program'ın başarı koşullarını tartışmaya başlamıştım. Son yazımda değindiğim koşullar şunlardı: Maliye ve para politikası değişkenlerine ilişkin 2010-2012 için verilen sözlerin 'yapılabilir' olması gerekiyor. İkincisi, bu değişkenlerle büyüme ve işsizlik oranları gibi herkesi ilgilendiren değişkenler arasında bir ilişki olmalı ki, 'yapılabilirlik' bir işe yarasın. Bu iki koşulun yerine gelmesi açısından bir sorun yok gibi görünüyor. Üçüncü ve yerine getirilmesi asıl zorlu olan koşul, para ve maliye politikasına ilişkin değişkenleri söz verdiğimiz düzeylerde tutacağımıza dair güven sağlamak. Orta vadeli mali kural uygulamasına sağlam bir yasal altyapı ile geçilmiş olsaydı bu açıdan içimiz rahat olacaktı. Burada bir risk var; ama gerekli yas [Devamı]
    Programın başarı koşulları
    Fatih Özatay, Dr. 24 Eylül 2009
    Orta Vadeli Program'ın (OVP) 2010-2012 dönemi için büyüme öngörüleri şöyle: 2010: Yüzde 3.5, 2011: Yüzde 4, 2012: Yüzde 5. Bu öngörüler gerçekleşirse büyüme hızımız program döneminin ilk iki yılında potansiyelinin altında kalacak, son yılında ise potansiyeline yaklaşacak. Küresel deneyimden biliyoruz ki işsizliğin kriz öncesindeki düşük düzeyine gelmesi, milli gelirin kriz öncesindeki yüksek düzeyine geri dönmesine kıyasla çok daha uzun sürüyor. OVP'nin bu deneyime uygun olan işsizlik öngörüleri ise şöyle: 2010'da yüzde 14.6, 2011'de yüzde 14.2 ve 2012'de yüzde 13.3. Kriz öncesinde, 2007'de bu oran yüzde 10.3 düzeyindeydi. Özet olarak, potansiyel büyüme hızımıza üç yıl sonra ulaşacağımız ve işsizlik oranının bu sürede kriz öncesi düzeyine dönmek bir tarafa, onun 3 puan üzerinde [Devamı]
    OVP ve Merkez Bankası bağımsızlığı
    Fatih Özatay, Dr. 21 Eylül 2009
    2001 krizi sonrası uygulanmaya başlanan 'Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı'nın en önemli unsurlarından biri Merkez Bankası'nın bağımsızlaştırılmasıydı. Bağımsızlık merkez bankalarının başlarına buyruk davranmaları anlamına gelmiyor. Çoğu ülkedeki ve bu arada bizdeki uygulama şöyle: Yasaları, merkez bankalarının ana amaçlarının fiyat istikrarının sağlanması olduğunu belirtiyor. Bu çerçevede hükümetler onlara yıllık ve orta vadeli bir enflasyon hedefi veriyorlar. Bazı durumlarda merkez bankalarının da görüşlerini alarak hedefi saptıyorlar. Ama sonuçta asıl sorumluluk hükümetlerin. Yani 'davul kimin boynundaysa tokmak da onda.' Bu hedef saptandıktan sonra, hedefe uygun teknik ayrıntılar, diğer bir ifadeyle para politikasının uygulanması merkez bankalarına bırakılıyor. Hedeflerden sapm [Devamı]
    Sanayi büyüme rakamları arasındaki büyük fark
    Fatih Özatay, Dr. 20 Eylül 2009
    Son günlerde ekonomi basınında üzerinde önemle durulan bir nokta var: İkinci çeyrek yıllık dönem için geçen hafta içinde açıklanan milli gelir büyümesi rakamları ile daha önce açıklanan sanayi üretim endeksi (büyümesi) rakamları arasında önemli farklılık olduğu vurgulanıyor. Oysa daha önce böyle bir bu farklılığın olmadığı belirtiliyor. Gelin GSYH'nin alt kalemi olarak sanayi sektörünün büyüme hızı ile sanayi üretim endeksinden elde edilen büyüme rakamlarını karşılaştıralım. Önce son çeyrekte ne olduğunu hatırlatmakta yarar var. GSYH verilerine göre sanayi sektörü büyümesi ikinci çeyrekte eksi yüzde 8.7. Oysa aynı dönemde sanayi üretim endeksi büyümesi eksi yüzde 15.4 Arada büyük fark var. Peki, önceki dönemlerde durum nasıl? Böyle bir farklılık var mı? Veriler 1998'den itibaren [Devamı]
    Orta vadeli programın üç hassas noktası var
    Fatih Özatay, Dr. 17 Eylül 2009
    Dün bir basın toplantısıyla Başbakan Yardımcısı Ali Babacan 2010-2012 dönemini kapsayan orta vadeli programı açıkladı. Programla birlikte 2009 yılına ilişkin güncellenmiş tahminler de kamuoyuna duyuruldu. Öncelikle şunu belirteyim: Açıklanan makroekonomik hedefler ve tahminler iki koşulla ulaşılabilir görünüyor: Yeni bir küresel şok gelmezse ve açıklamada peşi sıra sayılan önlem ve reformları hayata geçirebilirsek. Dış dünyaya ilişkin varsayımlar doğal olarak uluslararası kurumların tahminlerine dayanıyor. Şöyle: Küresel büyümenin 2009'un son çeyreğinden itibaren ılımlı bir şekilde artacağı varsayımı var. Buna paralel olarak emtia fiyatlarında 2010'da önemli bir artış öngörülüyor. Ayrıca gelişmiş çoğu ülkenin, ekonomik toparlanmalarının belli bir aşamasında faiz ve vergi oranları [Devamı]
    Dokuz ay sonra yine 'IMF light'
    Fatih Özatay, Dr. 14 Eylül 2009
    Neredeyse bir yılı aşkın bir süredir IMF ile Türkiye'nin bir anlaşma yapıp yapması gerektiği üzerine bu ülkede yapılan tartışma yanlış bir zemine oturuyor. Bu konuda ileri sürülen görüşlerin önemli bir kısmını iki temel gruba indirgemekle fazla bir hata yapmayacağımı düşünüyorum. İlk grupta, böyle bir kriz ortamında IMF ile anlaşma yapılması halinde, IMF'nin sıkı maliye ve para politikası uygulanmasını isteyeceğini ve ilgili-ilgisiz çok sayıda yapısal reformun gerçekleştirilmesi koşulunu getireceğini düşünenler var. Bu durumda, zaten derin bir krizde olan Türkiye ekonomisinin daha da küçüleceğini ve işsizliğin artacağını belirtiyorlar. Bu nedenle de böyle bir anlaşma yapılmasına karşı çıktılar, çıkıyorlar. İkinci grupta, IMF ile yapılacak anlaşmanın hem yurtiçine hem de yurtdışın [Devamı]
    Krizden çıkıyoruz: Yeni bir gösterge daha
    Fatih Özatay, Dr. 13 Eylül 2009
    Hay Allah! Nasıl yaptım bu hatayı. Krizden çıkmakta olduğumuzun öncü göstergesini nasıl da kaçırdım. Hepinizden özür dilerim. Dilerim de, neden özür dilediğim daha açık olsun diye, biraz geçmişe gitmeme izin veriniz lütfen.   Tarih 13 Ağustos 2006. Çok önemli bir tarih. Öncü göstergeler literatürüne bu 'satırların yazarının' yaptığı en mümtaz katkılardan birini gün yüzüne çıkardığı tarih. Efendim, şöyle yazmışım: "Ekonomik krizin ulaştığı boyut ya da krizin artık geride kalıp kalmadığı hakkında bir fikir edinmek için şüphesiz çok çeşitli göstergelere bakılabilir. Mahcubiyetin bir anlamı yok; itiraf edeyim. 2001 krizi sırasında ve sonrasında bir dostumla (adı lazım değil; istiyorsa kendisi açıklasın) birlikte baktığımız göstergelerden birisi de 'Tex-Zagor endeksi'ydi. Buna 'çizg [Devamı]
    İlk çeyreğe göre daha kötü değiliz, ama...
    Fatih Özatay, Dr. 11 Eylül 2009
    Yılın ikinci çeyreğine ilişkin milli gelir verileri açıklandı. Buna göre, ikinci çeyrekte bir yıl öncesinin aynı dönemine kıyasla yüzde 7 oranında küçüldü Türkiye ekonomisi. Bu küçülme oranı beklenenden biraz daha düşük düzeyde gerçekleşti. Ayrıca, ilk çeyrekteki küçülme hızımızda bir değişiklik yapıldı. Daha önce yüzde 13.8 oranında küçüldüğümüz açıklanmıştı. Bu rakam yüzde 14,3 olarak düzeltildi. Bu gelişmeler Grafik 1'de yer alıyor. Şimdi, soru şu: 2009'un ikinci çeyreği için açıklanan küçülme hızını nasıl yorumlamalıyız? Grafik 1: Çeyrekler itibarıyla yıllık GSYH büyüme hızı (%, 1999.I  2009.II) İlk bakışta ilk çeyrekteki küçülme oranından çok daha düşük bir oranda küçülmüş olmamız önemli bir toparlanma işareti olarak algılanabilir. Ama böyle bir yorum yapmak için acele et [Devamı]
    Bir toplantının akla getirdikleri
    Fatih Özatay, Dr. 10 Eylül 2009
    Artık son derece bıktırıcı ve de sevimsiz bir hale geldiğinden, ısrarla o çok tartışılan IMF ile anlaşma konusunda yazmamaya çalışıyordum. Ne var ki bugünkü yazının konusu yine IMF. Nedeni de şu: Pazartesi günü Brüksel'de dar çerçevede tutulan bir karşılıklı tartışma toplantısına TEPAV'ı temsilen katıldım. Dikdörtgen şeklinde düzenlenmiş bir masa etrafında akademisyenler, bazı basın mensupları, AB ve IMF temsilcileri, bazı eski merkez bankacılar ile düşünce kuruluşlarından insanlar vardı. Katılımcıların çoğu Merkezi ve Doğu Avrupa ülkelerindendi. Toplantının kuralları gereği kimlerin neler söylediğini yazamayacağım. Ancak söylenenleri belirtmek ve de yorumlamak özgürlüğüm var. Önce şunu söyleyeyim: IMF katılımı üst düzeydeydi. IMF başkanı da oradaydı, iki üst düzey yönetici de. S [Devamı]
    Bir de ekonomik açılım
    Fatih Özatay, Dr. 07 Eylül 2009
    Geçen hafta içinde bir toplantıda bir işadamı "Bize bir de ekonomik açılım gerekli." dedi. Ekonomik açıdan içinde bulunduğumuz durumun hoş bir özetiydi bu söz. Ortada önemli bir sorun var. Üzerine gitmezsek sorun daha da büyüyecek ve Türkiye'nin yarınları için ayak bağı olacak. Sorunun üzerine gitmek gerekiyor. Tamam da, nasıl? Ya, sorunu çözelim derken, iyice içinden çıkılmaz hale dönüştürürsek? Bir süredir bu gerekliliğin nedenini tartışmaya çalışıyorum. Dün, eylül ayından ileriye doğru bakınca yakın gelecek için görünen tabloya değinmiştim. Bu tablo, önümüzdeki birkaç yıl, büyüme hızımızın alacağı büyüklüğün dış dünyadaki gelişmelere bağlı kalacağını söylüyordu. Gelişmiş ülkeler, özellikle de ihracatımızın yarısını yaptığımız AB ülkeleri toparlanıp, vatandaşları harcamaya başl [Devamı]